Ana Sayfa | Yazarlar | Aydın Demirer | Aydın Demirer: Sürpriz! Beş yıl tatiliniz var

Aydın Demirer: Sürpriz! Beş yıl tatiliniz var

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Aydın Demirer: Sürpriz! Beş yıl tatiliniz var

Globalleşmenin bu kadar yaygınlaşmadığı, Çin’in ve Hindistan’ın bu kadar güçlü olmadığı, Avrupa’nın hala müsrif derecesinde zengin olduğu belki de son günlerdi...

1980’yi yılların ortalarında, Cumhuriyet gazetesinde Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin programı yayınlanmıştı. Globalleşmenin bu kadar yaygınlaşmadığı, Çin’in ve Hindistan’ın bu kadar güçlü olmadığı, Avrupa’nın hala müsrif derecesinde zengin olduğu belki de son günlerdi.

Programda çok takıldığım bir madde vardı. Yedi yılda bir, bir yıl ücretli izin. Bu benim gibi vakit sorunu çekenler için inanılmaz bir zenginlik anlamına geliyordu. Hemen kağıt kalem alıp hesaplamıştım. 20 yaşında işe başlayan biri 28 yaşında ilk bir yıllık tatile hak kazanıyordu. 60 yaşına kadar çalışan kişi toplam 5 yıl izin kullanmış olacaktı.

İnsanın sahip olacağı en büyük hazinelerden biriydi bu.

Çalıştığı için hayallerini sürekli ertelemek durumunda kalan insanlara, yaşlanmadan, bunları gerçekleştirme imkanı veriyordu.

Her fırsatta düşünmeye başladım. Eğer bu tür bir hazinem olsaydı, neler yapardım diye...

Bir kere iyi bir organizasyonla işe başlamak gerekiyordu. Yoksa, kolaylıkla, bu muhteşem hazine elinizden kayıp gidebilirdi. Organizasyonda yer alanları birer hayal olmaktan çıkartacak bir de sağlam disiplin gerekliydi.

Ondan sonra listenizi sıralayabilirdiniz.

Sıfırdan bir dili ana hatlarıyla öğrenmek isterdim. Ya da bildiğim bir yabancı dili derinlemesine öğrenebilirdim. Spekaspeare’i, William Blake’i İngilizcesinden okumayı çok isterdim mesela. Ya da İngiliz-Amerikan edebiyatı üzerine uzmanlaşmayı... Tabii ki iyi bir roman portföyü oluştururdum.

Bu, sinema hastalığını derinleştirmek için de bol vakit anlamına geliyordu. Kaçırdığım bütün klasikleri izlerdim. Fransız Yeni Dalgası’nı, İtalyan Yeni Gerçekçilik’in, Bergman’ın bütün fimlerini... Çok sevdiğim filmleri yeniden ve yeniden izleme imkanı bulurdum. Şımarıklık edip her gün kahvaltıdan sonra bir film izlesem bu 365 film anlamına gelirdi ki, neredeyse dünyadaki bütün büyük filmleri yakalamış olurdum.

Diğer bir yıllık tatilde 365 rock albümü dinlerdim, dinlemediğim büyük rock albümü kalmasın diye...

Sporu severim ama bir türlü gerekli ilgiyi gösteremiyorum. Her tatil yılı için kendime bir program yapardım. Bir yıl İngiliz Premier Ligi’de ayırırdım, bir yıl, bir olimpiyadı başından sonuna seyrederdim. Bir yılı NBA’e, bir yılı Fransa Bisiklet turuna, bir yılımı da o yılın büyük tenis turnuvalarına (Avustralya – Amerika açık, Roland Garros, Wimbledon) ayırırdım.

Kendi mesleğimle ilgili olarak son yedi yılda olup bitenleri iyice öğrenmeye çalışırdım. Böylelikle, işe daha bilgili, daha yetkin biri olarak dönerdim. 

Üç ay sürecek bir Türkiye turu düzenlerdim kendime. Bilmediğim coğrafyaları, oradaki insanları keşfetmeye çalışırdım.

ABD’de, İnternet’te faaliyet gösteren üniveriselerden birinde, henhangi bir konuda bir yıllık eğitim ve diploma da alabilirdim. Eğer param olursa, bunun yerine, Fransa’da bir yıl şarap eğitimi görürdüm. 

Hep eğlenecek değilim ya... Hayat muhasebesi yapacak vaktim olurdu. Ailemi, arkadaşlarımla olan ilişkilerimi, okul ve iş hayatımı, bugüne kadar başarıp başaramadıklarımı düşünürdüm. Kendimi analiz etmeye çalışırdım. Bütün bunları yapmaya vakit bulduğum, pek çok yönümü analiz edebildiğim için olaylara daha objektif bakabilen, ilişkilerinde daha iyi, kişiliği daha gelirmiş bir adam olarak tatilden dönerdim. 

Toplumsal bazı faaliyetlerde yer alırdım. Varoş ya da köy çocuklarına bir şeyler öğretmeye çalışan derneklerde fiili olarak çalışırdım, aklı başında, donanımlı insan yetiştirmeye gayret ederdim. 

“Bodrum’a yerleşsem acaba yaz kış orada yaşasam, sıkılır mıyım” diyenler için bu bir yıllık tatil çok iyi bir deneyim olurdu. Sıkılmayacak olanlar, dönüşte istifa edip, Bodrum’da kendilerine göre başka bir iş ayarlayabilirlerdi. Sıkılanlar işlerine daha iyi sarılırlardı. 

Bugüne kadar hiç bilmediğim alanlara girip yeni birşeyler öğrenmeyi çok isterdim. Bu, Türkiye’nin florası olabileceği gibi, hayvan davranışları ve psikolojisi de olabilirdi

Neyse, Alman Sosyal Demokratı artık “bu tür lüksleri” bıraktı. Sadece onlar değil. Fransız çalışanları da büyük zorluklarla elde ettikleri haftalık 35 saatlik iş gününden vaz geçtiler. Diğer Avrupalı çalışanlar da... Haksızlar mı? Karşılarında günde 15 saat çalışıp bir gün tatil yapan, fabrikanın yatakhanesinde yatıp yemekhanesinde yiyen gariban Çinliler varken ne kadar direnebilirlerdi ki? 

Sadece, biz çalışmak zorunda olanlar, 1990’lı yıllarda bir ütopyamızı daha kaybettik. 

Hepimizin başı bir kez daha sağ olsun.

(Aydın Demirer – 22.11.09)

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0