İş'te Portre: Erdal Bahçıvan
Bahçıvan Gıda Genel Müdürü Erdal Bahçıvan, krizden en az etkilenecek sektörün gıda olduğu görüşüne tepki gösteriyor: “Kriz bizi de etkiledi. Ama bu süreç, fiyat düşüşleriyle en çok tüketicinin işine yarayacak” diyor
İŞ'TE İNSAN- 18.01.09Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr
"2009'da gıda fiyatları düşük olacak!"
Krizlerden en son etkilenecek sektörün gıda olduğu herkes tarafından dile getirilen bir görüş. Bu görüşü savunanlar, “İnsanoğlu lüksünden, giyiminden, seyahatinden taviz verir ama yeme ve içmesinden asla” der. Ancak Türkiye Süt, Et ve Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR) Yönetim Kurulu Başkanı ve Bahçıvan Gıda Genel Müdürü Erdal Bahçıvan, bu yaygın görüşe karşılık iç çekerek “Keşke öyle olsa” diyor.
Talep daralmasının sektörü baskı altında tuttuğunu söyleyen Bahçıvan, azalan tüketimin böylesi dönemlerde harcıalem ürünlere kaymasından şikayetçi.
Bahçıvan’ın şu sıralar en önemli gündem maddesi, talep daralmasına bağlı düşen hammadde fiyatları. Bunun hammadde üreticilerini ciddi anlamda zorladığına dikkat çeken Bahçıvan, bu konuya hükümet nezrinde çözüm bulmak için yoğun bir mesai harcıyor.
Çocuk yaşından bu yana adeta sütün içinde büyüyen Bahçıvan’la, krizin efsunlu sektörü olarak gösterilen gıda üzerine konuştuk. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Bahçıvan hem alaylı hem mektepli bir sanayici olarak gıda sektörünün tüm sıkıntılarını ve çözüm yollarını net bir şekilde ortaya koydu.
Krizden en az etkilenecek sektörün gıda olduğu söyleniyor. Gerçekten öyle mi?
Sektörün şanslı mı yoksa şanssız mı olduğuna karar vermekte güçlük çekiyorum. Dışarıdan bakıldığında ‘sıkıntı, her sektöre ulaşır ama gıdaya bulaşmaz’ diye bir varsayım var. Bu, insanların tüketmekten en son vazgeçecekleri ürünün gıda olmasına dayandırılıyor ama keşke durum öyle olsa gerçekten.
Gıdada da mı kriz var yani?
Tabii ki insanlar zaruri tüketimlerini yapıyor. Ama firmalarının da projeksiyonu, bütçesi ve hedefleri olduğu unutuluyor. Ekonomide pastanın küçülmesi, gıda sanayiini de etkiliyor. Öncelikle finans akışı etkileniyor, hammadde fiyatları düşüyor, stoklardan dolayı sıkıntı çekiliyor. Yaptığınız makine, pazarlama ve insan kaynağı yatırımlarının karşılığını almanız gerekiyor. Bunun için belli bir hacme ulaşmanız lazım. Onlar olmayınca siz de etkileniyorsunuz. Kaldı ki gıdada, tüketim miktarının düşmesi de bir sıkıntı yaratıyor, illa toptan kesilmesi gerekmiyor. Üç kilo tüketen bir ailenin bir kiloya inmesi bizim için çok önemli. Ayrıca katma değerli ürün tüketmek var, ucuz harcıalem ürünleri tüketmek var. Bunların hepsine baktığınız zaman ‘gıda krizden etkilenmez’ tezine inanmak mümkün değil.
Böylesi dönemlerde fiyat tutturmak da zor olsa gerek?
Yaklaşık iki yıldır Türkiye ve dünyada gıda ürünleri fiyatları aşırı şişmişti. Şimdi de inanılmaz ölçüde tüketimden kaçma ve buna paralel olarak da fiyatlarda gerileme var. Bu yönetilmesi zor bir süreç. Çünkü kriz öncesinde hammadde fiyatlarında yüzde 150’lere varan orandaki artışı, sanayiciler rafa ve müşteriye yansıtamadı. Bir anlamda sanayici, raf ve hammaddeyi sübvanse etti.
Hammadde fiyatlarının düşmesi işinize yaramadı mı?
Talep dönmeye başlayınca şimdi tam tersi bir manzara oluştu. Gıdada son iki yıldan beri yüksek volatilitenin yarattığı derin bir sıkıntı var. Şimdi sıkıntının tipi değişti. Önceden yüksek fiyatları nasıl yöneteceğimizi düşünürken, şimdi ‘azalan talebi ve geriye dönen fiyatları nasıl yöneteceğiz’ sorusu var.
Hammadde fiyatlarının düşmesi sizi neden olumsuz etkiliyor? Siz üreticisiz?
Şu anda hammadde üretenlerin üzerinde ciddi bir fiyat baskısı var. Yakın zamana kadar yüksek fiyatları perakendeye karşı sineye çektik. Şimdi de düşen fiyatları dengelemek noktasında bir görevimiz var. Talepteki baskı, fiyatları daha da aşağı gitmeye zorluyor. Ancak bizim o hammaddeyi yaşatmamız lazım çünkü bunun yarını da var. Hayvancılıkta kaynaklarınızı yok ederseniz, tekrar oluşturmak oldukça uzun bir zaman alıyor. Bu nedenle gıda sanayicinin hem tüketim hem de hammadde tarafında sıkıntıları var. Bunu dengelemek gibi bir görevimiz var. Ne yazık ki bu konuda devlet kaynaklı sübvansiyonlar alamıyoruz. Tamamen kendi kaynak ve imkanlarımızla çözmek zorundayız.
Peki hammadde fiyatlarındaki düşüşü önleme konusunda düzenlemeyi kim yapacak?
Her sektörde olduğu gibi bizde de regüle edecek kurumlarına ciddi ihtiyaç oluyor. Devlet bazı ürünlerde bunu yapıyor ama maalesef sütte ve ette böyle bir kurum yok. Sıkıntıların daha da artabileceği düşüncesiyle, hükümete bir takım öneri ve projeler götürüyoruz.
Hammadde fiyatlarındaki artışı raf fiyatlarınıza yansıtamadığınızı söylüyordunuz. Şimdi düşüşü yansıtabiliyor musunuz?
Hammadde üreticileri ve sanayiciler için büyük bir sıkıntı var. Ancak tüketici açısından olumlu bir durum söz konusu. Süt ürünlerinde eylül ayından bu yana yüzde 10 - 15 arasında bir düşme var. Bu fiyatların daha uzun bir süre yükselmeyeceğini söyleyebilirim. En azından yedi – sekiz ay sürer bu fiyatlar. Bu yıl yağışlar da iyi görünüyor, Türkiye’nin verimi de iyi olacak. Tüketici açısından, ciddi anlamda aile bütçesine katkı sağlayacak bir durgun fiyat dönemine giriyoruz. Artış olmayacağı gibi fiyat düşüşleri de gelebilir.
Artık tüketicinin en hassas olduğu nokta fiyat oldu galiba?
Evet tüketici artık raf fiyatına karşı inanılmaz hassas. Promosyonlar ve raf indirimleri son derece dikkatli takip ediliyor. Artık profesyonel bir Türk tüketicisi tipi oluştu. Bu da bizlere ürünün rafta doğru fiyatla bulunması noktasında ciddi görevler yüklüyor. Raf fiyatını takip etmek, üretim kadar önemli.
Sık sık raf fiyatlarına bakar mısınız?
Tabii bakarım, profesyonel ekibimiz de bakıyor. Çünkü çok rahat gol yiyebileceğimiz bir alan orası. Ürünü rafta kendi haline bırakmak gibi bir lüksümüz yok. Virgülün arkasındaki ikinci rakam dahi önemli hale geldi.
İç tüketim daraldığına göre zaten çok düşük olan süt ürünleri ihracatımızda durum ne?
Et ve süt ürünleri ihracatında Türkiye, etrafımızda avantajlı pazarlar olmasına rağmen fazla başarılı değil. Komşularımızın hemen hemen hepsi süt ve et ürünlerinde ithalatçı oysa. Pazar yakınlığı şansını bile kullanamıyoruz. Bunun başlıca nedeni, fiyatlarımızın yeterince rekabetçi olmaması. Yine belli ihracat destekleriyle ihracat şansı doğabilir.
Diğer ihracat kalemlerinde Ortadoğu’yu şu sıralar çok gündemimizde tutuyoruz oysa...
Ortadoğu’nun en önemli dış ticaret giderleri süt ve et ürünleri. Hepsinin hem tüketimi hem de alımları yüksek. Kendilerinde yeteri kadar üretim olmadığı için bu ürünleri ithal ediyorlar. Oysa yakınlık, Türkiye için çok önemli bir avantaj. Bu pazarlara taze ürün sunabilecek imkanımız var. Bu pazarların üstüne gidebileceğimiz bir dönemdeyiz. Kültürel nedenlerden dolayı Türk ürünlerine karşı orada bir doğal yakınlık ve yatkınlık başlamış durumda. Mevcut konjonktür fırsat yaratıyor, bu dönemlerde yapılacak girişimleri olumlu buluyorum.
Bahçıvan Gıda’nın ihracatı var ama…
Evet bireysel olarak Ortadoğu’nun muhtelif ülkelerine çeşitli miktarlarda ihracat yapıyoruz. Türkiye’de ihracatın içinde süt ürünlerinin payı yüzde 1’i geçmez. Bizim ihracatımız 10’lar civarında. Bu süt fazlalığının bir şekilde önüne geçmemiz lazım. Ortadoğu, bizim için en büyük hedef pazar.
Ortadoğu’nun yarattığı potansiyelin rakamsal büyüklüğü ne kadar?
İlk etapta sağlam bir fiyat desteği alınırsa 500 milyon dolarlık potansiyel yakalarız. Bu da, sektöre muhteşem katkı sağlar.
Bu dönemde yabancı sermaye girişinin en çok olacağı sektörlerden biri de gıda olarak gösteriliyor. Sektörde o yönde bir hareket var mı?
Küreselleşme her sektörde kendini gösteriyor. Sektörümüzün bunun dışında kalması mümkün değil. Mutlaka bir ilgi alanı oluyoruz. Bunu, bozulmanın ya da zayıflığın işareti olarak görmüyorum. Aksine Türk gıda sektörünün önündeki fırsat. Kendi başımıza yapamadığımız birtakım şeyleri, böyle bir kültür değişimi ile yapabiliriz. Turizm, bankacılık ve otomotivde bunun güzel örnekleri var.
Her ürünün artık hedefi dış pazar. Hiçbir sektörün sadece Türkiye pazarında kalmak gibi bir lüksü yok. Sadece gıdada değil, tarımında da yabancı ilgisi var. Bence bu da en çok Türk çiftçisine faydalı olacak. Bu işi daha entelektüel boyutlarda yapma imkanı doğacak. Sermaye ve teknoloji yetersiz işletmelerle, tarımın bir yere gitmesi mümkün değil.
Bahçıvan da ortaklık teklifleri alıyor mu?
Belli bir boyuta ve güce geldiğiniz zaman mutlaka sizinle bazı konularda işbirliği yapmak isteyen firmalar çıkıyor. Biz bundan gocunmuyor aksine mutlu oluyoruz. Bu bizim gücümüzü gösteriyor.
Bu yıl kriz nedeniyle herhangi bir yatırım yapmayacaksınız herhalde?
2007 - 2008 yıllarını yatırım açısından yoğun geçirdik. Yatırımlarımız 10 milyon euro’yu buldu. Verimlilik, kapasite ve yeni ürün yatırımlarımızı yapmıştık. Bu yıl yatırım planımız yok.
İstihdam politikanızda bir değişiklik var mı?
Üretim ve sahada toplam 350 çalışanımız var. Çok şükür aynı istihdamla devam ediyoruz. Böyle de devam ederiz. Şu sıralar en fazla istihdama dikkat eden sektör gıda. Başka firmalarda da çok önemli çıkarmalar gündeme gelmedi.
"OKUL SÜTÜ" SEKTÖRÜ RAHATLATIR
Talep düşüşünü bertaraf etmek için başlatmayı düşündüğünüz “Okul sütü” projesinde hangi aşamadasınız?
Sektörün sıkıntılarına çözüm olması bakımında “Okul sütü” projesi üzerine çalışıyoruz. Bu, belli bir dönem sosyal talep yaratarak piyasadaki fazla sütü çekebilecek, süte ulaşamayan ve içmeyen çocuklara sütü sevdirecek bir proje. Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ve Sosyal İşler Fonu ile ortak bir çalışma yapmak istiyoruz. Bu geçmiş dönede de zaman zaman yapılmıştı. Aslında bunun sadece spot dönemlerde değil, daha uzun vadelerde yapılması lazım. Bazı AB ülkelerinde Amerika’da bu proje uygulanıyor.
Çalışma hangi aşamada?
Bürokrasi Türkiye’de her zaman pratiğin önünde gitmiyor. Orada birtakım farklı nedenler var. Bütçe konusu var, bu konuyu aştıktan sonra başka detaylar var. Ama ben umutluyum.
GÜLÜM SÜTÜ ALDIĞIMIZA PİŞMAN DEĞİLİZ
Geçen yıl Gülüm Sütü aldıktan bir ay sonra krize yakalandınız. Orada durum nasıl?
Bahçıvan markasına, peynir ve tereyağın dışında başka bir ürünü sokmamak prensibinden hareketle bu markayı aldık. Pazarımızın gelişmesiyle birlikte özellikle bayi ve distribütör kanallarımızdan gelen ‘bir de sütümüz olsun’ önerisiyle bu yatırımı yaptık. Öyle bir fırsat çıkınca da fırsatı kaçırmadık.
Nasıl gidiyor peki, hedeflerinizi revize etmek zorunda kaldınız mı?
İyi gidiyor, orada ölçülü bir hedefimiz var. Agresif değiliz, pazar payımız hala düşük. Aldığımızda da pazar payı yüzde iki – üçler mertebesindeydi, hala o boyutta. Ama adım adım artırarak iki yılda yüzde 10 seviyesine çıkarmak gibi bir hedefimiz var.
Bugünden bakınca “Doğru zamanda almadık” diye düşünüyor musunuz?
Hayır demiyoruz… Maddi yük getirecek bir yatırım olmadığı için bizim için sektöre girme fırsatıydı. Bunu pazarlama gideri gibi görüyoruz.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin