Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: 12 Eylül’le hesaplaşmak

Burçak Güven: 12 Eylül’le hesaplaşmak

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: 12 Eylül’le hesaplaşmak

10 – 15 yıl tadar önce bir uçak kaçırma teşebbüsü olmuştu. Olayın detaylarını pek hatırlamıyorum ama yanılmıyorsam Ankara Esenboğa’da yarım akıllı bir terörist,  kokpite girerek pilotların kafasına dayadığı silahla uçağın bilmem nereye götürülmesine talep etmişti.

Yine yarım yamalak hatırladığım kadarıyla uçak henüz havalanmamıştı bile. Canlı yayınlar eşliğinde yani biz durumu evlerimizden izlerken güvenlik güçleri havaalanına üşüşmüş, birkaç saatlik bir operasyon gerçekleştirilmiş ve teröristin öldürülmesiyle durum kontrol altına alınmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı da olay yerine gelmiş ve havaalanı çıkışında burnuna dayanan mikrofonlara, müjdeli haberi veren ilk kişi olmuştu.

Olayın detaylarını yarım yamalak hatırlasam da bakanın ağzından çıkanları hiç unutmadım. Çünkü “terörist imha edilmiştir” dediğinde kanım donmuştu adeta. Sanki bombalı bir paketten söz edercesine, her kim olursa olsun bir insan için ‘imha edildi’ ifadesi kullanan bir içişleri bakanının nasıl bir mantaliteye sahip olduğunu merak etmiştim.

Sonuçta orada genç bir insan öldürülmüştü ve ne yapmış olursa olsun bu hem büyük bir trajediydi hem de o terörist de, bu ülkenin vatandaşı olan bir ailenin bir zamanlar pamuklara sarılarak büyüttüğü biricik oğluydu. Yani teröristi öldüren kurşun aynı zamanda bir ailenin yüreğini de hayatlarının sonuna kadar dağlamıştı en azından. Vurulması emri belki de (büyük ihtimalle) en doğru karar dahi olsa, sonuçta bir canlının ‘vakitsiz’ ve hiç de insani şartlarda olmayan ölümü hakkında bakanın içinden pörtleyen ifadenin bu olması, çok acı vericiydi.

Benzer bir iç burkulmasını geçenlerde, parçaları yeniden yayınlanan bir belgeseli izlerken yaşadım. 12 Eylül hakkında konuşan Kenan Evren, darbenin (dolayısıyla kendisinin) sağ ve sol akımlara nasıl da eşit mesafede durduğunu anlatmak için o dönemde gerçekleşen idamları örnek gösteriyordu. Diyordu ki, “İki taraftan da gençleri astık, hatta sağcılardan da idam edilecekleri bulmak için solcuların idamını beklettim!” Sağcı gençlerden de uygun idamlık bulunduktan sonra ikisini birlikte bi güzel astıklarını, “patlıcanlar pişene kadar pirinci suda beklettim” tadında anlattığını görünce içimden kusmak geldi.

Ordunun ve kendi darbe yönetiminin doğruluğunu ifade etmek için seçtikleri araca bakar mısınız? Ne zaman bu kadar insanlıktan çıktınız ya da ipin ucunu gencecik insanların hayatıyla gösteri yapacak kadar nasıl kaçırdınız?  

Objektivitesini kanıtlamak adına verdiği bu örnekle Kenan Evren’le ‘terörist imha eden’ bakanın, insaniyet ve dolayısıyla devlet görevlerine layık olma açısından hiçbir farkı yoktur. Yani bana göre bu insanlar (artık kişisel hırstan mıdır yoksa yaptıkları işlerin körleştirici ve duygusuzlaştırıcı etkisine direnç göstereme yeteneğinden yoksun olmalarından mıdır bilemem) insanlığın, mesleklerinin, ülkenin vs. yüz karasıdır. Ama işin daha kötü yanı, bu yüz karalarının bizim böğrümüzden çıktığı, bizim içimizdeki karanlığı temsil ettikleri gerçeğidir ki esas yüzleşmemiz gereken yer burasıdır.

Şimdi gelelim 12 Eylül darbecilerinin yargılanması meselesine... Bana göre işin bu boyutunu yani bu ülkeye çok yakın zamana içişleri bakanlığı yapmış biriyle; önce ordunun üst kademesinde sonra da devletin tepesinde oturmuş birinin (ve tabii benzer tüm örneklerin) insaniyetle imtihanını ve bizim bundaki payımızı masaya yatırmadan hiçbir hesaplaşma yapılamaz.

Bunları besleyen, büyüten, terfi ettiren, içinde tutan sistemleri, siyasi partileri, liderleri, eğitim süreçlerini, orduyu sorgulanmadan yapılan hesaplaşma havada kalır. Bundan rahatsız olmayan, bu bakışa ve muameleye itiraz etmeyen, bunlar karşısında ayağa kalkmayan toplumlar da ya bu davranışları kendilerine reva görecek kadar aşağılık kompleksi ya da korku içindedirler.

Kaldı ki 12 Eylül’de ve sonrasında, insanlar patır patır idam edilirken, gencecik bedenler yaşları büyütülerek darağaçlarından sarkarken bu ülkenin büyük çoğunluğunun avuçları patlatıyordu alkış tutmaktan. Bu yüzden Kenan Evren’i yargılamakla, 12 Eylül’le hesaplaşılamaz.

Bunun için önce kendi zavallılığımızla, içimizden Kenan Evren’i çıkarıp göndere dikme halimizle, darbeyi ‘çok şükür’ nidalarıyla karşıladığımız gerçeğiyle, bize bombalı paket muamelesi yapılmasına nasıl yıllarca sesimizi çıkarmadan katlandığımızla, siyasi fraksiyonlara eşit uzaklıkta durduğunu yağlı urgana geçirdiği genç bedenlerin çetelesiyle açıklayanları nasıl baş tacı ettiğimizle hesaplaşmamız gerekiyor.

Kendi ahlaksızlığımızın vicdan azabını biraz olsun dindirmek için mahallenin güzel kızını kurban seçip “vurun kahpeye” diye haykırdığımızda nasıl arınamıyorsak Kenan Evren’i yargılayarak, cumhurbaşkanlığından kaynaklanan haklarını elinden alarak bir arpa boyu yol alamayız.  

ARKA PENCERE/25 TEMMUZ 2010

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0