Ana Sayfa | Yazarlar | Aydın Demirer | Aydın Demirer: Var mı panzerleri durduracak

Aydın Demirer: Var mı panzerleri durduracak

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Aydın Demirer: Var mı panzerleri durduracak

Geçen hafta İngiltere’ye uğramış, artık onların olmayan otomobillerden bahsetmiştik.
Bu hafta ‘Ada’dan çıkalım, Kıta Avrupası’na gelelim.
Avrupa’da sanayi bacalarının tüttüğü bir tek Almanya kaldı galiba.
Almanya, aynı zamanda Maastricht kriterlerine en çok yaklaşan ülke konumunda.
Euro düşmeye devam ettikçe, Almanlar dünya ihracat şampiyonluğunda Çin ile giriştikleri mücadeleyi kazanacak gibi görünüyor.  
Alman mühendisliği hala Japonya ile birlikte dünyanın en iyisi.
Almanlar, otomotivde lüks segmentte, kimsenin kendisini sollamasına izin vermiyor. Örneğin Fransızlar bu segmente çok yatırım yapmalarına rağmen Almanlarla hiç bir zaman yarışamadılar. 
Bir düşünün… Dünyada Audi, Mercedes ve BMW ile yarışabilecek kaç marka biliyorsunuz?
Onların üstünde Porsche ve Lamborghini gibi iki sportif devi yerleştirin.

Neredeyse bütün segmentlerde çok iyi performans gösteren bir Volkswagen’i tabloya ekleyin. 
Ve batan General Motors’un Avrupa’daki sağlam kalesi Opel’i...
Kısacası Alman panzerlerini Avrupa’da yenmek mümkün değil.

Alman formülünde bence teknik bilgi kadar disiplin, sadakat ve uyum gibi insani faktörler de yer alıyor.

Lenin’in ünlü bir lafı vardır: “Alman işçilerine tren garını işgal edin derseniz hepsi gidip gişelerin önünde kuyruğu girer” diye.

Almanya’nın sorunları yok mu?
Elbette var. Hem de tonla… Kamu borcu var, kemer sıkıyor. Alman bankalarında da batık Yunanistan’ın hazine ve banka kağıtları var. Avrupa’nın krizdeki bütün ülkeleri onun elinde bakıyor. Ülkenin doğusu hala “Doğu Almanya” olarak kalmakta ısrarlı görünüyor. Doğu’daki parlamentolarda çok sayıda neo-nazi milletvekili bulunuyor. 
Ama Almanya, Fransa ve İtalya ile kıyaslanmayacak kadar iyi durumda.

Gelelim Fransızlara...
Onların medarı iftiharı Renault.
Renault, geçtiğimiz yıllarda çok akıllı iki yatırım yaptı ve kaderini değiştirdi. Bunlardan birincisi Japon Nissan ile kurduğu ortaklıktı. Bu sayede de Japon teknolojisinden yararlanma imkanı buldu.
Renault’nun ikinci akılcı yatırımı ise Dacia’yı Romenler’den almak oldu. Dacia, 1970’lerden 1990’lı yıllara kadar Renault 12 üreten, üstelikle en kötü koşullarda üreten bir otomobil markasıydı. Tipik bir Doğu Bloku ülkesi otomobiliydi anlayacağınız. (Doğu Bloku ülkelerinin gerçekten de son derece ilginç otomobilleri vardı. Doğu Almanya’da 1950’lerden kalma, görünüşü son derece kötü, motoru ondan da kötü Trabant diye bir araç üretiliyordu. Dünyanın en iyi otomobillerini yapan Alman mühendislerini Trabant yapmaya mahkum etmek nasıl bir aklın eseri, anlayan varsa beri gelsin. İkinci Dünya Savaşı öncesinin ünlü markası Skoda’dan da pek birşey kalmamıştı. Sovyetler Birliği ve Polonya da Nuh Nebi’den kalma Fiat’ları üretiyordu).

Renault’da çalışan bir arkadaşım Dacia ilk alındığında Romanya’ya, tesisleri görmeye gitmişti. Başkent Bükreş’te en iyi servis istasyonlarından birine gitmişler. Hani arabaların kaldıran bir makine vardır ya o arızalıymış. Ama bir çare bulmuşlar. Arabaları yumuşakça bir zemin üzerine yan yatırıyorlarmış. Bilmem fazla söze gerek var mı?

Renault Dacia’yı 50 milyon dolara aldı. “Ölmüş eşek fiyatı” diyebilirseniz ama bence daha fazla etmezdi. Ama 1.5 milyar dolar masraf yaptı. Dacia şimdi Renault’nun para makinesi. Son beş yılda satışlarını 20 kattan fazla artırdı. Yılda 500 binin üzerinde araç satıyorlar.

Ama Peugeot-Citroen, Renault gibi cesur kararlar alamadı. Bugün biraz sallan yuvarlan gidiyorlar.

Fransa’da hala bir otomobil sanayisi var. Ama ne Almanlarınki kadar güçlü ne İngilizlerinki kadar bitmiş. Krizdeki pozisyonlarına uyuyor. Fransa yüksek teknolojiyi, bilişim devrimini ıskalamış bir ülke. Mutfak eşyası gibi kimsenin pek umuru olmayan sanayilerde güçlü. Giderek de şaraptan, güneşten, güzel kentlerden başka satacak bir şeyi kalmayacak. Bakmayın öyle Sarkozy’nin sağa sola dayılanmasına… “Fransızların sembolü niye horozdur?” diye bir bilmece vardır. Cevap Fransa’yı ve Fransızları çok iyi anlatıyor: “Çünkü horoz, ayakları pisliğin içinde olsa bağırabilen tek canlıdır.”

İtalyan ekonomisi, batmış haldeki Yunanistan ile karşılaştırılabilir. Roma’nın borcu Atina’nınki kadar yüksek. Ama İtalyanları’ın tasarımı var ya… İşte o tasarım onları her türlü beladan uzak tutuyor. Rating kuruluşları çok değişik alanlarda tasarım üreten İtalyanlar’ın borçlarını, sadece turizme ve deniz ticaret filosuna mahkum olan Yunanlılar’dan daha kolay ödeyeceklerini düşünüyorlar. Dolasıyla notlarını kırmıyorlar.
Otomotive gelince... Bütün İtalyan otomotiv sanayisi bir çatı altında birleşmiş durumda. Fiat da, Alfa Romeo da, Maserati de, Ferrari’de bir gövdenin parçaları… Tasarımda gelince... Bütün dünya piyasasına İtalyanlar hakim. Audi’nin o muhteşem modellerini İtalyan De Silva yapıyor örneğin. Ya da İtalyanlar’ın sadece otomobil tasarımı yapan Bertone, Pininfarina gibi şirketleri var. Her iki şirket bugüne kadar, Volvo’dan Hyundai’ye, Mitsubishi’den Ford’a, Jaguar’dan Citroen’e ve aklınıza gelecek daha pek çok marka için tasarım ürettiler.

Evet, dört ülke, dört otomobil sanayisi. Bizimkilere hiç girmedim. Çünkü o bambaşka bir yazının konusu…

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0