Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Kiminle savaşıyorsan onunla barışmak ve PKK

Burçak Güven: Kiminle savaşıyorsan onunla barışmak ve PKK

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Kiminle savaşıyorsan onunla barışmak ve PKK

Kardelen Elif, Halkalı’daki bombayla kendisinden, küçücük kızından zorla ve zamansızca koparılan kocasının cenazesinde “ben de Kürdüm, size mi kaldı benim hakkı mı korumak” diye acıyla haykırdığında içime bir umut düştü. Kürt halkının haklarını savunduğunu iddia eden terörün ateşi bu kez bir Kürt kızının yüreğine, yuvasına düşmüştü ve bu Elif barışın bayrağının taşıyıcısı, bu savaşın anlamsızlığının sembolü olabilirdi.

Takip eden günlerde Elif, “devletin kocasının intikamını alacağından emin olduğundan, kızını asker olarak yetiştireceğinden” bahsetmeye başladı. Bu kadar büyük bir acıya maruz kalan insanların omuzlarına yüklenemeyecek kadar büyük bir hayal olduğunu anladım benimkinin. Ne de olsa ateş düştüğü yeri yakıyordu. Haksızlığa, şiddette, saldırıya maruz kalan insanların isyan etme, öfke duyma, intikam talep etme haklarının olduğuna inanırım ben. Adalet ve intikam talep etmek, gideni geri getirmese de insana tutunacak bir dal olur çoğu zaman.

Ama işin en kötü tarafı adalet, arzu edilen en yüksek seviyede bile tecelli etse -ne yazık ki- sağlayacağı zannedilen rahatlamayı getirmez beraberinde. İntikam gerçekleşince, talep edilen bedel ödenince geriye yalnızca yaşanan kaybın iç yakıcı boşluğu, kapkaranlık gerçekliği kalır insana.

Bugünlerde Türkiye çok karanlık gözüküyor. Kürt açılımı güme gitmiş, barış umudu kaybolmuş, Türkiye yine bir terör ve karmaşa mengenesine sıkıştırılmış durumda. Terör hem şehre indi hem de önümüzdeki dönemde giderek tırmanacak. Daha çok kan akacak, masum çocuklar babasız kalacak, siviller bu vahşi ve ilkesiz savaşın kurbanı olacak.

Bu umutsuz tablo, içimize düşen karanlık, gerçeği tam olarak yansıtmıyor aslında. Yaratılmak istenen hava, verilmek istenen duygu bu. Bu umutsuzluk havasından beslenenler, kendi varlıklarını bu karmaşanın getirilerine bağlayanlar olduğu sürece terör tehlikesi Demokles’in kılıcı gibi sallanacak tepemizde.

PKK’nın bir kanadının ve Öcalan’ın, hükümetin başlattığı Kürt açılımı sürecinden öcü gibi korktuğu ortada. PKK’nın siyasi uzantısı olduğunu “asıl muhatap Öcalan’dır” diyen BDP’nin de öyle… Aslında haklılar çünkü bu mesele çözülürse, bugüne kadar elde ettikleri güç ellerinden gidecek, üzerine oturdukları krallıkları çökecek.

Silah bıraktırmayı başardığı için (siyasi bir oyuncu olması nedeniyle) ‘işin kaymağını’ AKP’nin yiyecek olması; alkışın, takdirin onlara kalacak olması da dehşete düşürüyor PKK’yı. O zaman da İmralı’nın canı çok sıkılan sakini, tüm umutlarını yitirecek. Kimse artık ona saygı duymayacak, adını anmayacak, bırakın afla serbest bırakılmasını falan, koşullarında iyileştirme beklemesi bile mümkün olmayacak. Ömrünün geri kalanını eski şanlı günlerini anarak, giderek daha köhneleşen bir karanlığın içinde çürüyerek tamamlamak zorunda kalacak.

Çünkü toplumun vicdanı, bu mesele geride kaldığı için Öcalan için hiçbir ‘iyileştirmeye’ izin vermeyecek. Hatta daha da kötüsü 30 küsur yıldır yaşanan cehennemin ‘beş zebanisi’ ilan edilerek acıların sorumlusu olarak görülecek. Bu yüzden Öcalan’ın hükümetle siyasi bir uzlaşmaya girmesi menfaatlerine tamamen aykırı.

Şahsi menfaatleri ve korkuları, uğruna savaştığını iddia ettiği Kürt halkının ihtiyaçlarının önüne geçen Öcalan, her zamanki gibi kendisine dans edecek bir korku zemini yaratmakta son derece başarılı oldu. Bu başarı, her ne kadar bir kısım Kürtler tarafından öyle zannediliyor olsa da onun muhteşem zekasından ya da karizmatik kişiliğinden falan kaynaklanmıyor. Öcalan, Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu sivilleşme sürecini ve bunun getirdiği sancıları iyi kullanıyor o kadar.  

İşte bu yüzden sarılıyor “kiminle savaştıysak onunla barışırız” söylemine ve kendisine muhatap olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni gösteriyor. “Böl, zayıflat, birbirine düşürerek güçlerini azalt, ondan sonra da masaya oturup kendin için en imtiyazlı anlaşmaya imza atarak kazanımlarını maksimize et” mantığı üzerine kurulu şu anki terör planı.

Basit ama etkili bir plan bu: Sivil iradenin talebiyle asli görevine, anayasal konumuna, kışlasına çekilmek zorunda kalmış, vesayet makamından çekilmiş ama bundan hiç memnun olmadığı için yay gibi gerilmiş orduyu, siyasi otoritenin karşısına dikmek ve bu çatışma zemininden beslenmek…

Türkiye sivilleşme sancıları içinde bir süredir. Gerginliğin temeli, ordunun ve yargının güç odağı konumundan indirilip asli görevlerine odaklanmaya zorlanması. Orduyla epey yol alındı, şu sıralar yargıyla benzer bir mücadele var. Kürt açılımı kapsamında, dağdan inenleri tutuklayan, verilen sözleri geçersizmiş gibi gösteren yargı vesayeti zaten. Bu, devletin temel güçleriyle siyasi otorite arasındaki güç savaşından başka bir şey değil.

PKK da işte bu ortamdan besleniyor afiyetle. Amaç, alıştığı iktidar alanından halk iradesiyle uzaklaştırıldığı için gergin olan orduya, yargı vesayetini silahla destekleyecek zemini yaratmak, bu yolla da hükümeti zayıflatarak barışı sağlayamaz hale getirmek.

PKK’nın kurduğu bu oyuna sırf AKP karşıtlığı yüzünden düşenlerin hesaplayamadığı şey, barışın önünün tıkanmasında ne Kürtlerin ne de Türklerin çıkarı olmadığı. Bu durumda kazanan taraf sadece İmralı sakini ve onun avanesi olacak. İşte bu yüzden son zamanlarda özellikle iş dünyasından sıklıkla duymaya başladığım ‘Kürt meselesini çözecek yeni bir lidere ihtiyaç var’ söylemi çok tehlikeli. Böyle bir çaba, ortada dolaşan yeni isimler bu ortamda yeni bir cephe açmaktan, barışın şansını azaltmaktan, terörün ekmeğine yağ sürmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Arka Pencere - 27.06.2010

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0