İşte Portre: Turhan Talu
Philip Morris Sabancı Genel Müdürü Turhan Talu’ya göre iş yaşamında pek çok kişi hemen star olmak istiyor. Ancak Talu’ya göre iş dünyasında sadece starlara değil, çalışanlara da ihtiyaç var
İŞ'TE İNSAN - 23.05.10
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr
“Yeteneği fazla olan şirketler başarılı olur”
24 yıl önce kuruluşunda yer aldığı sigara firması Philip Morris Sabancı'da kariyer basamaklarını hızla tırmanarak yükselen Turhan Talu, bugün şirketin Türkiye Genel Müdürlüğü'nü yürütüyor. Kariyerinin sekiz yılını yurtdışında geçiren Talu, bunun kendisine çok şey kattığını düşünüyor. Bu nedenle de gençlere mutlaka kariyerlerinin bir aşamasında yurtdışında bulunmalarını tavsiye ediyor. Zira bu tecrübenin kişiyi misyon, vizyon ve en önemlisi dünya görüşü sahibi yaptığı görüşünde.
Bugün Türkiye’de yüzde 40 civarında pazar payına sahip, bin 600 çalışanı olan, yıllık cirosu 6.5 milyar TL’yi bulan bir firmanın tepesindeki isim olan Talu ile sigara pazarındaki gelişmeler ve Philip Morris’te kariyer imkanları üzerine konuştuk…
Sigara sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin yöneticisi olarak sigara içen birini gördüğünüz zaman "Oh ne güzel sigara içiyor" diye mi düşünürsünüz...
Hangi ürünü kullandığına bakıyorum. Eğer bizim ürünlerimizi kullanıyorsa "doğru seçim yapmış" diye düşünüyorum.
"Keşke içmese" diye düşünür müsünüz zaman zaman?
Türkiye'de yetişkin nüfusun yüzde 33'ü sigara kullanıyor. Toplam pazarı ya da içen sayısını artırma gibi bir hedefimiz yok. Sigara kullanımı, yetişkinlerin verdiği bir karar. Yetişkinler de bazen kendileri ile ilgili yanlış ve tehlikeli kararlar verebilirler. Faaliyetimiz, sigarayı, sağlığa zararlı olduğunu bilen tüketicilere lanse etmek. Örneğin siz bana istediğiniz kadar cazip gösterin bungee jumping yapmam. Yani bu, bir tercih meselesi.
Kapalı alanda tüketimin yasaklanmasının üzerinden yaklaşık bir buçuk yıl geçti. Bu durum kullanımı azalttı mı?
Öncelikle şunu söyleyeyim biz, kanun koyucunun uygulamada zorluk olacak, yaşam tarzını zorlayacak bir diretme ve dayatma içine girmesini doğru bulmuyoruz. Bu nedenle yasanın sağlıklı bir şekilde uygulanmayacağını baştan beri söylüyoruz. Örneğin statlarda sigara içmek yasak ama içiliyor. Tribündeki adamı nasıl durduracaksınız? Aynı şey restoranlar için de geçerli.
Siz ne öneriyorsunuz?
Restoranlarda ve gece kulüplerinde sigara içen ve içmeyenlerin yüzde 100 ayrıldığı, klimalandırılmış bir ortam yaratılmalıydı. O zaman yasa daha iyi uygulanabilirdi. Batılı ülkelerin 20 yılda geldiği yere biz, uzun atlamayla en sonunda atlıyoruz. Şimdi öğretmenler dışarı çıkıp öğrencilerin gözünün önünde içiyor ve bu daha özendirici oluyor. Devlet bir anda sigara içen 20 milyon kişiyi sokağa attı.
Ama yıllar yılı sigara içenler de içmeyenleri hiç takmadı. O zaman da içmeyenlerin mağduriyeti söz konusuydu...
Ben sigara içenlerin tarafından bakıyorum...
Krizin etkisinin hafiflemesi tüketimi artırdı mı?
Krizde de insanlar, içecekleri kadar sigarasını içer ama daha ucuzunu tercih ederler. Ucuza kaysa yine iyi çünkü bu kişi -hiç değilse- normal pazarda kalır. Maalesef son yıllarda kaçağa ve sahteye kaçış var. İlk dört aylık rakamlara göre toplam sigara pazarı yüzde 20 daraldı. Çok büyük bir rakam bu. Enteresan bir şekilde bu yüzde 20'den pay alan firma yok. Demek ki payı kaçakçı ve sahteci almış. Bu da, devletin ciddi bir vergiden mahrum kalması demek. Sonuçta biz sigara firmaları, devlete para topluyoruz. Sektör olarak ödediğimiz para, toplam bütçenin yüzde 8'i. Kurumlar vergisi kadar vergiyi sigara içenlerden toplayıp devlete ödüyoruz. Bir içici 7 liralık bir sigarayı 4 liraya alıyorsa neden 7 lira versin ki? Yüksek fiyat artışı kaçak ve sahte tüketimini körükledi. Biz tamamen regüle edilmiş bir pazarda faaliyet gösteriyoruz. Ayrıca açık tütün satışları da önemli oranda arttı.
Türkiye'de en büyük pazar payına sahip sigara firması olarak profesyoneller için bir cazibe merkezi misiniz?
Bin 600 çalışanı olan bir yapıyız ve dışarıdan sürekli iş başvuruları alıyoruz. Hatta bu durumdan “acaba çok mu maaş veriyoruz” diye biraz rahatsızlık duyuyoruz. Bana göre bir firmaya çok CV gidiyorsa bunun en önemli nedeni iş emniyetidir. Yani “kapağı sağlam bir yere atmak isteyenler” bize başvuruyor. Ama ben “kapağı atacak” insan istemiyorum. Biz katma değer yaratacak yetenekli ekip arkadaşları arıyoruz. Promosyon, atama, yer değiştirme gibi konular bizde çok net. Performansa dayalı bir sistemimiz var. Sadece starlara değil, iş yapana da ihtiyacımız var. Zaten iş yapmayan insanın bu şirkette kalma şansı yok. Bir süre sonra sistem onu dışarıya atar. Ben çalışanları ikiye ayırıyorum. 1. Bir şey söylenince iyi yapanlar. 2. İşi, kendilerinden istenmeden yapanlar. İkinci gruptaki insanlara “yetenek” diyoruz ve bunların şansı çok fazla.
Türkiye'de hangi grup daha fazla?
Söyleyince yapanlar fazla... Bu da sağlıklı çünkü herkes star olduğu takdirde siz bunlardan birini megastar yaptığınız zaman kıyamet kopuyor. Bu yüzden de bunun dengede olması lazım. Ne kadar fazla yeteneğiniz varsa o kadar başarılı oluyorsunuz.
Uluslararası bir şirket olarak çalışanlarınıza nasıl bir kariyer imkanı sunuyorsunuz?
Philip Morris, global bir şirket ve çalışanlarımıza uluslararası kariyer imkanı sunuyoruz. Şu anda 40 çalışanımızı Philip Morris dünyasına yerleştirdik. Bununla gurur duyuyorum.
Yurtdışında çalışmayı seviyor mu Türk insanı?
Tam olarak değil… Çünkü biz yurtdışı görevi, ‘kısa vadeli gidip çok şey öğrenip gelme fırsatı’ olarak görüyoruz. Birçok kişi "İki yıl çalışırım, döndüğümde ise hemen müdür olurum hayatım değişir" düşüncesiyle talip oluyor yurtdışı göreve. Çok seçici olduğumuz için expat olma şansımız azalıyor. "Bizde hep "yes but-evet ama" var. Oysa dışarıda kariyer yapmak ayrı bir yol.
Yurtdışında çalışmak bir profesyonele ne katıyor?
Çok şey katıyor. Öncelikle dünya görüşü ve vizyon sahibi oluyorsunuz. Türkiye'de yetkinlik düzeyi üstün olan biri çok kısa sürede bir yere geliyor ve hemen "comfort zone" diye tanımladığımız “rahat alana” ulaşıyor. Bu alanda da kendini zorlamıyor. Çünkü rekabetçi ortam yok. Oysa bu çok büyük bir handikap. Kültür değişimi de çok önemli. Bu ilave öğrenimler kazandırıyor. Değişik iş yapış şekillerini görmek, kişinin yönetim kabiliyetini artırıyor. Dolayısıyla üst pozisyona gelecek bir kişi üç değişik istasyonda bu vasıfları kazanmalı.
Siz işe alımlarda neyi önemsersiniz?
Konservatifiz. Benim çalışacağım adam çok hızlı öğrenecek. Yani "learn on the fly- uçarken öğrenecek" insanları tercih ediyorum. Kazanma odaklı insanlarla çalışmayı severim. Ayrıca analitik olması çok önemli.
Şoför de misyona katkıda bulunuyor
Şirketinizde uyguladığınız “kurumsal girişimcilik” programı neyi içeriyor?
Bu programı beş yıl önce başlattık ve bu süreçte şirketimizde çok şey değişti. Çünkü özellikle başarılı şirketler belli bir süre sonra girişimcilik ruhunu kaybediyor. İş yapma süreçleri işin önüne geçiyor. Çalışanlarda kurumsal körlük oluşuyor. "Zaten çok başarılıyız neden bunu deneyelim" ya da "Biri söylesin biz yapalım" gibi düşünceler yerleşiyor. Bunlar olduğu zaman şirket ne kadar başarılı olursa olsun rekabetçi gücünü kaybetmeye başlıyor. Önüne gelen fırsatlarda bile kişi "acaba süreçlere uygun mu" diye bakıyor. Ayrıca bu tip organizasyonlarda girişimciliği cezalandırma ve alay vardır. Biri bir şey söylediği zaman herkes güler. Buna bir - iki kez maruz kalan, bir daha öneri getirmez. Bunun önüne geçmek için kurumsal girişimcilik vizyonunu ortaya koyduk. Bunu yaparken de değişimin bireyden kaynaklandığını vurgulamak için metafor olarak “kelebek etkisi”ni seçtik. Bu uygulamayla şirketteki şoför ya da satış temsilcisi şirketin ana misyonuna katkı yapacak şekilde çalışıyor.
“Tatilimi sonuna kadar kullanırım”
- 1952 İzmir doğumlu olan Turhan Talu, 1976 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde MBA derecesi aldıktan sonra kariyerine Henkel/Turyağ Grubu pazarlama departmanında ürün müdür yardımcısı olarak başladı.
- Burada, iki yılı şirketin Almanya, Düsseldorf’taki merkezinde olmak üzere 10 sene pazarlama ve satış organizasyonunda çeşitli yöneticilik görevlerinde bulundu.
- 1986 yılında Philip Morris’in Türkiye’de faaliyete başlaması ile birlikte satış dağıtım örgütünü organize etmek üzere Pazarlama ve Satış Direktörü olarak katıldı. 1992 yılında Philip Morris Sabancı şirketinin Türkiye’deki bütün faaliyetlerinden sorumlu “ilk Türk Genel Müdür” unvanını aldı.
- 1997 yılında Philip Morris’in İsviçre merkezinde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu, Ortadoğu Bölgesi'nden sorumlu Başkan Yardımcısı görevine getirildi. 2004 yılının başından itibaren bölge sorumluluğunu İstanbul ve İsviçre/ Lozan ofislerinden yürütmeye başladı.
- "Hayatım boyunca eve iş götürmedim. Onun iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum" diyen Talu ekliyor: "Gerekiyorsa uzun çalışırım ama bana göre işimi 17:30-18:00'da bitirmem lazım. İşe adamış görüntüyü doğru bulmuyorum. Tatilimi sonuna kadar kullanırım, kullanmayanlara da kızarım. Bunu yapmadığınız zaman üzerinizde bir baskı oluşuyor. Denizi çok seviyorum, Bodrum'da bir teknem var. Orada dinleniyorum ve şarj oluyorum. Kışın da kayak yapmayı seviyorum."







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin