Ana Sayfa | İŞ'TE İNSAN Gazete | İş'te Portre | İşte Portre: Adnan Dalgakıran

İşte Portre: Adnan Dalgakıran

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
İşte Portre: Adnan Dalgakıran

Ünlü sanayicilerin bir araya getirilerek yerli makine kullanımını teşvik ettiği reklam kampanyası sürüyor. Projenin fikir babası Adnan Dalgakıran, “Lobi faaliyetlerimiz sürecek” diyor

İŞ'TE İNSAN - 10.01.10
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr  

Yerli makinecilerden lobi atağı

Makine Tanıtım Grubu (MTG) tarafından organize edilen ve Güler Sabancı, Mustafa Koç, Erdoğan Demirören, Bülent Eczacıbaşı, Cem Boyner, Abdulkadir Konukoğlu, Serpil Timuray gibi iş dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren reklam kampanyası hayli ses getirdi. Reklam kuşaklarında görmeye alışık olmadığımız bir kadroyla çekilen bu reklamlarda ünlü işadamları, işkadınları ve yöneticiler, “tıkır tıkır” çalıştığını söyleyerek üretimde Türk makinelerini kullanmanın önemine dikkat çekiyor.

Kampanyanın ‘fikir babası’, Makine Tanıtım Grubu Başkanı ve Dalgakıran Kompresörleri’nin sahibi Adnan Dalgakıran bu aralar hayli keyifli. Zira hem reklamda oynama teklifini kabul eden işadamlarını bir araya getirerek bir imkansızı başardığını hem de kampanyanın amacına ulaştığını düşünüyor.
Dalgakıran, bu kampanyayı “bir tür lobi faaliyeti” olarak görüyor. Bu konuda rüzgarı arkalarına aldıklarını düşünen Dalgakıran’la hem bu reklamlar hem de yerli makine üreticilerinin genel durumu üzerine konuştuk…

Kampanya ile ilgili nasıl tepkiler aldığınız?
İnanılmaz derecede olumlu tepkiler alıyoruz. Bu sadece içeriye “İyi makine yapıyoruz, bizim makineleri tercih edin’ kampanyası değil. Ana temamız bürokrasiyi, siyasetçiyi ve iş dünyasını bu konuda düşündürtmek. Kampanya ile kamuoyuna bir mesaj vermeye çalışıyoruz. Lobi yapıyoruz bir anlamda. Çünkü -maalesef - sanayicilerimiz teknolojiyi dışarıdan alarak üretim yapıyor. Bizde problem - çözüm ilişkisi tek bir noktaya toplanıyor. Problem varsa devlet bir şeyler yapsın diye bekliyoruz. Biz makine üreticileri, klasik söylemlerin dışına çıkıp reel çözümler üretmeye çalışıyoruz. Böyle bir lobi ilk defa çıkıyor. Teknoloji üretme, katma değerli ürünlere yönelme lobisi diye adlandırabiliriz bunu.

Kampanyaya başlarken örnek aldığınız bir çalışma oldu mu?
Almanya, Çin, Japonya ve Kore bu konuda bizler için çok ciddi örnek teşkil etti. Çin’in 1992 yılındaki makine ihracatı 3 milyar dolarken 2008’de bu rakam 270 milyar dolara çıktı. Yani bizim bugün anlattığımız şeyleri Çin Devleti, yıllar önce görmüş. Türkiye de, büyük devlet olmak istiyorsa bunu yapmak zorunda. Sadece hizmet sektöründe büyüyerek küresel bir güç olmamız mümkün değil. Bu iddiayı tartışmaya açıyoruz. Şu anda ulaştığımız sonuç, müthiş bir başarı.

Bu reklam kampanyası için iş dünyasının önemli aktörlerini bir araya getirmek zor oldu mu?
Olmadı! Ama inanıyorum ki başka hiçbir şey bu işi yapmazlardı. Çünkü onlar Türkiye’nin ihtiyacının ne olduğunu o kadar iyi biliyorlar ki... Onlar için bu reklamlar, bir sosyal sorumluluk projesine yardım etmek gibi oldu. Türkiye’nin bir sanayi politikasının olması şart. Her gün oturup para konuşuyoruz ancak önceliğimiz, borsa - finans olmamalı. Üretimimizi, sanayiyi düzgün bir raya oturtup sonra borsa ve finansı tartışmalıyız.

Sayenizde makineciler aniden medyatik oluverdi…
Yüzü soğuk bir sektörüz. Sonuçta adımız, ‘makine’ ve medyatik bir ürün yapmıyoruz. Oysa Türkiye’nin ihracatının yüzde 10’unu yapan bir sektörden söz ediyoruz. Bu kampanyayla olayı medyatik hale getirmeyi amaçladık zaten. Türkiye’de teknoloji üretmenin önemini herkes bilsin istiyoruz.

Devamı gelecek mi?
Durmaksızın devam edeceğiz. Kampanyamız başka şekillerde devam edecek. Her projemiz Türkiye’yi şaşırtacak. Ben MTG’nin başkanıyım ama bu bir ekip işi. Dokuz kişilik bir ekibiz. Farklı illerinden sekiz bin üyemiz var. Makinecilerin ruhu çok farklıdır. Bir şeyi planlayıp, çizip kağıt üzerinde hayata geçiriyoruz. Olaylara analitik bakarız, hayalci değiliz. Hamasetle bu iş yürümez, makine yapamazsınız. Bir an önce Türkiye’nin sanayi stratejisinin oluşturulması gerekir. Bunlar olmadan konuştuğumuz her şey şansa kalıyor.

Gelelim sektörün gerçeklerine. Kriz makine satışlarını nasıl etkiledi?
İhracattaki kaybımız yüzde 25’ler seviyesinde. Makine krize en önce giren ve en son çıkan sektördür. Çünkü sonuçta makine bir yatırım malıdır. Üretimi düşen neden yeni makine alsın? İhracattaki bu düşüşü, “ehveni şer” olarak nitelendiriyoruz. Ama son iki - üç ayda bir kıpırdama var. 2010’un biraz daha iyi olacağını tahmin etsek de, asıl umutlu olduğumuz sene 2011.

Birçok sektör için yeni bir açılım olan Ortadoğu pazarının sektörünüz için önemi var mı?
Türkiye’nin hedef pazarının yalnız Ortadoğu olması mümkün değil. Avrupa’nın beşinci büyük makine üreticisiyiz. Ana hedefimiz çok daha büyük üretici olmak. Gelecekte daha büyük olacak pazarlarda da şimdiden var olmamız gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında Ortadoğu ve Kuzey Afrika önemli pazarlar olarak öne çıkıyor. Toplam ihracatın yüzde 50’sini Avrupa’ya yapıyoruz.

Makine üreticileri olarak ciddi bir istihdam yaratıyorsunuz. İstihdam satış daralmasından nasıl etkilendi?
Ciddi bir düşüş olmadı. Çünkü işletmeler gerekirse zarar etti ama yetişmiş elemanlarını korudu. Sektörümüz kalifiye insanlarla çalışır ve yıllarını vererek yetiştirdiklerini öyle kolay kapının önüne koyamaz. Evini arabasını satar yine istihdama devam eder. İstihdamın, en azından kalifiye kısmında bir sıkıntı olmadığını söyleyebilirim.

Zaten Türkiye’nin en büyük sıkıntısı, kalifiye eleman. Sizin de bu konuda hayli dertli olduğunuzu biliyoruz…
Biri bu ülkeye ihanet etmek istese ilk yapacağı, gençlerini mesleksiz bırakmak olur herhalde. Meslek liselerini bitirmiş olmamızı aklım almıyor. Bu ülkenin en üst makamlarına çıkanlar bunu yaparak ne kazandı, bilemiyorum. Bugün Japonya’da orta öğretimin yüzde 70’ini meslek liseleri oluşturuyor. Bizde ise bu oran sadece yüzde 30. Bir gün bir işletmenin içine girmemiş, orada ne olup bittiğini bilmeyen insanlar, meslek liselerinin önünü tıkıyor. Onların aldığı kararlarla bu ülkenin gençleri, kurbağanın kan dolaşımını bilerek liseden mezun oluyor.

Çözüm öneriniz var mı?
Eğitim sisteminin üzerine ciddi şekilde kafa yormamız lazım. Meslek liselerimizi cazip hale getirmemiz şart. Sonra da meslek lisesinde okumuş birine, “sen şuraya giremezsin” diyoruz. Bana sadece mühendis değil; makineci, ara eleman, montajcı, tornacı da lazım. İşin ilginç tarafı, bizde mühendisler bile üretimde yer almak istemiyor. Mühendis olup satışçı olacak, kravatını takıp satış yapacak! Oysa işin tozunu yutmadan, bir şey olamazsınız. Avrupa’da meslek liselerinden gelmiş iyi elemanlar, mühendislerin iki katı para kazanabiliyor. Bu ülkenin bütünlüğünü ve varlığını korumak istiyorsak, iki şey üzerine odaklanmalıyız: İnsan hakları ve özgürlükleri en üst seviyede tutmalıyız ve toplumun refahını nasıl artırırız diye düşünmeliyiz. Genç nüfus, eğer eğitimliyse istikbalinizdir, eğitimsizse de felaketinizdir. Bunun ortası yok. Zaman geçiyor. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki makas giderek açılacak. Ülke olarak sürekli yamayla ilerliyoruz, köklü tedbirler, cesur kararlar almalıyız.

Yurtdışında büyüyecek

Sahibi olduğunuz Dalgakıran Kompresör için neler söyleyeceksiniz?
50 ülkeye ihracat yapıyoruz. İhracat politikamız kendi markamızın kuvveti üzerine kurulu. Satışlarımızın yüzde 90’ı kendi markamız. Yedi ülkede kendi şirketimiz var. En büyük pazarlarımız Rusya, Almanya, Ukrayna ve İngiltere olarak devam ediyor.

İran’da yaptığınız yatırımla yurtdışında üretime başladınız. Yurtdışında başka yatırım planlıyor musunuz?
İran bizim için çok ciddi bir pazar. Dört - beş ay önce yerel bir ortakla fabrika kurduk. 2.5 milyon dolarlık bir yatırım oldu. Burada daha çok kendi bilgimizi kullanıyoruz. Gündemimizde başka ülkeler de var. Hindistan ve Brezilya’da yatırım yapmak istiyoruz. Krizden dolayı bu konuyu 2011’e erteledik.

“Kendi hikayemi yazarım!”

• İstanbul Üniversitesi’nde kimya mühendisliği eğitimi alan Adnan Dalgakıran, ilkokul yıllarından itibaren babasının atölyesindeki torna tezgahında çalışarak büyümüş. Perşembe Pazarı’nı, “teknolojinin nüvesi” olarak tanımlayan Dalgakıran, “Üniversitede öğrendiğimden daha çok şey öğrendim orada. İnsanlarla diyalog kurmayı ve farklılıkları orada gördüm” diyor.

• Üniversiteyi bitirdikten sonra atölyenin başına geçen Dalgakıran, arada geçen 21 yılda atölyelerini 25 bin metrekare kapalı alanda üretim yapan bir tesise dönüştürdüklerini söylüyor.

• Dalgakıran Kompresör dünyada kendi alanında, büyüklük olarak ya altıncı ya da yedinci sırada. Türkiye’de 300, yurtdışında 190 çalışanı var.

• “Bu hikayeyi ben yazdım, başkası değil. Herkesten ders alırım, her yerden akıl alırım, faydalanırım ama yazarken kendiminkini kullanırım. Risk alırım ama hesaplanabilir olanları… Herkesin geçtiği yoldan geçmem” diyen Adnan Dalgakıran’ın hedefi, beş ila yedi yıl arasında dünyadaki ilk üç şirket arasında yer almak.

• Sanat müziği dinlemeyi ve söylemeyi çok sevdiğini söyleyen Dalgakıran, satranç oynamaktan da büyük keyif alıyor.

• Tekne sahibi olan Dalgakıran, sıkıldığı zaman denize açılarak stres attığını söylüyor.

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
5.00