Burçak Güven: Asıl Dink'in davasının sonucu Türklüğü aşağıladı
En tahammül edemediğim insan tipi yarı bilgili (yarı cahil) olanlardır. Bunlarla asla başa çıkamazsınız, üzerinde çok fikir sahibi oldukları konuyu ancak biraz bilirler. Yine de sonsuz bir özgüvenle dolup taşarlar. İki bilgi kırıntısıyla hemen en radikal sonuçlara atlar, sizin argümanlarınıza da 'saçma' gözüyle bakarlar. Ben genelde bunlarla tartışmaya girmem, gülümseyerek dinler "ya öyle mi, ilginç" nidaları arasında geçiştiririm. Ama bunların bir tipi vardır ki direnemezsiniz. Zira ilgisizliğinizi ya onaylama olarak kabul ederler ya da sizi delirtene kadar peşinizi bırakmazlar. Hrant Dink davasının skandalvari sonucundan sonra bu yarı cahiller pörtledi adeta. Her yerde karşınıza çıkıyorlar... Ekranlarda, twitter'da, dost sohbetlerinde, lokantada yan masanızda... Kara cahillerin fikirlerini ve bu konudaki kelamlarını ciddiye almıyorum ama işi eğitimli, meslek sahibi, sosyo-kültürel ve ekonomik olarak toplumun üst katmanlarına konuşlanmış olanlarına giderek daha büyük öfke duyuyorum. Diyorlar ki: "Siz Hrant Dink'in neler yaptığını biliyor musunuz da mahkemenin kararına kızıyorsunuz!", "Türklüğe hakaret etti!", "Türk düşmanıydı!", "Ermeni milliyetçiliği yapıyor ve Türkleri kötü göstermeye çalışıyordu!" , "Aslında ötekiydi, ölünce mi kardeş olduk!" Üstelik bunu söyleyenler bu toplumun etkin, başarılı, meslek sahibi kadınları, adamları (ya da bunların karıları vs). Aklınız yitirmeden, dişlerinizi sıkıp zıvanadan çıkmadan cevap vermeye çalışınca da lafı yapıştırıveriyorlar: "Çok safsın çok, yazık!" Sanki sahip olduğu çok gizli bilgiler var ve onlara haiz olmadığımızdan saftoriklik kontenjanından bizi mazur görüyorlar. Kimse kusura bakmasın ama Dink'in kalleşçe öldürülmesine neden olan ve o şevkle tutunduğunuz iddia, altı delik bir yağ tenekesi kadar boştu. Dink - ne yazık ki- hiç olmadığı bir şey yüzünden öldürüldü. Ona sıkılan üç kurşunun 'gerekçesini' oluşturan "Türklüğü aşağıladığı" iddiasını, Ermeni milliyetçisi olduğu varsayımını bir kez daha duyarsam sanırım çığlık atacağım. Dink, Ermeni milliyetçisi falan değildi. Dink'in entelektüel kimliği, demokratlığı ve barışçılığı, milliyetçiliğinin çok önündeydi. Dink'e yapıştırılan imaj onun kişiliğinde 'sözde Ermeni milliyetçiliği'ne dönüşüyordu. Hele bu konuda yargılandığı davaya konu olan yazısıyla Türklüğü aşağıladığı falan yoktu. Tersine, söz konusu yazıda Ermeni cemaati için ilginç saptamalar yapıyor hatta onlara sarsıcı eleştiriler getiriyordu. Ermeniliği aşağıladığı gerekçesiyle dava açılmamış olması, Türklüğü aşağıladığı gerekçesiyle dava açılmasından çok daha şaşırtıcıydı. Aktüel'de çalıştığım yıllarda kendisiyle tanışma şansı yakaladım. Birkaç haber için gazetesinin arşivini kullanmıştım. Cuma günü önünde vurulduğu mütevazı gazete katına birkaç kez gitmiş, genç bir gazeteciye ayırdığı zaman ve sıcak ilgisi yüzünden de ona minnettar kalmıştım. Plazalara, şık gazete binalarına alışkın bir gazeteci olarak da Dink'in ofisinin sadelik içindeki yaşanmışlığına, gerçek bir entelektüelin çalışma mekânı olduğu her halinden belli havasına da hayran kalmıştım. Dink'in zarif, detaycı ve yardımsever kişiliği beni çok etkilemişti. Daha sonraki yıllarda da yazılarını hep takip ettim. Entelektüel birikiminin getirdiği tarafsız duruşuna hayranlığım hep devam etti. Yazısıyla ilgili açılan davadan çıkan kararlar, Türk hukuk tarihinin en büyük ayıpları arasında sanıyordum. Ama bu hafta anladım ki onlar devede kulak kalacak. Zira Dink cinayetinde 'çete yoktur' diyen mahkeme; upuzun bir zincirin son ve en zayıf halkası olan tetikçilerin az buçuk cezalandırılması; güle oynaya cezaevinden çıkan hükümlüler; "yeterince delil yoktu, mecburen bu kararı verdim, vicdanım rahat değil" diyen bir yargıcın daha sonrasında savcıyla giriştiği ağız dalaşı falan daha çok yüzümüzün kızaracağını gösterdi bize. Dink öldürüldüğünde, "yargılanmasına neden olan yazıyı okuyan üniversite mezunu, koca koca hakimlerin, ülkenin yüksek yargısının tepesindeki Yargıtay mensuplarının nasıl "aşağılama var" sonucuna vardığını anlamak mümkün değil" diye yazmıştım. Hayatını yazarak ve okuyarak kazanan bir gazeteci olarak onların o metinde bulduklarını ben bulamamış ve bulanın da aklına şaşmıştım. Ama bu oyunun daha sonraki sahnelerinde yer bulan hakim, savcı, emniyet - MİT mensubu, vali, devlet adamı, siyasetçi, asker, milletvekili gibi bazı tiplemeleri görünce gerçekten de çok safmışım diyorum. Hâlâ da aklım almıyor... Bir adam düşünün ki işine, eşine, çevresine, ülkesine duyarlı, zarif, düşünceli, okuyan, yazan, düşünen, ülkesiyle ilgili kaygı taşıyan ama düşüncelerini geçmişine, soyuna sopuna mahkum etmeyen, barışçıl, demokrat -hem yerli hem evrensel, medeni, gerektiğinde içinden geldiği cemaati, gerektiğinde çok sevdiği ülkesini daha iyi olması için eleştiren... Bu adamı ne yaparsınız? Başınızda taşıyıp pamuklara mı sararsınız, toplumlararası anlayış zemini olarak mı kullanırsınız yoksa cesedini İstanbul'un göbeğinde, altından kan sızan bir örtünün altından tüm dünyaya mı gösterirsiniz? Sonra da bu titiz ve kalleş cinayetin ardından gerçekleşen yargı sürecini bu kadar mı rezilliklere boğarsınız? Yanarım en çok Hrant Dink'e yapılan bu haksızlığa yanarım. Cesedinin o sokakta öyle yatışına yanarım. O kanın tam beş yıldır o kaldırımda kalışına yanarım... Kendimi bu ülke adına Hrant Dink'e ve ailesine giderek daha çok borçlu hissediyorum. Artık elimden gelen tek şey, ölümünden sonra bile olsa hakkını teslim etmek: Ben seni anladım Hrant Dink, o yazını da anladım ve bir Türk olarak Türklüğü falan aşağılamadığını biliyorum. Ve seni, temsil ettiğin zarafeti, derinliği, insancıllığı çok özlüyorum... Bu yüzden de okuma yazma bilen her Türk'ü, Hrant Dink'in elinden alınan 'onurlu ölüm hakkı'nın hiç olmazsa birazını geri verebilmek adına, bugünlere gelmemize neden olana o yazısını bulup okumaya ve hiç olmazsa bu sefer anlamaya davet ediyorum. Hele de o anlı şanlı kolejleri bitirmiş, havalı ciplerle fink atan, kulaktan dolma iki bilgi kırıntısıyla kültürün ve düşün hayatının dibine vurduğunu sanan, kendine yakıştırdığı 'aydın' sıfatının arkasına sığınan yarı cahillere sesleniyorum. Hiç olmazsa o yazıyı okumak (ve mümkünse anlamak), sizin gibilerin bu topraklara yapabileceği en büyük iyilik olacaktır...







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin