Burçak Güven: Adaletin kılıcı kimin elinde?
Suçluluğundan hemen herkesin emin olduğu iki adamın, teknik bir detay yüzünden serbest kalması, Hardin’i çileden çıkartır.
Hakim Steven Hardin, pek çok suçlunun kanundaki boşluklar ya da teknik detaylar yüzünden serbest kalmasına seyirci kalmaktan yorulmuştur artık. Önüne gelen pek çok davada suçlu olduklarına kesin kes inandığı pek çok caniyi, katili, tecavüzcüyü şu ya da bu sebeple serbest bırakmak ya da basit cezalarla kurtulmalarına göz yummak zorunda kalmak ruhunda derin yaralar açmaktadır. 10 yaşındaki bir erkek çocuğuna tecavüz ettikten sonra öldüren iki kişinin, delillerin kanuna uygun biçimde toplanmaması gibi ‘basit’ bir sebeple yakayı kurtarması, Hardin için son damla olur.
Bu iki adam, bir gece devriye görevindeki polisin, aşırı yavaş seyretmesinden şüphelendikleri bir arabayı durdurması sonucu tutuklanmıştır. Hırsızlık şüphesiyle durdurulan araç buram buram esrar kokmaktadır ama polisin şüphesini doğrulayacak bir bulguya rastlanamadığından, arabanın içindeki kanlı ayakkabının hesabını sormak için bir bahane gerekmektedir.
Aracın sigorta evraklarının tarihinin geçmiş olmasını bahane ederek iki adamı gözaltına alan polis, kanuna aykırı bir tutuklama yaptığından mahkeme, öldürülen çocuğa ait kanlı ayakkabıyı göz ardı etmek zorunda kalır. Suçluluğundan hemen herkesin emin olduğu iki adamın, teknik bir detay yüzünden serbest kalması, Hardin’i çileden çıkartır. Çocuğun babası da, serbest kalacaklarını anladığı iki zanlıyı mahkemede vurmak isterken yanlışlıkla bir polisi öldürmüş sonra da hapiste intihar etmiştir.
Tüm bu trajik olaylar karşısında kanunla eli kolu bağlanan Hardin, güvendiği bir arkadaşı olan Hakim Caulfield’a dert yanar. O da Hardin’i adaletin kılıcından kaçmayı başarmış suçlulara ‘haddini bildiren’ gizli bir mahkemeyle tanıştırır. Hardin bu gizli mahkemeye kanlı ayakkabı davasını sunar, yapılan oylama sonucu ‘suçlu’ bulunan iki zanlı için verilen ölüm kararını uygulama görevi, kiralık bir katile havale edilir. Fakat bu arada bir polis detektifi, küçük çocuğun katilinin başkası olduğuna dair birtakım ipuçları elde eder.
İki masum insan için ölüm emri çıkartıldığını fark eden Hardin, kararı kaldırması için gizli mahkemeye tekrar başvurduğunda kararın geri alınamaz olduğunu öğrenir. Gizli mahkeme, hakimlerin gizliliğinin ve varlığının korunabilmesi için suikastçıyla aralarında bir tampon alan yaratılmıştır. Böylece iki tarafta birbirinin kimliğinden haberdar değildir ve emirler geri alınamamaktadır.
Üstelik gizli mahkeme hakimlerinin Hardin’e yaptıkları açıklama tüyler ürperticidir: “Bu vakada açık biçimde hatalı karar verilmesine rağmen gizli mahkeme, toplumun iyiliğini gözeterek hizmet etmekte ve kamuoyunun çıkarlarını korumaktadır. Kaldı ki bu cinayetten sorumlu olmasalar da, söz konusu iki adamın başka suçlar işlediği kesindir. Bu yüzden de öldürülmeyi çoktan hak etmektedirler. Zaten bu mahkemenin gizliliğinin devamı ve selameti, basit bir yanlış karardan çok daha önemli olduğu için de emrin geri alınması söz konusu bile değildir!”
Kanun ve adalet sisteminin dışına çıkarak kendisini feci bir bataklığın içinde bulan Hardin, suikastçıyı durdurmak için elinden geleni yapar. Bu süreçte gizli mahkemenin kendisi için de ‘vur emri’ çıkarttığını öğrenir. Ve gizli mahkemenin bir sonraki oturumu, Hardin’siz yapılır ve düzen aynen devam eder. Çünkü Hardin, dışarıda bu gizli toplantıyı kaydetmek ve bu kanun dışı oluşumu adalet karşısına çıkarmak için delil toplamaktadır…
1983 yapımı “The Star Chamber” filmi, biz de “Gizli Güç” adıyla gösterime girmişti. Bülent Arınç’a suikast planı iddialarıyla başlayıp da Kozmik Oda’ya taşınan süreci izlemek zihnimde bu filmi canlandırdı. Kozmik Oda’dan bilgiler sızdıkça, faili meçhul cinayetlerin izleri ortaya döküldükçe, asli görevi haber olan gazeteciler için filmdeki gibi ‘Gizli Mahkeme’ kararları askeri savcı elinden çıkma dilekçelerle sivil yargıya servis edildikçe, sivil taraf da bu sistemin en cengaver kollayıcısı olarak kendisini helak ettikçe bu filmin kareleri gözümün önüne gelmeye devam edecek anlaşılan.
Kendi doğrularını ve sistemini dikte etmek adına demokrasiden, kanundan, şeffaflıktan uzaklaşanların nerelere saplanacağını artık tahmin etmek bile gerekmiyor. Hollywood için bile bundan ta 27 yıl önce enteresan ve vurucu olan bu senaryo, 2010’a girdiğimiz şu günlerde o kadar demode, o kadar sakil geliyor ki insana…
Adı bile komik olan Kozmik Oda’dan sızanlar bugüne kadar bildiğimiz, tahmin ettiğimiz şeyleri ne yazık ki doğruluyor. Halkına, topluma, demokrasiye, şeffaflığa, kanuna inanmayanların kendi akıllarını herkesinkinden üstün görmesi illetine kapıldıkları ve bir tür gizli mahkeme kurarak idareyi kendi ellerine aldıklarını görmek çok sıkıntı verici. Ama daha da üzücü olan, bu sistemi korumak adına kendisini siper eden ‘aydın kesim’in tavrı.
“Türk Milleti ve ordusu ayrılmaz bütündür” türü ucuz edebiyata saplanan kesim beni, varlığını korumak için her yolu göze alanlardan (filmde Gizli Mahkeme hakimleri, bizde durumdan görev çıkaran TSK yönetim kademesinin bir kısmı) bile daha çok korkutuyor. Elbette Türk Milleti ve ordusu ayrılmaz bir bütündür ve elbette ki Türk Silahlı Kuvvetleri bu ülkenin gözbebeği kurumlarından biridir ama bu konuyla bu lafların hiç ama hiç alakası yok!
(Burçak Güven – 03.01.2010)
adalet, hakim, kılıç, suçlu, kanun, sigorta, evrak







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin