Burçak Güven: İş dünyasının zirvesine açık mektup
Çeşitliliği ‘karar mercileri’ne taşımak için yapacak çok şey var. Zira tüm dünyada kadınların tüketimdeki ve ekonomik alandaki etkileri büyük bir hızla artıyor.
Geçen hafta Türkiye’nin en büyük hızlı tüketim malları şirketlerinden birinin üst düzey yöneticisi çarpıcı bir tespitte bulundu: “Biz en çok çocuklara ve gençlere ürün yapan bir şirketiz ve müşterilerimizin satın alma kararlarında kadınların büyük etkisi vardır. Ama birkaç yıl öncesine kadar yönetim kurulumuza, bu kitlelerden hiçbiri temsil edilmiyordu ve yalnızca 50 yaş üzerinde, bıyıklı erkekler yer alıyordu!”
Kendisinden izin almadığım için kişi ve şirket ismi paylaşmayacağım ama bu, sözlerinin ne kadar doğru olduğu gerçeğini değiştirmiyor … Tek boyutluluğu ve tek düzeliği yansıtması açısından ne kadar güzel bir örnek... Çok yakın zamana kadar dünyada da durum böyleydi. Koca koca şirketlerin stratejilerin çizildiği, en önemli kararların alındığı yönetim kurulları sadece ve sadece erkek popülasyonunu temsil ediyordu.
Son dönemde bu alanda ciddi kıpırdanmalar olsa da değişim hala gerekli seviyeye elbet ulaşmadı. Çeşitliliği ‘karar mercileri’ne taşımak için yapacak çok şey var. Zira tüm dünyada kadınların tüketimdeki ve ekonomik alandaki etkileri büyük bir hızla artıyor. Buna rağmen kadınların masanın öteki tarafındaki yani şirketlerin yönetimindeki varlıkları hala çok geride. Oysa artık kadınlar, en cazip dev hedef kitle grubunu oluşturuyorlar. Durum böyle olduğu halde onlara mal ve hizmet satmak isteyen yönetim kurullarının karar verici koltuklarında neden temsil edilmediklerini anlamak hiç kolay değil.
Kadınların pek çok alanda tarihsel olarak geri bırakılmışlıkları, engellenmişlikleri, hor görülmüşlükleri yalın bir gerçek olarak karşımızda dursa da artık bu tablo büyük bir hızla değişiyor. FORBES dergisinin şubat sayısında kapağımıza taşıdığımız gibi artık kadınların iş dünyasındaki varlığı da bir değişim içinde. Türkiye’de “kadınların en hızlı yükselebilecekleri” şirketleri sıraladığımız bu kapak konumuzda birincilik ipini göğüsleyen, Ümran Beba yönetimindeki PEPSICO olmuştu.
Dergimizin yayınından 10 gün sonra Beba’nın Asya Pasifik Bölge Başkanlığı'na atandığı; yeni görevini Hong Kong'dan sürdüreceği; Hindistan ve Çin dışında tüm Asya Pasifik bölgesi için strateji ve iş geliştirmeden de sorumlu olacağı;18 ülkede, 6 binden fazla çalışana liderlik edeceği açıklandı. Üstelik Beba’nın şirket içindeki terfi duyurusunun, PEPSICO’nun FORBES listesindeki birinciliğinden bahsedilerek yapılması da gururumuzu okşayan bir bilgi notu olarak kulağımıza çalındı.
Aşağı yukarı aynı dönemde yine FORBES Yayın Danışma Kurulu Üyelerimizden Ümit Boyner’in TÜSİAD’ın ikinci kadın başkanı olarak seçilmesi de Türkiye’de, dünyayla paralel yaşanan bu dönüşümün yapı taşları olarak karşımızda duruyor. Beba ve Boyner gibi kariyerlerinde büyük engeller aşmış, zirveye ulaşmış pek çok kadın var. Ama şu da bir gerçek ki kadınların aşması gereken dağlar daha yüksek, savaşması gereken canavarlar daha güçlü. Zaten herhalde hiçbir canavar da “önyargılardan” ve “ruhsal engeller”den daha zorlu değildir.
Siyasi partilerin kadın kollarına, olur olmaz yerde pozitif ayrımcılık taleplerine, kadın derneklerinin yayınladığı etkisiz kınama metinlerine vs. ilelebet gıcık olan bir kadın gazeteci olarak kadının toplumdaki, iş dünyasındaki yerini ve sıkıntılarını çok önemsiyorum.
Yalnızca talep eden konumda durarak yapılan mücadelelerde yer almayı ret etmiş biri olarak kadınların ellerini taşın altına koymaları gerektiğini düşünüyorum. Bunun için yorulmak, çaba harcamak ama değişimi planlamak gerektiğine inanıyorum. İşte bu yüzden de yazarlarımızdan, liderlik gelişimi alanında yönetim danışmanlığı şirketi Praesta’nın kurucu ortağı Hande Yaşargil Ateşağaoğlu’nun, İŞTE İNSAN’dan Feride Cem’e verdiği röportajda (bknz. sayfa 6) anlattığı projeyi, canı gönülden destekliyorum. Başarılı iş adamlarını dahil edilerek, potansiyeli yüksek kadın profesyonellerin yönetim kurullarına taşınmasını amaçlayan bu proje, uygulandığı her ülkede büyük başarı getirdi.
Bu başarının ardındaki en önemli güç, meselenin ülkenin en etkili ve nüfuslu erkekleri tarafından dert edinilmesi oldu. Yani ülkenin en önemli ve büyük şirketlerinin yaratıcıları/kurucuları/yönetim kurulu başkanları, ‘kadın’ sorununu kendilerine dert edindikleri gün, çözümün de ilk adımı atılmış oldu.
Zaten her sorunda olduğu gibi kadın meselesi de, ancak tüm taraflar kol kola girer, konuyu birlikte dert edinirlerse aşılabilir. Bu yüzden iş dünyasındaki engelleri kendileri aşmayı başarmış kadınlarıyla bu ülkenin en büyük kurumlarının yaratıcısı/yöneticisi erkeklerine sesleniyorum…
Biz İŞTE İNSAN, FORBES, İŞTE GENÇ olarak bu projeye inanıyor ve destekliyoruz. Hatta daha da ileri gidiyor ve kendimizi bu projenin stratejik ortağı olarak konumlandırıyoruz. Gelin siz de elinizi taşın altına koyun, bir miktar vakit ve zihinsel enerji ayırın, çokça da duygusal yatırım yapın ki hep birlikte bu meseleyi çözelim; kadınları hak ettikleri yere taşıyalım.
Üstelik iş dünyasından başlayan bu dönüşüm -emin olun- toplumun her katmanına sirayet edecek ve büyük bir değişim yaratacaktır. Yeter ki dalgaları başlatan taş suya atılırken siz de yanımızda olun…
Toplumsal bir cinayet
Adıyaman’ın Kahta ilçesinde ailesi tarafından bahçedeki kümese gömülerek öldürülen Medine’yi hatırlarsınız… İki hafta kadar önce yayınlanan otopsi raporuyla, erkeklerle konuştuğu gerekçesiyle 16 yaşında bir genç kızın kendi ailesi tarafından diri diri gömüldüğünü öğrendik. Raporun açıklandığı günden beri içim içimi yiyor, sürekli Medine’yi yazmak istiyorum ama bir türlü tam tarif edemiyordum duygumu, kafamda netleştiremiyordum olanları.
Sonunda Medine’yi böylesine vahşice gömdüğü iddia edilen baba ve dedenin polis sorgusundaki sessizliğinde buldum içimdeki karmaşanın nedenini. Baba ve dede susuyordu, susma hakkını kullanıyordu çünkü cinayetin yalnızca tetikçisiydi onlar. Asıl azledeni, biziz çünkü.
Medine’yi biz, yani bu toplum öldürdü. Baba ve dede sadece kararımızı infaz etti, o kadar. Bu, bir babanın kızını erkeklerle konuştuğu için işlenmiş bir cinayet değil. Biz babaya bunu emrettiğimiz için gerçekleşmiş bir infaz yalnızca. İşte o yüzden de babayla dedenin söyleyecek tek bir kelimesi bile yok.
Kanıt mı istiyorsunuz? Medine’nin ailesi tarafından diri diri gömüldüğünü duyduğunuzda aklınıza ilk gelen şey, ona bunu yapanları aynı şekilde gömmek olmadı mı? Benim aklıma ilk bu geldi. Kiminle konuştuysam aynı arzuyu dinledim hepsinin ağzından. İşte bizi, o baba ve dedeyle aynı noktaya taşıyan duygu bu. Tek fark, bizim ellerimiz temiz çünkü bu cinayette tetikçi kullandık!
(Burçak Güven - 28.02.10)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin