Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Basit düşün, karmaşık hareket et!

Basit düşün, karmaşık hareket et!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Basit düşün, karmaşık hareket et!

Yönetim danışmanlığı yapan bir arkadaşım anlatmıştı. Türkiye’nin büyük lojistik şirketlerinden birinin patronu (adını ölsem söyleyemem, ayıp olur), son yıllarda sürekli duyduğu şu meşhur “çalışan bağlılığı” konusuna el atmaya karar verir...


Yönetim danışmanlığı yapan bir arkadaşım anlatmıştı. Türkiye’nin büyük lojistik şirketlerinden birinin patronu (adını ölsem söyleyemem, ayıp olur), son yıllarda sürekli duyduğu şu meşhur “çalışan bağlılığı” konusuna el atmaya karar verir. Ne de olsa kamyonculuktan, önce taşımacılığa sonra da lojistik hizmetlerine kadar süzülmüştür zira. Artık kocaman bir şirketi, gani gani de ‘çalışanı’ vardır. Üstelik şu danışman, akademisyen vs. takımı da her yerde bu konudan bahsetmektedir.

Derhal çalışan bağlılığının ölçülmesi için emir verir. Çünkü çalışanlarının kendisine ve şirkete ‘bağlı’ olmasını çok arzulamaktadır ama durumun resmini çekmek için para harcamayı hiç istememektedir. Hemen şirket içindeki ‘akil adamlar’dan oluşan bir proje ekibi oluşturulur ve tüm çalışanların dolduracağı bir anket hazırlanır. Anket formları bastırılır, çalışanlara dağıtılır, kimsenin kimliği açığa çıkmasın diye şirketin çeşitli yerlerine kilitli sandıklar yerleştirilir, dolduran getirip bunlara atsın diye. Günler geçer, heyecan doruktadır, herkes sonuçları merak etmektedir.

Sandıklar açılır, formlar değerlendirmeye alınır. Sonuç mükemmeldir, çalışanların şirkete bağlılık oranı yüzde 98’in azıcık üzerinde seyretmektedir. Vur patlasın çal oynasındır. Proje ekibi çok sevinir, patron mutluluktan deliye dönmüştür. Herkes o kadar sevinçlidir ki kimsenin aklına malum sorular gelmemektedir: Madem herkes o kadar memnundur, neden eleman devir hızı bu kadar yüksek, karlılık artışı bu kadar düşük, büyüme oranları yerlerdedir?

Çalışanlarından ‘tam not’ almış olmanın güveniyle patron, şirkete birtakım danışmanlar getirir. Bu yüksek bağlılık oranıyla mutlaka pazar liderliğine oynamaları lazımdır. Tek eksikleri, iyi bir yol haritasıdır. Danışmanlar “önce çalışan bağlılığı ölçelim” derler ama patron kendinden emindir: “Gerek yok, biz ölçtük, çok yüksek!” “Olsun bir de bizim yöntemle ölçelim” diye ısrar eder danışanlar. Sonunda kabul eder patron, aynı süreç yeni bir anket formuyla tekrarlanır. Ama o da ne? Bu sefer sonuçlar berbattır, sadece iki ay sonra bağlılık oranı yüzde 50’nin altında çıkmıştır.

Patron sinirden delirir. Sonuçta anlaşılır ki ilk anket, çalışanların şirkete bağılığını değil, anketi hazırlayan proje ekibinin patrona yaranma arzusunu yansıtmaktadır. İlk anket bağlılık falan ölçme kapasitesine sahip değildir. Gerçekte işler çoktan sarpa sarmıştır ve insanlar şirketlerine karşı çok düşük oranda bir bağlılık hissetmektedir. Gerçek oranların yükseltilmesi için pek çok proje ve plan yapılır, bir dünya para saçılır, takım ruhu eğitimleri, hafta sonu kampingleri vs. ayarlanır. Sonuçta günlük işlerin yanı sıra “şirketimizi ve çalışma arkadaşlarımızı çok seviyoruz, heyyo” aktiviteleri, insanların içini baymıştır.

Üstelik bu kadar çabaya rağmen bağlılık puanlarında sadece yüzde beşlik bir kıpırdanma vardır. Sonuçta danışmanların kaba etlerine tekme vurulur. Ama artık herşey eskisinden de daha kötüdür. Hevesler kursaklarda kaldığından olsa gerek şirketin gazı iyice kaçmıştır. Olan patronun paracıklarına, çalışanların hafta sonlarına ve en kötüsü umutlarına olmuştur. End of story!

Çok tanıdık bir ‘story’ ama değil mi? Tüm şirketlerin başının belası olan bu çalışan bağlılığı konusunda son yayınlanan Fast Company’de bir yazı okurken üşüştü aklıma tüm bunlar. Yıllardır şirketine sadık çalışanların nelere kadir olduğunu duyuyoruz. Tatmin oranları yüksek çalışanlar, şirketlerinin borsa değerini yüzde 700’e kadar yükseltebiliyor. Veya şirketiyle gurur duyan çalışanların iş değiştirme ihtimali, duymayanlardan yüzde 21 daha düşük. Bunlar çok ama çok çarpıcı rakamlar gerçekten. Ama ben bu çalışan bağlılığı konusunda, “damdan düşen halden anlar” ekolüne inanıyorum doğrusu.

Kendi çalışanları ‘bağlı’ olmayan ya da şirket karlılığı ‘uçmayan’ların bu işe çare olamayacağını düşünüyorum. Tıpkı insanın obez bir diyetisyeni olması gibi bir durum. Fast Company’de okuduğum insan kaynakları servisleri şirketi Kenexa, 2005 yılında borsaya açıldığından beri cirosunu üçe katlamış (2008 beklenen cirosu 182 milyon dolar). Hindistan dahil dünyanın 18 ülkesinde ofisi, dört binin üzerinde müşterisi (Fortune 100 şirketlerinin yüzde 60’ı bunlar arasında), yüzlerce çalışanı vs. var.

Temelde yaptıkları şey ise çok basit: Çalışanların işlerini eğlenerek yapmasını sağlıyorlar! Bu ‘basit’ hedefe ulaşmak içinse çok komplike bir sistem kullanıyorlar: Teknoloji, psikoloji ve iş süreçlerinin iyileştirilmesi aracılığıyla en iyi iş gücünün bulunması ve elde tutulması üzerine özgün bir hizmet veriyorlar. İddiaları, “çalışanların beyinlerinin içine girerek sadakat yaratmak!” Bünyesinde istatistikçiler, bilimadamları, endüstri psikologları çalıştırarak korelasyonları, aksiyon planlarına ve kara dönüştürüyorlar. Motto’ları ise “Zevk aldığın ve iyi olduğun işi yaparsan sadece iyi bir çalışan değil, aynı zamanda daha iyi baba, anne, eş, aile, kardeş, vatandaş olursun!”

Tüm bunları başarmak içinse mülakatlar, çok gelişmiş veri analizleri, matematik algoritmalar, şirket incelemeleri, örneklem çalışmaları vs. yapıyorlar. Örneğin servis sektörü için son geliştirdikleri modelde, potansiyel çalışanlara bir otel odasındaki eşyaların nasıl doğru yerleştirileceği konusunda yardımcı olacak bir modelleme sistemi geliştirmişler. Verdikleri servisin ön önemli özelliği, yaptıkları işin karlılığa ne oranda etki edeceğini önceden hesaplayabilmeleri. Ama potansiyel müşterilerine bir uyarıları var: “Eğer çalışanlarınızın işlerine karşı tutkularını, iş sonuçları için kullanmayı bilmiyorsanız sakın bu işe kalkışmalın!”

Bizim lojistik patronu paracıkları saçmadan duysaydı bu cümleyi, belki daha iyi olurdu. Ama yine de geç sayılmaz. 80 farklı dilin konuşulduğu coğrafyalarda kesin sonuç elde eden Kenexa, bu iş için para almıyor sayılabilir aslında. Çünkü Kenexa’ya vereceğiniz paranın kat be kat fazlasını, şirketinize ‘bağlanan’ çalışanlarınız hızla kazandırıyor nasıl olsa. Yani bir anlamda denemesi bedava... 

 (Burçak GÜVEN - 02.11.2008)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0