İşte Portre: H. Suat Atalay
Sabancı’dan Marsan Gıda’ya geçen Saka Su, iki buçuk yıllık sessizliğini iç pazarda iddialı hedeflerini açıklayarak bozdu. Genel Müdür H. Suat Atalay, “büyürken yetenekli gençlere ihtiyacımız var” diyor
İŞTE İNSAN – 06.06.10
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr
“Kendini iyi ifade edemeyenle çalışmam"
İki buçuk yıl önce Sabancı Topluluğu’ndan Gıdasa’yı devralan Marsan Gıda, kısa bir süre sonra içecek grubunun başına gıda sektörünün tecrübeli ismi H. Suat Atalay’ı getirerek bu alandaki iddiasını ortaya koymuştu.
Hızlı tüketim ve gıda sektöründe aralarında Unilever ve Ülker’in de bulunduğu farklı firmalarda deneyim kazanan Atalay, yoğun rekabetin yaşandığı bu pazarla ilgili çalışmalarını kamuoyuna yansıtmamayı tercih etti. Öyle ki daha önceden alışık olduğumuz üzere Saka markasıyla ilgili basın toplantıları göremedik. Nedense sessiz kalmayı tercih etti yeni yönetim.
Bu süre sonunda ilk röportajını İŞTE İNSAN’a veren Genel Müdür Suat Atalay, “İddialı hedeflerimiz var. İhracattaki başarımızı iç piyasaya taşıyacağız” derken bu konuda Saka’nın kalitesine ve sağlık kaynağı olduğuna vurgu yapıyor.
“Aldığınız ürünün sadece son kullanma tarihine değil. İçeriğine de bakın” diyen Atalay ekliyor: “Bir suyu değerli kılan yumuşaklığı değil, sertliğidir. İçindeki mineral yapısına bağlı olarak lezzeti ortaya çıkar!”
Sektörde yaşanan yoğun rekabete dikkat çeken ve “Kulaktan dolma bilgilerle sektöre yatırım kararı alan firmalar var” diyen Atalay’la Saka Su’yun yeni dönem hedefleri üzerine konuştuk.
Saka Su Sabancı Grubu’ndayken sık sık basının önüne çıkardı. Marsan satın aldıktan sonra ise bu strateji değişti. Ne yaptınız bu sessizlik sürecinde?
Hayli güç topladık. Saka kurulduğu günden beri dış pazara odaklanan bir yönetim tarzı benimsemiş. Biz doğal mineralli sular yönetmeliğine bağlı üretim yapan bir şirketiz. Bu nedenle 2007 yılından bu yana başta Avrupa olmak üzere beş kıtada 25 ülkeye satış yapan (aldığımızda 18’di) bir şirketiz. Yurtdışında suyun tanımı çok nettir. Bu nedenle orada işimiz daha kolay. Oysa Türkiye’de bu özelliğimizi anlatmak için bilinç daha yeni oluştu.
Yani bu süreçte daha çok yurt dışında güç kazandınız?
Saka, Türkiye’nin içecek ihracatının yüzde 35’inden fazlasını tek başına yapan istikrarlı bir marka. Türkiye’nin 2010 yılı içecek ihracatının yüzde 50’sini yapmayı hedefliyoruz. İngiltere’de pazarın yüzde 3’ü bizim. Almanya’da önemli bir payımız var. Kuzey Avrupa’da da keza öyle… Yakın zamanda Amerika’ya girdik, dört yıldır Avustralya’dayız, geçen yıl Japonya’ya girdik.
Şimdi sırada iç piyasada büyümek var herhalde?
Saka, ambalajlı su pazarında A grubu markalar içerisinde yüzde 10 pazar payına sahip. İç pazara yönelik öne çıkma konusunda konuşacak olursak 5 ve 10 litrelik hattımız yoktu. Geçen yıl beş milyon dolarlık ilave yatırımla bu eksiğimizi giderdik. Bunun yanı sıra ilave bir damacana hattı ile son derece modern ve Avrupa’nın ilk üç mineralli su fabrikasından biri olan Hendek mineralli su şişeleme fabrika kapasitemizi yıllık bir milyon ton seviyesine çıkarttık.
Son krizle birlikte “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü dilimize pelesenk oldu. Aynı durum su sektörü için de geçerli mi?
Krizler, marka bilincine sahip ve ürününe güvenen firmalar için izlenmesi zorunlu iki yol yarattı. Bunlardan ilki ekonomik nedenlerle daha ucuz ve sağlıksız ürünlere hatta sağlık koşullarına hiç uymayan yöntemlerle dolum yapan markalara yönelen aboneleri geri kazanmak oldu. İkincisi de marka ve tesis yatırımlarımıza ara vermeden, pazarlama faaliyetlerimizi arttırarak tüketicilerimizin mineralin faydaları hakkındaki bilinçlerini arttırmak.
Yani bir hayli işiniz var…
Her iki yol da maliyetli ve uzun soluklu. Biz halkımızın, su içerken kaynak suyundan çok daha faydalı olan mineralli suyu tercih etmesini ve sağlıklarına her gün olumlu katkı sağlamalarını istiyoruz.
Halen şirketinizde kaç kişi çalışıyor? 2010 istihdam planınız nedir?
İstanbul merkezimizde 50, fabrikamızda 180 kişi çalışıyor. 200 damacana ve 115 pet satış bayiimizle Türkiye’nin her yerindeyiz. Yatırımlarımıza paralel insan kaynağı, yeni ürün ve hat yatırımlarımız devam ediyor. Topluma katkı sağlama arayışında olan iyi eğitimli gençlerin yanı sıra yeterli mesleki eğitim alarak işine artı değer katmak isteyenlere kapımız açık. Örneğin meslek liselerini çok önemsiyoruz. Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil. Bir insan bizde mavi yakalı olarak bile işe başlasa önü açıktır. Çünkü bizde bir kariyer planı var. İnsanları sınıflandırmayı doğru bulmuyoruz. İşteki performansına ve verimine bağlı olarak ona kariyer planı yapıyoruz.
Siz yönetici olarak kimlerle çalışmayı tercih edersiniz?
Bir insanın çok iyi okulda okuması benim için önemli değil. Çok iyi bir okulda okumuş, iki mastır, bir doktora yapmış olabilir ama kendisini anlatamıyordur. O kişiyle kesinlikle çalışmam. O nedenle gençlere “ne yapmak istediğinize karar verin, görüşmelerde pazarlamanız gereken ilk ürün kendinizsiniz” diyorum. Hayatta bir şeylerin karşınıza çıkması için ‘talep’ ediyor olmanız lazım. Talep gelmezse size fırsatlar tepsi içinde sunulmuyor. Maalesef eğitim sistemine güvenmeyip çocuklarımızı devlet okullarına vermiyoruz. Onlar da zannediyorlar ki hemen yüksek bir mevkiden iş hayatına başlayacaklar. Öyle bir dünya yok. Bu konuda suçu öncelikle kendimizde aramalıyız. Çocuklarımızı gözümüzde fazla büyütmemeliyiz. Aksi taktirde onlar da iş hayatına atıldıklarında hemen terfi etmeyi bekliyorlar.
“Girişimcilik insanı doygunluğa ulaştırıyor”
Sizin bir de girişimcilik yönünüz var…
Evet yedi buçuk yıl süren bir girişimciliğim oldu. Toprak Kağıt’tan Unilever’e kadar çeşitli markaların ürünlerini dağıtan bir ağ oluşturdum. 350 kişiye istihdam yaratan bir organizasyondu bu. Bunun yanı sıra hijyenik kağıt üretimi yapan bir fabrika kurdum. 2001 yılında verdiğim bir karar sonucu satma, tasfiye ve ortaklara devretme yoluyla girişimciliğe son verdim.
Girişimciliğin ardından profesyonel hayata dönen biri olarak girişimcilik size neler kattı?
Girişimlik, insanı doygunluğa ulaştıran ve iş hayatını daha yakından tanımasını sağlayan bir süreç. O dönem müteşebbis olmam gerekiyordu oldum. Çok da keyif aldım.
Girişimcilik mi profesyonellik mi peki?
Hayat bir sınav bunu yaşarken gel-gitleri, iniş-çıkışları yaşıyorsunuz.
Keyif alarak yapıyorum işimi. Hayatta karar vermeyi biliyorsanız verdiğiniz kararların sonucunu da katlanıyorsunuz. Ben her konuda kendi kararımı verdim ve bundan kaçmadım. Hata yapmaktan korkmamak lazım.
Girişimciliğin yöneticiliğinize katkısı oldu mu?
Hayatımın merkezinde her zaman insan vardır. Benim için kapıda çalışan güvenlik görevlisiyle, bana bağlı ikinci derecede sağ kolum arasında yaptığı işi layıkıyla yapma konusunda hiçbir fark yok. İnsana insan olarak değer verip hem öğrenmeye hem öğretmeye çalışıyorum. Bir bayi ile görüşürken “bir zamanlar ben de bir distribütördüm” diye düşünüyorum. Bir üreticiyle görüşürken “bir zamanlar fabrika sahibiydim” diye düşünüyorum. Bu nedenle bana yapılmasını istemediğim hiçbir davranışı, başkasına karşı sergilemiyorum.
Yelkenle ekip ruhunu yaşıyor
• 1965’de doğan ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamlayan H. Suat Atalay, Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra iş hayatına Otoyol Iveco’da başladı.
• Kariyerine daha sonra sırasıyla Unilever, Inchcape, TEAM Grup ve Viko Elektrik & Elektronik Şirketiyle Ülker Yıldız Holding’de devam eden Atalay, 2009 yılından bu yana Marsan Gıda ve Sanayi Tic. A.Ş. İçecek Grubu Genel Müdürü olarak görev yapıyor.
• Motosiklet tutkunu olan H. Suat Atalay, rüzgarı hissetmek ve deşarj olmak için motora bindiğini söylüyor.
• Kayak ve yelken ise Atalay’ın bir başka tutkusu. Ekip ruhunu en iyi yaşatan spor dalının yelken olduğunu düşünüyor. “İş hayatımda hep bir ekip üyesi olarak çalışmayı tercih ettim” diyen Atalay ekliyor: “Memur olmam gerektiğinde yetki almayı, amir olduğum zamanlarda ise yetki kullandırmayı ilke edindim. Hata yapılmasından hiç korkmadığım için de iş arkadaşlarımın sorumluluk almasını ve gelişmeye açık olmalarını hep desteklerim.”
• Müziği çok sevdiğini söyleyen Atalay’ın favorisi ise halk ve sanat müziği.
•







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin