Aydın Demirer : Bir İsrail klasiği
Dünyada bir ülke var. Bu ülkenin diğer ülkelerde olmayan bir hakkı var. Bu hak, istediğini yapma hakkı. İsrail döver, söver, öldürür, bombalar, duvar örer, rehin alır, savaş esirlerini kobay olarak kullanır, yardım taşıyan gemilere saldırır, sınırsız güç kullanır. Karşılığında hiç bir cezaya uğramaz.
Dünyada bir ülke var. Bu ülkenin diğer ülkelerde olmayan bir hakkı var. Bu hak, istediğini yapma hakkı. İsrail döver, söver, öldürür, bombalar, duvar örer, rehin alır, savaş esirlerini kobay olarak kullanır, yardım taşıyan gemilere saldırır, sınırsız güç kullanır. Karşılığında hiç bir cezaya uğramaz.
Şımarık çocuğun aşırı liberal anne - babaları gibi bazen bir - iki büyük ülke İsrail’e “Bir daha yapma, tamam mı tatlım” der ve iş biter. Aslında anne baba Amerika’dır. Hiç bir başkan, Obama da dahil, bu ülkeyi kınayamaz, azarlayamaz. Amerika’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olduğu için veto hakkı vardır. İsrail’in yaptığı her insanlık dışı eylem için bu hakkı kullanır ve Birleşmiş Milletler’den olumsuz karar çıkmasını engeller.
İsrail devletinin kuruluş tarihi Birinci Dünya Savaşı’na kadar gider. İngiliz Dışişleri Bakanı Arthur James Barfour, 1917 yılında uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden Lord Rothschield’a bir mektup göndererek Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini açıklar.
Bölge nüfusunun büyük kısmı Müslüman Arap’tır. Barfour, Araplardan söz ederken “Bölgede yaşayan ve Yahudi olmayan kişiler” der. Bu, Türklerden bahsederken “Türkiye’de yaşayan ve Rum olmayan kişiler” demek gibi bir şeydir. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Yahudi göçleriyle bölgede Yahudilerin oranı, nüfusun üçte birini oluşturur. Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Yahudiler “Vaat edilmiş Topraklar”a geri dönmeye başlamışlardır.
İsrail’in kuruluşu 1948 yılında, Birleşmiş Milletler’in onayıyla gerçekleşir. İsrail askerleri Arap köylerini basarak ülkenin yüzölçümünü genişletirler. Olayı biraz karikatürize ederek anlatırsak... Siz bir gün evinizde otururken birileri kapınızı çalıp “Buradan çıkın. Burası bizim ülkemiz oldu. Artık biz oturacağız” diyor. Siz hayretle bu hakkı nereden aldıklarını soruyorsunuz. Çünkü 2000 yıl önce biz burada oturuyorduk, buradan sürüldük ve şimdi geri dönüyoruz” cevabını alıyorsunuz. Önce şaka filan sanıyorsunuz. Yüzlerce yıl önce topraklarından sürülen milletlerin geri dönme hakları olması durumunda dünya coğrafyasının nasıl bir kaosa neden olacağını düşünüyorsunuz ve bunun kesinlikle ciddi olamayacağına kanaat getiriyorsunuz. Adamlar silahla gelince ciddi olduklarını anlayıp direnmeye çalışıyorsunuz.
Ama ne mümkün! Arkasında dünyanın bir numaralı gücünün olduğunu görüyorsunuz. Size yardım etmek isteyen komşu ülkelerin orduları da bu güç karşısında hiçbir şey yapamıyor. Bu arada topraklarınızı İsrail’e hediye eden Birleşmiş Milletler’in lütfedip size ayırdığı toprakların giderek küçüklüğünü görüyorsunuz.
Bu, bir bilim kurgu romanı değil. Bu kadar absürt bir süreç gerçekten yaşandı. Yüzyıllarca Yahudilere eziyet eden batılılar, vicdan borçlarını bu şekilde ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Öte yandan İsrail’in istediğini yapma hakkı İslam radikalizminin en büyük nedeni oldu. İsrail’in yaptıkları meşru görüldükçe radikalizmin dozu arttı. Humeynilerle, Hamaslarla, El kaidelerle, Ahmedi Necatlarla onların sayesinde tanıştık.
Müslümanlar İsrail’i, batı ikiyüzlülüğünün laboratuarı olarak gördü her zaman. 11 Eylül saldırısından sonra bir haber kanalında, BBC yapımı bir program izlemiştim. Endonezya’dan Fas’a, çok geniş coğrafya içerisinde sıradan (ev kadını, esnaf) pek çok Müslüman’la görüşülmüş ve düşünceleri sorulmuştu. Hepsi aşağı yukarı aynı şeyi söyledi: “Bu saldırıyı haklı bulmak mümkün değil. Ama İsrail’in yıllardan beri yaptığı o kadar adaletsiz ki... Bunu da unutmayın.”
İsrail’in 60 yıldır izlediği politikaya devam ettikçe, batılılar buna göz yumdukça İslam radikalizmi artıyor ve artacak. Bu çok açık ve net. İsrail’in bölgedeki tek demokrasi olması, etrafının demode Arap monarşileriyle çevrili olması da yaptıklarını meşru kılmıyor. Zaten İsrail demokrasisinden de çıka çıka aşırı sağ çıkıyor; demokrasi anlayışları, Hamas’tan hiç de farklı olmayan siyasi partiler...
Bu hafta insan kaynakları yazısı yazmak içimden gelmedi. Bu yazıyı dört yıl önce yazmıştım. Bazı yerlerini yeniledim. İsrail açısından değişen hiç bir şey yok. Yazı, merkezi Londra’da bulunan Açık Radyo’da yayınlanmıştı.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin