Ana Sayfa | İŞ'TE İNSAN Gazete | İş'te Portre | İş'te Portre: Hikmet Tanrıverdi

İş'te Portre: Hikmet Tanrıverdi

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
İş'te Portre: Hikmet Tanrıverdi

Tarihi zirvesini yaşayan ocak ayı işsizlik rakamları, bir süredir “artıyor” diye feryat eden İTKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi’yi bile şaşırtacak boyutta yüksek çıktı. Ancak o yine de umutlu, “Küçük bir destekle üç ayda toparlarız” diyor

Feride CEM 

“Koşullar iyileştirilsin, biz gerisini hallederiz”

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi, geçen hafta başında düzenlediği basın toplantısıyla hazır giyim ve tekstil imalat sektöründeki büyük işgücü kaybına dikkat çekerek yetkilileri tedbir almaya davet etmişti.

Bu çağrıdan iki gün sonra açıklanan ocak ayı işsizlik rakamları adeta Tanrıverdi’nin sözlerini teyit ediyordu. Zira yüzde 15.5’lik işsizlik oranı, beklentilerin çok üstündeydi ve işsiz sayısı bir önceki yıla göre 1 milyon 59 kişi artarak 3 milyon 650’ye yükselmişti. Temsil ettiği sektördeki büyük kan kaybına rağmen Tanrıverdi de işsizlik rakamlarını “çok yüksek” buluyor. “Rakamlar beni bile şaşırttı, doğrusu bu kadarını beklemiyordum” diyen Tanrıverdi bundan sonrası için yine “acil önlem” çağrısı yapıyor.

Uyarılarını dikkate almakta yarar var. Zira o yaklaşık 8 bin aktif üyesi olan, yılda 23 milyar dolarlık ihracat yapan, Türk ekonomisinin amiral gemilerinden hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçılarının bir araya gelerek kurduğu örgütün en yetkili ve etkili ismi. Konumu nedeniyle ‘gidişatın nabzını’ en iyi tutabilecek kişilerden biri olan Tanrıverdi ile tekstil sektörünün içinde bulunduğu durumu ve çıkış formüllerini konuştuk.

İşsizliğe dikkat çekmek için yaptığınız toplantının hemen ardından açıklanan işsizlik rakamları sizi teyit etti galiba…
Türkiye’deki işsiz sayısı 3 milyon 650’ye ulaştı. Bu, çok ciddi bir rakam. Ayrıca unutmayalım ki rakamlar kayıt altında olanları ifade ediyor, kayıt dışını hesaba kattığımızda çok daha da yüksek çıkar. Rakamlar manzarayı, net şekilde ortaya koydu. Ekonomideki karar vericilerin dikkatini bu konuya vermesi gerekiyor.

Yeterince ciddiyetle bakılmıyor muydu sizce bu konuya?
Uzun süre duruma ‘finansal kriz’ diye bakılıyordu. Evet kriz finans sektöründe başladı ama böyle devam etmeyecekti. Nitekim etmedi de, olay reel sektörün ciddi sorunu haline geldi. Ayrıca Türkiye’de finansal krizin etkisiyle reel sektör çok daralmadı henüz. Eğer finans sektörü kredilerini biraz daraltıp reel sektörün üstüne bir miktar giderse işte o zaman işler çok daha kötü olur. Krize rağmen birçok firma bankalar tarafından idare edildiği için hayatını devam ettiriyor. Ama bankalar daha sert fren yaptıklarında işyeri kapanmaları katlanarak devam edecek.

Bankalardan sert fren bekliyor musunuz?
Şu an bankalar yapısı itibariyle mevcut durumu devam ettirecek gibi görünüyor. Hükümetin işleri canlandıracak önlemleri bir an önce alması şart. Firmaları ayakta tutmak lazım, kapanan firmayı geri açmak çok zor. Bu nedenle şirketleri kapanmadan ayakta tutacak desteklerin sağlanması önemli.

Sektörünüzde kapanmalar da oldukça fazla…
Mayıs - ocak döneminde 7 bin 506 imalatçı firma kapandı; bu sektörün yüzde 15’ine denk geliyor. Bunun içine toptancı ve perakendeciyi de sokunca rakam, çok daha yükseklere çıkıyor. Bundan sonrasını kaybetmememiz lazım, şirketleri ayakta tutacak önlemleri bir an önce almak zorundayız.

Önlemlerden kastınız ne? Bu konuda somut öneriniz var mı?
En büyük sıkıntımız, rekabet noktasındaki zayıflığımız. Rekabet edebilecek konuma gelmek istiyoruz, o kadar! Bunu altı ay önce söylemiştik, bugün de söylüyoruz. Devlet gelir vergisi ve sigorta primlerini yüzde 50 düşürseydi bu kadar işsizlik olmazdı. Şimdi işsiz kalanlardan dolayı devletin daha fazla gelir kaybı oldu. İşçi çıkarmamaları şartıyla kurumlara böyle bir indirim yapılabilirdi.

İhracatçı olarak bir de kurlardan bahsedeceksiniz sanırım…
Şüphesiz bizim için en önemli unsurlardan biri döviz kuru ama bugüne kadar derdimizi anlatamadık. Son iki yıldır dövizin baskı altında olmasından dolayı birçok firma üretimi bıraktı. Bu kriz son altı ayın krizi değil, geçmişten gelen sorunlar var. Bu nedenle yatırımları Uzakdoğu’ya kaydırdık. Türkiye’deki işçiye yaratacağımız istihdamı, o ülkeler için yarattık. 15.7 milyar dolar konfeksiyon ihracatı yapan bir ülkeyiz. Bu alanda Avrupa’da ikinci, dünyada beşinci sıradayız, buna rağmen Türkiye gibi bir ülke 2 milyar 200 milyon dolarlık konfeksiyon ithalatı yaptı. Burada üretim yapmak daha pahalı olduğu için birçok firma ithalat yapmak zorunda kalıyor. Bu üretimi eğer Türkiye’de yapmış olsaydık 100 bin kişiye iş imkanı yaratabilirdik.

Kurlardaki artışla birlikte bu yöndeki sıkıntılarınız hafiflemiş olmalı?
“Kur arttı, ihracatçı kazanacak’ diye düşünülüyor ama sektörümüzün ağırlıklı ihracat pazarı Avrupa ülkeleri. Hatta toplam ihracatımızın 82.5’ini Euro bölgesine yapıyoruz. Euro’ya bakıldığında çok ciddi bir artış yok. Bu nedenle sanıldığı kadar olumlu bir tablo yok ortada. Şunu söyleyebilirim ki 1.60 dolar kurunda; 2.15 de euro kurunda bizim yaşam sınırımız. Bu sınırın altına düştüğünde Merkez Bankası’nın müdahale etmesi gerektiğini düşünüyoruz.

AB ülkelerinde krizle birlikte derinleşen resesyon, talebi nasıl etkiledi?
Talepte ciddi daralma olduğu aşikar. Bu pazardan, bizim aldığımızdan daha fazla pay alan Uzakdoğu ülkeleri var. Arzuladığımız rekabet şartları sağlanırsa kendi payımızdan bir miktar kaybetsek bile Uzakdoğu pastasından pay alma şansımız olacak. Kaldı ki biz pazarı bir müddet sonra yaratacak yetenekteyiz, buralardaki daralma da çok uzun sürecek gibi görünmüyor. Şubatta yani en dip olduğumuz dönemde ihracatta yüzde 34.5 daralma oldu. Martta bu, yüzde 30 oldu bu ay da yüzde 30’un altında bekliyoruz. Hazirandan sonra Avrupa pazarlarında hareket bekliyoruz. Önceliğimiz iç pazardaki koşullarımızın iyileştirilmesi, biz gerisini hallederiz.

Sektör işçi çıkarmayı mı çıkış yolu olarak görüyor?
Şunu söylemeliyim ki insanların umudu giderek azalıyor. Şartlar gün geçtikçe zorlaşıyor, kimse isteyerek bir kişiyi bile çıkarmaz. Bunu yapmak kolay değil. Bu sektörde potansiyel var, krizden sonra ayağa ilk kalkacak sektör de burası. Diğerlerinin toparlanması çok vakit alır. Şayet gerekli destekler verilirse üç ay sonra ayağa kalkar ve eskisinden daha hızlı koşarız. Konfeksiyon kolay öğrenilebilecek, altyapı yatırımı çok fazla olmayan bir iş kolu. İnşaatla birlikte en büyük istihdamı yaratan sektörüz.

Şu sıralar herkes iş arıyor… Birlik başkanı olarak size gelen başvurularda artış oldu mu?
Olmaz mı? Oldu tabii… Eş - dost talepleri de çoğaldı. Eskiden bu kadar çok değildi. “Başkan bunu halletmen lazım” diyorlar, inanın çok zor durumda kalıyoruz. Eğitimli elemanda da, düz işçi de durum böyle.

KUTU 1
Çekirdekten tekstilci
• “İlkokul ikinci sınıftan beri çalışıyorum” diyen Hikmet Tanrıverdi,
Mercan’da babasının odabaşılık yaptığı handa çalışmaya başlamış.
• İş hayatına 1975 yılında, iş kuran ağabeyinin yanında çalışmaya atılmış.
• Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu olan Tanrıverdi, üniversiteye giderken kendi işine devam etmiş.
• Sahibi olduğu İnci Grup fermuar, düğme, kumaş - konfeksiyon imalatı ve dış ticaret yapıyor.
• Krizle birlikte sektörden birçok kişinin kendisini ziyaret ettiğini ve odasında ağlayanların olduğunu söyleyen Tanrıverdi, “Psikolojim bozuldu. Pozitif biri olduğum halde yaşananlardan çok etkilendim. Şimdi insanlar biraz daha alıştı ama bir rehavet ortamlı var. En büyük korkum bu psikoloji. Bir an önce gerçek gündeme dönülmesi şart” diyor.

Hazirandan sonra Avrupa’da pazarlarında hareket bekliyoruz. Önceliğimiz, iç pazardaki koşullarımızın iyileştirilmesi. Biz gerisini hallederiz.
 
KUTU 2
“Tekstil kolay kolay bitmez”
Zaman zaman birçok kişi “Türkiye’nin tekstilden çıkması gerekli hatta kaçınılmaz” açıklamaları yapıyor. Buna katılıyor musunuz?
Bazı ülkelerde konfeksiyon başlamış ve daha sonra yerini başka sektörlere bırakmış. Ancak Türkiye için bu sektör uzun soluklu. Kaldı ki şu anda İtalya bizden daha az eleman istihdam etmesine rağmen daha fazla ihracat yapıyor. Hala İtalya, İspanya ve Portekiz’de üretim yapılıyor. Biz bunların üretimine talibiz. Bunların üretimini almaya başladığımızda, önümüzde en az 10 yıl daha var demektir.

Sektör gerilerken, bu nasıl olacak?
Bir müddet sonra zaten kendi markalarımızla ürün satabilecek noktada olacağız. Türkiye’de hiçbir zaman bu üretimin kaybolması söz konusu değil. Kaldı ki daha tepe noktasına bile gelmedik! Oraya geldikten sonra kademe kademe belli bir düşüşe geçilecek. Bu konuda önümüz açık; ekonomi yönetiminin bize destek vermesi lazım. Türkiye’nin bu kadar çok kişiyi istihdam edeceği başka bir sektör yok. Ocak ayı itibariyle kadın çalıştırma oranımız yüzde 46, Türkiye’de böyle başka bir sektör yok.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0