Ana Sayfa | Yazarlar | Aydın Demirer | Aydın Demirer: Atatürk Samsun’a niye çıktı?

Aydın Demirer: Atatürk Samsun’a niye çıktı?

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Aydın Demirer: Atatürk Samsun’a niye çıktı?

Madem ki insan kaynaklarının en önemli ayağı eğitim, ben de ikinci bir eğitim yazısı yazısı yazayım dedim.

Türkiye’nin eğitim sistemini en iyi anlatan cümle bence “Atatürk Samsun’a Çıktı”dır. 

İlkokuldayken “çıkmak” ve “Atatürk” arasında şöyle bir bağlantı kurduğumu hatırlıyorum. Atatürk’ün Kocatepe’ye çıkarken fotoğrafını bilirsiniz. İşte ben o resmi Atatürk’ün Samsun’a çıkışının fotoğrafı sanıyordum. Babama “Samsun burası değil mi” diye sormuş, “hayır orası Kocatepe” deyince bayağı şaşırmıştım.  
Oğlum ilkokul birinci sınıftayken, her Türk çocuğu gibi bu cümleyle karşı karşıya kalmıştı. Bir gün “Atatürk Samsun’a Çıktı” diye Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaya başladığında, bu cümlenin ne anlama geldiğini sordum.
“Bilmiyorum” dedi.
Ben de açıkladım: “Samsun bir şehir ismi. Yani İstanbul gibi. Atatürk düşmana karşı savaşı başlatmak için Samsun’a gitti” dedim. “Şimdi anladım” dedi. Henüz coğrafya okumadığından Samsun’u haklı olarak bilmiyordu.
Benim bugün de anlayamadığım o ünlü cümlede neden “gitti” değil de “çıktı” kelimesinin kullanılmış olduğu. Acaba Türkiye’de ya da dünyanın başka bir yerinde “çıkılan” şehir var mı? Bu cümleyi ilk kim kullandı, “çıkmak” fiili nereden icap etti? Niye “çıktı” olarak yerleşti? Çok merak ediyorum doğrusu.

Aslında ilkokulda anlamadığım pek çok şey vardı. Mesela Atatürk “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir dedikten sonra ordunun niye Ege’ye gittiğini de anlamamıştım. Öğretmene de sormuş ama tatminkar bir cevap alamamıştım. O da bilmiyordu bence. Neden sonra o tarihte Ege yerine de Akdeniz kullanıldığını bir yerde okumuştum.

Atatürk’ün “Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa Vardır. O Satıh da Bütün Vatandır” sözünü 20’li yaşlarda anlayabilmiştim mesela. Anlayınca da ne kadar önemli olduğunu da kavramıştım. O cümleyle yine ilkokulda karşılaşan ve benim gibi hiç birşey anlamayan oğluma resimler çizerek filan anlatmıştım. “Askerlikle savunma hatları vardır. Askerler bu hatların içinde durur. Düşmanın hücumunu da bu hatlarda karşılar. Şimdi Atatürk, sadece askerlere değil  herkese yönelik olarak diyor ki, savunma hattını korumaktan daha önemli birşey var. O da herkesin, durduğu yeri düşmandan koruması... Mesela, sen okulun bahçesindeysen, okulun bahçesini koru. Herkes bulunduğu yeri korursa düşman hiç birşey yapamaz”diye...

Şimdi bu tür bir ezberciliğin yanında, ona çok benzer bir eğitim sorunumuz daha var. Testlere yönelik eğitim... Aslında ikisi birbirini çok iyi tamamlıyor. 

Lise ya da üniversite sınavlarından sonra, adını yeni yeni duyduğumuz pek çok özel okul “bizim okulun mezunları şu kadar puan aldı, en iyi üniversitelere girdi” diye reklam yapıyor. Doğru, gerçekten de o okullar, sınava hazırlık açısından diğerlerine göre çok daha iyi bir performans gösteriyorlar.
Niye mi? Çünkü, en iyi test hocalarını transfer ederek çocuklara tamamen test ağırlıklı bir eğitim veriyorlar.

Sonuçta testleri büyük bir başarıyla çözen öğrenciler eğitim süreçleri boyunca bir kitap bile okumadan mezun oluyorlar. Bunun sonucunda da, hayata hazırlanmıyor, analitik düşünemiyorlar, analiz yapamıyorlar. 
Oysa, yabancı dille eğitim yapan okullarda böyle bir test yarışı yok. Bu okulların öğrencileri belki üniversite sınavında belki ilk 100’e giremiyor ama sağlam bir temel almış olarak mezun oluyorlar.

Ben bir Fransız okulunda okudum. Müthiş bir eğitim almadım. Ama pek çok şeyi yaşıtlarımdan daha önce okudum, öğrendim, analiz ettim. Yakup Kadri’nin Yaban’ını Türkçe öğretmenimin baskısıyla orta okul ikinci sınıfta okudum mesela. Lise ikide Rousseau’yu okumak hayata bakışımı değiştirdi. Toplumsal eşitsizliklerin kaynağı üzerinde ilk kez derinlemesine düşündüm. İbadeti kilisede değil, tanrıya daha yakın olduğunu düşündüğü doğanın kucağında yapmasından da oldukça etkilenmiştim.

Oğlum da tesadüfler sonucu bir Fransız okulunda okudu. Lise ikinci sınıfta tarih hocası, Profesör Halil Berktay’ın hayli ağır bir metnini analiz etmeleri için vermişti. Bayağı zorlandı ama sonuçta bir akademik metnin ne demek olduğunu öğrendi. Melville’in Mobby Dick’inin bir çocuk kitabı değil de bir edebiyat şahaseri olduğunu Fransızca öğretmeninden öğrenmişti. Ben de ondan öğrendim.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Sınavlara daha çok uzun süre var. Ama veliler bir seçim yapmak zorunda. Çocuğumuzun nasıl bir olmasını istiyoruz? İyi test çözen biri mi, analitik düşünebilen, analiz yapabilen biri mi?

(Aydın Demirer - 27.12.09)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0