Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Moral bozukluğuna panzehir!

Burçak Güven: Moral bozukluğuna panzehir!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Moral bozukluğuna panzehir!

Depresyon geçiren bir insan kurtuluşu, “dünya üzerime gelmeyi durdursun, bana yapılan haksızlıklar son bulsun” beklentisine bağlarsa, yanmış demektir. Bunalımdan, moral bozukluğundan çıkış, kendini değiştirmekten, dünyayla ilişkini, hayata bakışını düzenlemekten geçer.

Türk Silahlı Kuvvetleri belki de tarihinin en zor döneminden geçiyor. Gazetelerde art arda patlayan darbe planları; camide vatandaşları, müzede çocukları havaya uçurma senaryoları; suikast timleri; tarihimizde ilk kez yüksek rütbeli subayların yargı önüne çıkartılması; Kürt açılımı vb. hepsi çok ağır bir travma yaratıyor.

Aslında moral bozukluluğunun iki tarafı var. Durum, biz sivilleri de travmatize ediyor ama ‘manşet’te ordu olduğu için onlar, kendilerini iyice saldırı altında hissediyor olabilirler. Bu moralsizliği Genelkurmay Başkanı’nın açıklamasında net biçimde duyuyoruz zaten: “Ordumuzun morali bozuk. Bu durum ülkenin sorunudur!”

Son derece haklı… TSK’nın moralinin çok kötü olduğu da, bunun hepimize dert olması gerektiğine de katılıyorum. Ateşi, düştüğü yeri dağlayan subay intiharları örneğin, yüreğimi burkuyor. Ama hem bu açıklamalarda hem de bunun bazı toplum kesimlerinde ve medyanın bir kısmında bulduğu yankıya katılmıyorum. Ne yazık ki Türk ordusunu, ‘daha da büyük bir moral bozukluğuna sürükleyecek bir sarmal’ın içine iten cümleler kuruluyor pervasızca. ‘Sivil apoletli’ler boğazına basılmışçasına feryat ediyor: “Yeter, bitsin artık orduya yapılan saldırılar!”

Oysa bu önerme bile orduya büyük zarar veriyor. TSK koruyuculuğuna soyunan birtakım gazeteciler hem TSK’yı yanlış yönlendiriyor hem de meseleye en yanlış tarafından yaklaşıyor. Bir kere TSK’nın yönetim kademesi, kendini hapsettiği ‘kurban psikolojisi’nden çıkarmazsa bu moral bozukluğu, çöküntüye kadar varacak. Depresyon geçiren bir insan kurtuluşu, “dünya üzerime gelmeyi durdursun, bana yapılan haksızlıklar son bulsun” beklentisine bağlarsa, yanmış demektir. Bunalımdan, moral bozukluğundan çıkış, kendini değiştirmekten, dünyayla ilişkini, hayata bakışını düzenlemekten geçer.

Dolayısıyla TSK bu moral bozukluğundan ancak ve ancak ‘kendi’ gayretiyle çıkabilir. Bunun için de önce şu ana kadar kullandığı mekanizmaları ve bakış açılarını değiştirmesi, bambaşka gözlükler takması ve konuya yaklaşımını revize etmesi gerekiyor. Dünya da, Türkiye de baş döndürücü bir hızla değişiyor. Özgürlükler, bireysel haklar, yeni oluşan ya da hep ezilmiş sınıfların talepleri artık öne çıkıyor. Kitleler artık susmuyor, talep ediyor. Aşağılanmayı, hor görülmeyi, tepeden bakılmayı ret ediyor. Kimse salak ya da ebleh yerine konmak istemiyor. Herkes kendi kaderini kendi çizmeyi, haklarını sonuna kadar kullanmayı talep ediyor. Bu yüzden de Türkiye’nin hem sosyolojik hem de siyasi yapısı değişiyor.

TSK üst kademesi, şu ana kadarki performansıyla bu değişimi doğru okumakta zorlandığını ortaya koydu: Üstlerine gelinmesi de, kendilerini saldırı altında hissetmeleri de bu yüzden. Bunun çaresi “durun, yeter” çığlıklarından değil, değişen dünyayı, çevreyi, toplumu iyi okumaktan, onunla barış yapmaktan ve Türk insanının iradesine, kararlarına gerçekten saygı göstermekten geçiyor.

TSK yakın zamana kadar bağlı bulunduğu ve gücünü toplumdan alan siyasi bir iktidar yok da, tam bağımsız bir yapıymış ruh hali ve davranışı içinde bulunduğundan yaşıyor bu sancıları. Moralsizliğin ilacı, bu değişimi hissedecek ve bunun savaşılacak değil, birlikte güçlenilecek bir durum olduğunu kavrayan, aydın ve çağdaş subaylar tarafından bulunacak.

Morali her bozulduğunda medya aracılığıyla kamuoyunun karşısına çıkıp meydan okurcasına şikayetlerini dile getirmek, iyi bir moral kazanma yöntemi değil. Çünkü ne de olsa toplumdan gelen talep yüzünden bu sıkıntıları yaşayan ordu, dönüp aynı topluma gözdağı vermek istediğinde saçma bir durum meydana çıkıyor. Yani moral bozukluğunun panzehiri toplumda ya da medyada değil, TSK’nın kendisinde.  

Kartacalılara sorun, niçin unutuldular!

Tarihin tozlu sayfalarından hatırlarsınız… İlber Ortaylı’nın bir meslektaşı çok uzun zaman önce şöyle buyurmuş: “Kartacalılara sorun, niçin unutuldular!” Cevabını da kendisi vermiş: “Çünkü şairleri yoktu…”

Topkapı Müzesi Müdürü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı dedi ki: “Türklerin birinci vasfı asker millet olmasıdır!” Ne talihsiz bir önerme… Şairleri, ressamları, Nobel ödüllü yazarları, fizikçileri, tıp adamları, orkestra şefleri, bestecileri olan toplumlar ancak varlıklarını sürdürebilir.

Düşünsenize padişahın tek ve mutlak sahibi olduğu ‘mülk kavramı’ üzerine kurulu Osmanlı toplumuna Namık Kemal gibi biri çıkıp “Vatan yahut Silistre” demeseydi… Nazım Hikmet’in “İnanmış Adam” diye tanımladığı Mehmet Akif Ersoy, "…Bu, taşındır diyerek Kabe’yi diksem başına …Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana” sözleriyle Çanakkale Şehitleri’ni sonsuza dek yüreklerimize kazımasaydı… Hangi askeri zaferin sarhoşluğu, hangi kahramanlık destanı kalırdı bugün teknolojiyle kör ve sağır olmuş gençlere.

Ordular mukadderdir ve hepsi bir gün mutlaka tadacaktır yenilginin acısını. Ama o orduyu içinden çıkaran toplum, birbirine medeniyet bağıyla kenetlenmişse ancak tekrar zaferler kazanacak ordular çıkacaktır o gövdeden. İlk vasfı askerlik olan toplumların yeriyse tarihin tozlu sayfalarında Kartacalıların yanıdır.

Çok geriye gitmeye de gerek yok. İkinci Dünya Savaşı’nda -o zamana dek doğru dürüst bir ordusu olmayan- ABD’nin üç ay içinde bir araya getirdiği silahlı güç, tüm dünyanın kaderini değiştirdi. Aynı ordu Vietnam’da anlı şanlı bir bozguna uğradı. Ama Amerikan toplumu yenilmedi.

Bu yüzden de asker niteliği, bir toplum için gurur kaynağı değildir. Bununla övünmekse yalnızca sığlık olabilir.

(Burçak Güven - 14.02.10)

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0