Ana Sayfa | İŞ'TE İNSAN Gazete | İş'te Portre | İş'te Portre: Prof. Oktay Tabasaran

İş'te Portre: Prof. Oktay Tabasaran

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
İş'te Portre: Prof. Oktay Tabasaran

Mart ayında Türkiye’de yapılacak Beşinci Dünya Su Forumu için geri sayım başladı. Çevre Bilimi’nin maestrosu olarak tanınan Ordinaryus Prof. Dr. Oktay Tabasaran, “Forumun amacı, suyu politika gündemine sokmak” diyor

İŞ’TE İNSAN – 11.01.09
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr

“Türkiye’nin, Irak’tan bile az suyu var!”
Küresel ısınmayla, dünyanın en büyük kabusu ve günün en önemli gündem maddelerinden biri ‘su’ oldu. Su kaynaklarının ülkeler arasında barışa, güvenliğe ve işbirliğine katkı sağlayacak şekilde etkin kullanımı ve korunması konusu, bu yıl 16 - 22 Mart tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak olan Beşinci Dünya Su Forumu toplantılarında ele alınacak.

20 binden fazla kişinin katılması beklenen bu organizasyon için 50 kişiden oluşan sekreterya ekibi, gerçek anlamda gece - gündüz çalışıyor. Organizasyonun başında ise beşinci Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Prof. Oktay Tabasaran var.

Prof. Tabasaran ömrünü çevre ve su konularına adayan, bu konuda birçok bilimsel çalışmanın içinde ve başında bulunan bir bilim insanı. “Zaten emekli olmuştum ve böyle bir teklif geldiğinde seve seve kabul ettim” diyen Prof. Tabasaran’la, organizasyonun amacı ve su kaynaklarının etkin kullanımı üzerine konuştuk.

Böylesine büyük bir organizasyonun başında olmanın sizin için önemi ne?
Bu organizasyon sadece benim için değil, Türkiye için son derece önemli. Stuttgart Teknik Üniversitesi’nden emekli olduktan sonra zaten vaktim vardı, 1,5 yıl önce organizasyon için Türkiye’ye döndüm. Ailem hala Almanya’da yaşıyor. Yaklaşık 50 kişilik bir sekreteryayla, çok yoğun bir mesai harcıyoruz. Çünkü bütün dünya ile temas halinde olup program geliştirmemiz gerekiyor. Çok yönlü çok çeşitli seviyelerde temaslar kuruyoruz.

Organizasyonun su konusundaki ana mesaj ne olacak?
Bunu üçe ayırmak mümkün. 1. Suyun önemini ortaya çıkarmak. 2. Su problemlerinin çözümünde ortak bir bilinç yaratmak. 3. Dünyada suyu devamlı olarak politikanın gündeminde tutabilmek.

Politikanın gündeminde tutulduğu zaman çalışmalar hız kazanıyor herhalde?
Şüphesiz öyle... İşin en önemli kısmını bence bu oluşturuyor. Suyun teknolojik-mühendislik yönü önemli ama su yönetimi ve yatırımlar ancak siyasi kararlarla mümkün oluyor. Bu nedenle de konu mutlaka politikanın gündeminde olmalı. Çünkü bu, dünyada herkesi ilgilendiren bir konu. O nedenle politik liderlerin aralarında konuşup anlaşmaları ve birbirlerini desteklemeleri gerekiyor.

Mevcut  tabloya baktığınızda böyle bir ortak hareketi mümkün görüyor musunuz?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki örgütlenmede bir eksiklik var. Mesela iklim değişikliği için Birleşmiş Milletler üzerinden örgütlenilmiş. Devlet adamları bir araya geliyor ama su için böyle resmi bir organizasyon yok. Dünya Su Forumu bir miktar bu boşluğu dolduruyor.

Üç yılda bir yapılan forumun bu yıl beşincisi düzenleniyor. 15 yılda alınan mesafeyi yeterli görüyor musunuz?

Akademisyen olduğum için ‘yeterli görüyorum’ dememe imkan yok. Çünkü daima daha iyisinin olacağını biliyorum. Hayat boyunca hatta insanlık tarihi boyunca da bu böyle sürecek. Fakat çok şey yapılıyor, önemli olan ilerlemek.

Bu konuda yıllardır bilimsel çalışmalar yapan biri olarak su ile ilgili nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Dünya nüfusu yakında dokuz milyarın üzerinde olacak. Bu, su da dahil her türlü kaynağa talebin artacağı anlamına geliyor. Birçok ülkede su ciddi anlamda kısıtlayıcı bir sorun haline gelecek.

Türkiye özelinde durum nasıl?
Akıllı kullanmalıyız çünkü ‘su içinde’ yüzmüyoruz. Suyumuz bol değil. Irak’ın bile bizden fazla suyu var. Şu anda Türkiye’de kişi başına kullanılabilir olarak bin 600 metreküp su düşüyor. Nüfusumuz artıyor, hayat standardımız yükseliyor. Önümüzdeki 15 - 20 yılda kişi başına bin metreküpe düşecek. O zaman da suyumuzun yetmesi lazım. Su zengini değiliz ama yetecek kadar suyumuz var. Bu nedenle suyumuzu iyi yönetmemiz şart.

Ne yapmamız gerekiyor?
Son derece akıllı hareket etmeliyiz. Bunun için gerekli planlar yapılıyor. Suyun gelişmemizi kısıtlayıcı bir unsur haline gelmemesi gerekiyor.

Pek akıllı hareket ettiğimizi söyleyemeyiz herhalde?

Türkler her konuda oldukça cömert bir millet. Mesela taksiye binip bir yere gidin. Diyelim taksimetre altı TL yazdı ama yanınızda 50 TL var, onu uzatın taksici “Abi kalsın bozuğum yok” diyor. Dünyanın hiçbir yerinde buna rastlamadım. Adamın gönlü geniş. Aynı bonkörlüğü su konusunda da yapıyoruz. Oysa bu konusunda bonkör olma lüksümüz yok. Suyu tasarruflu kullanmak şart. Ayrıca tasarruflu olmak iyi bir meziyet, ekonominin yardımcı kurallarından biri.

En büyük tasarrufu nereden yapabiliriz?
Suyumuzun yüzde 70’i tarıma gittiği için tasarruf için bu alana bakabiliriz. Tarımsal sulamayı açık metotla yaptığımız için yoğun buharlaşma var. Şu bir gerçek ki çiftçimiz gereğinden fazla su kullanıyor. İşin ilginç yanı bu, ürünü de artırmıyor. Sulamada basınçlı metotlara geçersek ciddi miktarlarda tasarruf söz konusu olacak. Burada sadece yüzde 20’lik bir tasarrufla 150 milyonluk Türkiye’nin bile su ihtiyacını karşılayabilirsiniz.

Tarımın dışında bu konuda neler yapabiliriz?
Öncelikle suyumuzdan istifade etmeyi öğrenmeliyiz. Şu anda biz suyumuzun üçte birinden biraz fazlasını kullanıyoruz. Başka bir deyişle üçte ikisini kullanmıyoruz.

Neden?
Mesela bir baraj yapmak istiyoruz Avrupa Birliği, “Şöyle yap, bunu yapma” diye karışıyor. Oysa onlar nehirlerinin yüzde 99’unu barajlarla doldurmuş. Baraj yapmamız şart! Türkiye’de yağmur rejimi sorunlu; sadece belli aylarda yağıyor. Ayrıca ağışlar da her yere adil yağmıyor. İç Anadolu, Kuzey Karadeniz kadar yağış almıyor örneğin.

Dünyada su savaşlarının çıkacağından söz ediliyor. Katılıyor musunuz bu görüşe?
Olmaması gerekir diye düşünüyorum. Su, tersine barış getirici bir unsurdur. Hakikaten su savaşı çıkarsa herkes kaybeder, uzlaşılırsa herkes kazanır. Beşinci Dünya Su Forumu’nun ana hedeflerinden ve konularından biri de bu: İnsanları su konusunda konuşmaya ve uzlaşmaya yöneltmek. Bu konusunda konuşup anlaşmak gerçekten çok önemli.

Dünya için tehlike çanları çalıyor. Uzlaşmak için geç kalmış sayılmaz mıyız?
Tehlike çanlarının çalmasının çok ötesinde bir durum söz konusu. Dünya bu sıkıntıyla yıkılıyor. Küresel olarak bakarsak geç kalındığını söyleyebilirim.

Öncelikli çözüm öneriniz nedir?
Parası olanların yani zenginlerin bir an önce Afrika ülkelerine yardım etmesi lazım. Su konusunda bilim ve teknolojiyi Afrika’ya götürmek gerekiyor. O ülkelere ancak üstesinden kalkabilecekleri çözümler götürerek yardım edebiliriz. Vicdan rahatlatmak için yapılan çözümler çok faydalı oluyor. Ancak Afrikalılar için kalıcı ve faydalı oluyor mu, bilmiyorum.

Bu konunun uzmanı olarak su tasarrufu konusundaki şahsi tedbirleriniz neler?
Biz, suyu tasarruflu kullanmaya alışkın bir nesiliz. İstanbullu olduğumuz halde çocukluğumda annem bizi leğende yıkardı. 70’li yıllarda bile İstanbul’da musluktan su akmazdı. Banyo küveti ve kovalar su doldurularak kullanılırdı. Arabalar şehrin içinde dolaşarak su satardı. Dolayısıyla ben su kullanımı konusuna son derece dikkat ederim.

PROF. DR. OKTAY TABASARAN KİMDİR?
ÇEVRE ORDİNARYUSU
* 1938’de Nevşehir’de doğan Prof. Dr. Oktay Tabasaran, İstanbul Avusturya Lisesi mezunu. 1957’de Stuttgart Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra çevre teknolojileri üzerine ihtisas yaptı.
* Doktora tezini “Atık suyun temizlenmesinde ortaya çıkan çamurun işlenip çürütülerek tekrar enerjiye dönüştürülmesi” üzerine yaptı.
* 1972’de Almanya’da ilk defa kurulan Katı Atık Ekonomisi ile Atık Hava  Kürsüsü’nün başına ordinaryus olarak geçti. Katı Atık Bölüm başkanlığı, İçme Suyu, Atık Su ve Katı Atık Enstitüsü başkanlığı ve buna paralel olarak kurduğu Çevre Koruma Teknolojisi Fakültesi’nin dekanlığını üstlendi.
* Çevre konusunda İngilizce eğitim veren WASTE mastır kursunu kurdu. Alman Çevre Bakanlığı’nın çeşitli eyalet bakanlıkları, kamu kuruluşları ve özel teşebbüslerin Almanya içinde ve dışında uzun yıllar danışmanlığını yaptı.
* Mart 2007’de Beşinci Dünya Su Forumu Genel Sekreteri oldu. İngilizce ve Almanca bilen Prof. Tabasaran, üç çocuk babası.

KORKUTAN TABLO
* Yeryüzündeki suyun yüzde 97.5’u tuzlu - tatlı su oranı sadece yüzde 2.5. Bunun yüzde 70’i kutuplarda bulunurken, yüzde 30’unu yüzey ve yeraltı suları oluşturuyor.
* İnsanın temel gereksinimleri için günlük temiz su ihtiyacı 20-50 litre.
* 1.1 milyar kişinin içecek temiz suyu yok.
* 2.6 milyar kişinin tuvaleti yok ve temel gereksinimleri için su bulamıyor.
* Kanalizasyon olmayan, içecek ve kullanılabilecek temiz su sıkıntısı çeken bölgelerde çocuk ölüm oranları, gelişmiş ülkelere göre 10 - 20 kat artıyor. Mikroplu sular her gün 3 bin 900 çocuğu öldürüyor.
* Gelişmiş ülkelerin çocukları su oburu. Gelişmekte olan ülke çocuklarına kıyasla 30-50 misli daha fazla su tüketiyorlar.
* İshal, kirli su kaynaklı hastalık ve ölümlerin bir numaralı nedeni. Her yıl 1.8 milyon insan ishalden can veriyor.
* Gelişmekte olan ülkelerde endüstriyel atıkların yüzde 70’i hiçbir işlem görmeden doğaya bırakılıyor. Her yıl 300-500 milyon ton ağır metal ve toksik madde suları zehirliyor.
* 1900’den bu yana yeryüzündeki sulak alanların yarısı yok oldu.
* Su altyapılarının yenilenmesi, kaçakların önlenmesi ve kalitenin korunması için OECD ülkelerinin her yıl en az 200 milyar dolar yatırım yapması gerekiyor.

Kaynak:
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), UNESCO (BM Eğitim, Bilim, Kültür Örgütü), WPI (Uluslararası Su Ortakları), SIWI (Stockholm Uluslararası Su Enstitüsü) 

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0