Ana Sayfa | Yazarlar | Aydın Demirer | Aydın Demirer: Hayatı kimlerden öğrendiniz?

Aydın Demirer: Hayatı kimlerden öğrendiniz?

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Aydın Demirer: Hayatı kimlerden öğrendiniz?

Bir insan kaynakları yöneticisi biraz insan sarrafıdır da… Çok şey görüp geçirmiştir. Hepsinden de ders almayı bilen, hayatı bunların bir sentezi olarak görendir

Bir insan kaynakları yöneticisi biraz insan sarrafıdır da… Çok şey görüp geçirmiştir. Hepsinden de ders almayı bilen, hayatı bunların bir sentezi olarak görendir.

Her insanın yaşamının mutlaka kilometre taşları vardır.
Bu kilometre taşlarında, tanıdığı bazı kişiler, onun için hayatı yaşanabilir kılmışlardır.
52 yaşımdan geriye dönüp bakıyorum, benim için bu insanlar kimlerdi diye…
Yalnız başlamadan şunu söyleyeyim, ailemden öğrendiklerimi yazmadım. Yoksa, bu yazı içinden çıkılmaz bir hale gelecekti.

İlk okulda servis şoförümüz Doğan Abi vardı mesela. Servis şoförü deyip geçmeyin, yarı psikologdur onlar. O zamanlar şimdiki gibi minibüsler, midibüsler yoktu. Eski bir Amerikan arabasına 30 öğrenci doluşurduk.  Kim kiminle kavgalı, kim kimle oturmak istemiyor gayet iyi bilir ve herkesi o şekilde yerleştirirdi.

Ama Doğan Abi’nin esas büyüklüğü bu değildi. Her pazar sabahı, külüstür arabasıyla, servisteki bütün çocukları toplayıp Dördüncü Levent’teki (uzun zamandan beri Migros. İstanbul’un en rahat koltuklu sinemasıydı) çocuk sinemasına götürürdü. Sırf zevkine... Televizyonun olmadığı yıllarda çocuk sineması bizim için evin, okulun dışına açılan tek kapıydı. Karşılık beklemeden iyilik yapmanın erdemini ondan öğrendim sanıyorum.

Sosyal sınıf kavramıyla yine ilkokulda tanıştım. Sınıfın yarısı benim gibi burjuva çocuklarından oluşuyordu. Diğer yarısı hemen yanımızdaki gecekondu mahallesinin çocuklarından... Öğretmenimiz bu durumdan çok şikayetçiydi. Anneme, babama “Bütün gecekondu çocuklarını benim sınıfıma koydular” diye sıkça şikayet edermiş. Bizlere dokunmaz, gecekondu çocuklarını her fırsatta döverdi. Bu dövme seanslarından nefret eder, görmemek için elimle yüzümü kapatırdım. Bu yüzden de bir kere fena halde azarlanmıştım.

Gecekondu çocuklarının dersleri, -aralarında istisnalar olsa da-  tahmin edileceği gibi pek iyi değildi. Ama aralarında müthiş bir dayanışma vardı. Kimse kimseyi öğretmene gammazlamazdı. Aralarından birine bir şey olsa hemen bir araya gelirlerdi. İlk delikanlılık ve dayanışma derslerimi onlardan aldım desem yalan olmaz.

Ortaokul yıllarımı, birkaç arkadaş ve öğretmen dışında pek özlemle anmıyorum. Yalnız siyasi görüşümün şekillenmesinde Fransız edebiyatında okuduğumuz Jean Jacques Rousseau’nun hayli katkısı oldu. “Dünyada bahçesini çitle ayıran ilk insan eşitsizliği ilk başlatan kişi olmuştur” cümlesi 16 yaşında bir çocuk olarak beni büyülemişti. Bundan sonra “insanların niye eşit değil” diye merak edip okudum ve okudukça da eşitlikçi düşüncelerden yana oldum.

Futbolla müthiş ilgiliydim. Ligdeki bütün takımların onbirlerini ezbere sayardım. Koyu Fenerbahçeliydim. Ama benim kahramanın bir Galatasaraylı oldu. Metin Oktay benim idolümdü. Golcülüğünden çok mütevazılığı ve efendiliğiydi beni cezbeden. Ne kadar başarılı oldum bilmiyorum ama hayatta hep bu iki özelliğe önem vermeye çalıştım.

14 yaşındayken, arkadaşlarımdan biri bir kitap vermişti. Heinrich Böll’ün “İlk Yılların Ekmeği”ydi. Okuduğum ilk edebiyat kitabıydı. Bir olayın bu kadar güzel yazıya aktarılabileceğini hiç düşünmemiştim. Edebiyat ile tanışmam böyle oldu.

Ankara Siyasal Bilgiler’de çok iyi bir eğitim gördüm. Çok özetle “dünyanın nasıl döndüğünü” oradan öğrendim diyebilirim. Ama bu entelektüel ve muhalif okulda esas öğrendiğim başkaldırının tadıydı. Her zaman haksızlığa karşı başkaldırının dünyayı daha yaşanabilir kıldığını düşünüyorum. 

ODTÜ’de master programına devam ettim. Metodolojik çalışmayı burada öğrendim. Bir çalışma yapmadan önce iskeletini hazırlamanın önemini anladım. Yazı, makale vs. yazmayı biliyorsam bunun önemli bir kısmını ODTÜ yıllarıma borçluyum. Yazı öncesi ayrıntılı bir iskelet yaparken ‘Make an outline” diyen hocamızın sesi kulağımdan hiç çıkmıyor.

Çalışma hayatına Ercan Arıklı ile başladım sayılır. Ondan çok şey öğrendim ve söyledikleri sık sık aklıma geliyor. Onun da sıkça söylediği bir söz vardır. “Her zaman kendimizi utandırmadan işin içinden çıkabileceğimiz bir çözüm vardır”. Bir akılı adam stratejisi… Evet. Kırıp dökmeden, incitmeden, soğukkanlı harekete ederek ve düşünerek, plan yaparak kendimi pek çok kötü durumdan kurtarabileceğimi ondan öğrendim.

Hayata beraber başladığım, sabahlara kadar eğlenip, konuştuğum, aklıma gelen her şeyi tartıştığım altı yedi arkadaştan üçü artık yaşamıyorlar ne yazık ki… İkisini kanserden, birini bir kazada kaybettim. Hayata ilişkin pek çok şeyi yaşaya yaşaya birbirimizden öğrenmiştik.

Bu yazıda adları geçenler, benim ben olmamı sağladı. Onları tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. 

(Aydın Demirer - 25.04.10)

 

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0