Aydın Demirer: İmdat! Emir kulu geliyor
Financial Times yazarı Lucy Kellaway, gazetedeki köşesinde, röportaj yapmak üzere büyük bir şirketin CEO'suna yaptığı ziyareti anlatıyor. Bence, son derece önemli bir soruna parmak basarak...Resepsiyonda, şirketin güvenlik görevlisi, Lucy'i uyararak içeri girmesine izin vermiyor. Nedeni, şirket kartını yakasına değil de çantasına asmış olması. Lucy uyarı üzerine kartını yakasına takıyor. Ama bunu yaparken biraz yüzünü ekşitmiş olacak ki güvenlik görevlisi sert davranmayı sürdürüyor. "Karta dikkat etmesini, başına bir hal gelirse kendisini dışarı bırakmayacağını" filan söylüyor. Derken Lucy binaya giriyor, CEO kendisini güleryüzlü ve nazik bir biçimde ayakta karşılıyor, röportajın başından sonuna kadar son derece saygılı ve içten davranıyor.
İki farklı statü ve davranış
Burada bir parantez açalım.
Lord Acton adında İngilizlerin pek sevdiği, 19'uncu yüzyılda yaşamış, özlü sözleriyle ünlü bir devlet adamı var. En meşhur sözlerinden biri "Güç Yozlaştırır. Mutlak Güç Mutlak Yozlaştırır."
Lucy, yazıda bu söze gönderme yapıyor. Yaşadıklarından sonra, bu ünlü sözü yanlış bulduğunu söylüyor. Onun yerine başka bir söz öneriyor: "Güç yozlaştırır. Mutlak güç, yarım yamalak güçten daha az yozlaştırır."
Bu düşüncesine dayanak olarak da İngiltere'de, Deneysel Sosyal Psikoloji Gazetesi'nde yayınlanan bir teste dikkat çekiyor. Burada gençler arasında yapılan bir deney söz konusu. Deneye göre, bazı öğrenciler toplumsal statüsü düşük, bazıları ise yüksek konumlara getiriliyorlar. Düşük statüye atananlar, başkalarına karşı son derece kötü davranıyor, onları küçük düşürecek hareketlerde bulunuyorlar. Örneğin üç kere köpek gibi havlamalarını istiyorlar vs. Yüksek statülü göreve atılanlar ise aynı kişilere karşı son derece düzgün ve saygılı davranıyorlar.
Timsah gözyaşları
Lucy'nin son günlerde yaşadığı bu tek örnek değil üstüne üstlük.
Altı hafta önce oğlunu ABD'ye göndermek üzere, onunla birlikte makul bir saatte Heathrow havalimanına geliyorlar. Derken, oğlunun elektronik vizesinin olmadığı anlaşılıyor. (Doğrusu ABD ile İngiltere arasındaki elektronik vize konusuna vakıf değilim. Ama anladığım kadarıyla iki ülke arasında kolay alınan bir vize söz konusu) Bir kabus başlıyor. Güç bela bir bilgisayar buluyorlar ve elektronik vizeyi alıyorlar. Check in yaptırırlarken uçağın kalkmasına henüz 58 dakika var. Ama elinde telsizle dolaşan güvenlik görevlisi kafasının iki yana doğru sallıyor, 'uçağa yetişmeniz mümkün değil' diye.
Bunu yapan görevli, bir yandan da "kusura bakmayın" demeyi de ihmal etmiyor. Lucy'e göre çok bildiğimiz bir tavır bu. Ağzıyla özür dilerken gözlerinde sadistçe bir parıltı olduğunu söylüyor.
Aslında biraz bizdeki emir kulu olayı. Malum, emir kulları, çoğu zaman bağlı bulundukları insanlardan çok daha ürkütücüdürler. Emiri alır ve uygularlar. Bir anlamda programlanmış robotlardan hiç farkları da yoktur. Lucy'nin yazısını okur okumaz, aklıma Cem Yılmaz'ın 'Türkler Uzayda" parodisi geldi. Hani Uzay Yolu dizisinde, bir yerden bir yere gidecek olanlar ışınlanır ya... Ve bu işi yapan Scuty adlı bir görevli vardır ya... Bir yere gidecek olan kişi "Işınla Scuty" der ve gideceği yere gider.
Cem Yılmaz'ın parodisinde Türk uzay gemisindeki görevli "Işınla Osman" der ve ilk izlediğimde beni gülmekten komaya sokan o müthiş cevabı alır: "Makine soğuk."
Osman arkasından saydırmaya başlar: "Ananızın karnından ışınla mı doğdunuz? Biraz da yürüyün kardeşim. Işını çok bulduk, arkamıza sürelim bari." Türk emir kulunu çok iyi anlatmıyor mu?
Bir örnek de iş dünyasından... Dünyanın en büyük halı üreticisi olan, Merinos, Dinarsu, Padişah markalarının sahibi İbrahim Erdemoğlu'ndan bahsedeceğiz. Geçtiğimiz ay, CNBC-e Business dergisinde, Erdemoğlu ile ilgili bir yazı yayınlandı.
Erdemoğlu'nun çalışanlarıyla farklı bir ilişkisi var. Daha yakın zamanda 72 milyon lira harcayarak işçilerine konut yaptırmış. Masrafın yarısını kendisi karşılıyor, kalan yarısı için işçilerin maaşlarını uzun vadelere yayıyor, cüzi taksitlere bölüyor.
Tüm işçiler Amerikan Hastanesi'nde tedavi görüyor. Hiç para vermeden.
İşte aynı Erdemoğlu, kendinden beklenecek bir hareketle, arabasını da kapalı garaja değil açık park yerine bırakıyor.
Patron böyle davranırken, kraldan çok kralcı bir orta düzey yönetici ortaya çıkıyor ve kendi başına aldığı bir kararla şirketin kapalı otoparkına çalışanların araçlarını bırakmasını yasaklıyor.
Patron küplere biniyor doğal olarak ve bu kararı alan kişiyi çağırıp ona şunları söylüyor: "Çalışanın otomobili benim otomobilimden çok daha değerlidir. Çünkü ben kolaylıkla istediğim zaman istediğim otomobili alabilirim. Ama bir çalışanın bir otomobil sahibi olması için uzun yıllar para biriktirmesi gerekir." Şüphesiz bu durumu genelleştirmek mümkün değil. Ama yine de emir kullarına karşı dikkatli olmakta yarar var. Unutmayın, onlar gerektiğinde hissiz birer robot haline gelebiliyorlar.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin