Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Bugün mazrufa değil, zarfa bakıyoruz!

Burçak Güven: Bugün mazrufa değil, zarfa bakıyoruz!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Bugün mazrufa değil, zarfa bakıyoruz!

Büyük, kurumsal ve uluslararası bir şirkette çalışan arkadaşım bu aralar fena dertli. Şirketindeki tüm yöneticilerden, çıkmaza girmiş bir projenin nasıl kurtarılacağına dair fikir geliştirmesinin istendiğini ve bunların sunulacağı bir beyin fırtınası toplantısı yapıldığını anlattı. Bunu, ‘kendini gösterme fırsatı’ olarak görmüş, gecesini gündüzüne katarak çalışmıştı. Oldukça analitik bir tip olduğu için de parlak fikirler geliştirmişti. Toplantıda fikirler sunuldukça güveni artmış, kendi önerisinin hepsinden iyi olduğunu hissetmişti.

Sıra geldiğinde heyecan içinde sunumunu yapmış, gururla yerine döndüğünde yöneticilerin gözlerinde beğeni izleri aramıştı. Ama her nedense kimsenin onun kadar heyecanlı olmadığını görmüş, biraz bozulmuştu. Ama asıl şoku, sondan bir önceki sunumda yaşamıştı. Meslektaşlarından biri, üzerinde çalıştığı öneriler yerine, arkadaşımın biraz önce anlattığı projeyi -sanki kendi fikriymiş gibi- evirip çevirip bir güzel anlatmış, gözünün içine baka baka hırsızlık yapmıştı. Önce yerinden fırlayıp müdahale etmeyi düşünen arkadaşım bu terbiyesizin, toplantıyı yöneten kişi tarafından benzetilmesini uygun bulmuş, sunum sonuna kadar sesini çıkarmamıştı.

Daha da kötüsü ‘hırsız’ın sunumu bitince genel müdür heyecanla ayağa fırlamış, bunun dinlediği en iyi öneri olduğunu söyleyip övgü dolu sözler sıralamıştı. Arkadaşım etrafta bu haksızlığa son verecek birini aramıştı. Ama hiç kimsenin durumun farkında olmadığını anlayınca öfke ve çaresizlikle terk etmişti odayı. Daha sonra durumu anlatmaya çabaladığı birkaç kişinin onun sunumuyla ilgili hiçbir şey hatırlamadığını ve bu hırsızlığın hiç farkında olmadıklarını fark ettiğinden beri de depresyon içinde kıvranıyor. Çünkü şimdi kendisine ait fikirlerle proje liderliğine yükselen ‘hırsız’ın altında çalışmanın acısını yaşıyor her gün.

Onu teselli edecek cümleler bulmak için çabalasam da nasıl böyle görünmez ya da kale alınmaz bir hale geldiğini düşünmeden de edemedim. Acaba kendine güvenle ilgili bir sorun mu yaşamıştı da mesajını karşı tarafa iletememişti? Ya da lafı fazla uzatıp insanların içini mi baymıştı? Bunları düşünürken karşıma çıkan bir araştırma, sorularıma cevap oldu. Araştırmayı yorumlayan uzmanların görüşlerini de okudukça, 10 maddenin neredeyse 8’inin arkadaşıma uyduğunu fark ettim ve sorununun ne olduğunu kavradım.

ABD’nin önemli üniversitelerinden UCLA’nın profesörlerinden Albert Mehrabian’ın gerçekleştirdiği yeni bir araştırmaya göre insanların birbiriyle ilgili bir hükme varması için yalnızca dört dakika gerekiyor. Dahası bu dört dakikada en çok (yüzde 55 oranında) vücut dili etkili oluyor. Ses tonunuz yüzde 38 oranında, söylediklerinizin içeriği ise sadece yüzde 7 etkili. Yani müthiş bir şey anlatıyor bile olsanız ses tonunuz kötü, vücut diliniz de iticiyse karşınızdakine mesajınızı iletme ihtimaliniz, en fazla yüzde 7! İnanılmaz değil mi?

Ayrıca –özellikle kadınlarda- elinizin sürekli saçınızda dolaşması (uçlarını kıvırmak, kulağınızın arkasına atmak vb.) imajı zedeleyen davranışlara örnek olarak gösteriliyor. Bu tip bir davranış sizi, derhal küçük bir kız çocuğuna dönüştürüyor ve ciddiye alınmanızı engelliyor.

Bu yüzden de pek çok uzman, vücut dilinizin ve ses tonumuzun farkına varmanız gerektiğini ifade ederken bunları yönetmenin işe yaradığını iddia ediyor. İşte size -denemesi bedava- birkaç öneri...

1. Başınızı eğerek konuşmak – Bu davranış karşınızdaki tarafından ‘boyun eğme’ veya ‘flört’ olarak algılanıyor.  
2. Ellerinizi kucağınızın üzerine koymak – Ellerinizin masanın altında olması, sizi güvenilmez gösteriyor. Uzmanlar bu algının, tarih öncesinden bir kalıntı olduğunu düşünüyor: Erkeklerin karşı tarafa silahsız olduklarını kanıtlamak için avuç içlerini gösterdiği dönemlerden yani…
3. Bacak bacak üstüne atmak – Bu, direnç gösterdiğiniz anlamına geliyor.
4. Sırıtmak – Gülümsemeyle sırıtma arasındaki çizgiyi geçmek, ciddiyeti bozuyor. Çünkü bu sizi fazla yumuşak ve şefkatli gösteriyor ki iş dünyasında pek makbul bir durum değil.
5. Ellerinizi çapraz biçimde kavuşturmak – Bu hareket, güvensizlik ve savunma duygusu veriyor,
6. Saçınızla, saatinizle, yüzüğünüzle vs. oynamak – Stresli olduğunuzu ya da flört ettiğinizi düşündürüyor karşı tarafa.
7. Bedeninizi küçültmek- Yer sıkışıklığı olduğunda ya da fotoğraf çektirirken, “şuraya çömelivereyim ya da sıkışayım” davranışı. Kol ve bacakları birbirine yaklaştırıp fiziksel olarak küçülmek, daha çok kadınlara özgü bir davranış olarak gösteriliyor ve uzmanlar bunun iletişimde de ufaltıcı olduğu görüşünde.
8. Uslu oturuş – Genelde kadınların kullandığı bu oturuş stilinde az yer kaplanıyor, eller toplantı masasının altında, kucağın üzerine konuyor. Uzmanlara göre bu, otorite kaybına neden oluyor. Doğrusu, dirseklerin masanın üzerinde olması ve vücudun öne eğilmesi.
9. Hanımefendi oturuşu –Bacakların yana doğru uzatılıp birinin ötekine dolandığı bu duruş, özel hayatta işe yarasa da iş yerinde kötü bir mesaj veriyor. Doğrusu, iki ayak tabanının da sağlam biçimde yere basması; işteki duruşunuzun da böyle olduğu hissini veriyor karşı tarafa.
10. Kolunuzu tutmak -  Sol kol aşağı sarkarken sağ elinizle bu kolun ortasından tutmak, ya da tersi… Kendi kendine yarım bir sarılmayı andıran bu davranış, daha ziyade kadınlar tarafından kullanılıyor ve endişe, kendine güven düşüklüğü hissi veriyor. Böylece erkekler, kendinize sarılarak rahatlamaya çalıştığınızı zannediyorlar.

(Burçak GÜVEN – 13.06.10)



Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
5.00