Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Ninni yerine kurşun vızıltısı duyan bir nesil!

Burçak Güven: Ninni yerine kurşun vızıltısı duyan bir nesil!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Ninni yerine kurşun vızıltısı duyan bir nesil!

Bir market işletmecisiyle bir kapıcı arasındaki tartışmanın, araya ailelerin de girmesiyle büyüyen olayda etrafta kadın ve çocuklar da vardı.

Bu hafta Diyarbakır’ın en işlek caddelerinden birinde taş, sopa ve döner bıçaklarının havada uçuştuğu bir kavga yaşandı. Bir market işletmecisiyle bir kapıcı arasındaki tartışmanın, araya ailelerin de girmesiyle büyüyen olayda etrafta kadın ve çocuklar da vardı. Bir haber ajansının televizyonlara geçtiği görüntüler, tüyler ürperticiydi.

Olay, uzaktan bakıldığında tahta kılıçlarla savaş oyunu oynayan bir grup çocuğun ‘heyecan dozu’nu abartmasına benzer bir tablo çiziyordu. Ama kameranın ‘zoom’uyla havada sallananların demir çubuklar, boyu 40 – 50 santimlik döner bıçakları, kocaman inşaat kalasları olduğunu ve tekmelerin ölçüsüzce savrulduğunu, kaldırım taşlarının da meteor gibi insanların üzerine yağdığını gördük.

Nitekim küçük bir çocuk göğsüne yediği sert tekmeyle, yaşlıca gözüken bir adam da ensesine gülle gibi inen kaldırım taşıyla hastanelik oldu. Üçüncü bir yaralıdan bahsediliyor, karmaşada görmedim ama yaralanmaların ‘kaza kurşunuyla’ değil, taammüden olduğunu içim sızlayarak seyrettim.
Tam bilmiyoruz ama marketçiyle kapıcının kavga sebebinin, ‘para üstü anlaşmazlığı’ ya da ‘alışveriş dalaşması’ olduğunu tahmin etmek zor değil. Yani biri, birinin tavuğuna ‘kışt’ dediği için üç kişi -hiç de hafif olmayan şekillerde- yaralandı. Çocuğun, göğsüne inen uçan tekne yüzünden -en azından- kaburgalarının kırıldığını tahmin ediyorum. Yaşlı adamın ensesine ya da omzuna indiğini gördüğüm taş o kadar sertti ki, adamdan sektikten sonra bir polisin bacağına çarptı ve adamı epey kıvrandırdı.

***

Şimdi bir süreliğine bu şiddet dozu yüksek kavgayı bir kenara park edelim ve 10 gün kadar önce Norveç’teki olaya gidelim… Kalp krizi geçiren anneleri için ambulans çağıran Türk aile, yardımın gecikmesi üzerine biraz tehditkar konuşunca çağrı merkezi, “yardım ekibinin başına bir şey gelmesinden korkarak” polise haber verdi. Olay yerine gelen ambulans, polisin Türk aileyi etkisiz hale getirmesini bekledikten sonra ancak kadına müdahale etti.

Bu tantanada yardım geciktiği için kadıncağız öldü. Ortada yardım çığlıkları atan, annelerinin ölmesinden korkan insancıklardan başka bir şey olmadığı halde Norveç polisine ve çağrı merkezi görevlilerine göre “fazla telaşlı” olan bu insanlar, ‘küçük de olsa bir ihtimal’ saldırabilir, onlara birtakım zararlar verebilirdi. Bu minicik ihtimal yüzünden, asıl işlerini ikinci plana attılar. Yani hayatı, saniyelere bağlı olan birine yardım etmeyerek önce kendi bedenlerinin güvenliğini sağlamayı ve hastanın ölmesi riskini göze almayı seçtiler.

İnsani açıdan çok ama çok talihsiz bir seçim olmakla birlikte bazı insanların, ‘kendilerini tehlikeden korumak adına’ ne kadar ileri gidebildiklerini anlattığı için de çok ama çok çarpıcı bir olaydı bu.

***

Şimdi dönelim Diyarbakır’daki kavgaya ve bölge insanının gerginliğine, kendisini korumayı bile unutturan öfkesine, şiddet eğilimine... Üç kişinin yaralandığı olay, bu bölge için aslında vaka-ı adiye. Bu yüzden de ülkenin bir kısmı –benim gibi- bunu televizyonlarından dehşet içinde izlerken birtakım insanlar da, bir kahvehanedeki bezik masasında göz ucuyla, hiçbir şey hissetmeden izleyip dikkatlerini yeniden oyunlarına döndürüvermiştir eminim. Oysa bu tip olayların, uzunca süredir ‘sıradan’ ve ‘olağan’ mertebesine erişmiş olmasının arkasında çok önemli nedenler yatıyor.

İnsanların, ‘öfkenin sınır çizgisini’ nerede çektikleri çok önemli bir bilgi. Çünkü normal şartlarda insanlar, devletin varlığına güvenirler. Bu güven, bir devletin varlığının asıl nedenidir. Yani öfke dozu artıp da, insanın içinde ‘suç işleme sınırı’nın ötesine doğru taşındığında, devletin gücünün yarattığı korku devreye girer ve öfke, pek çok durumda suçun sınırlarında dolaşmakla kalır. Yani kendisine zayıf not veren matematik öğretmeninin arabasını yakmak arzusu duyan ergen, öfkesini, “yakalanacağı ve başını belaya sokacağı korkusu”yla fantezisini arkadaşlarıyla paylaşma ya da en fazla aracın yakına kadar gidip tehditler savurma noktasında tutar.

Bir bölgede vahşetin ve şiddetin dozunun artması, insanların devlete güvenmediğini ve öfkeyi sınırda tutamadıklarını yani artık bu güçten korkmayacak hale geldiklerini gösterir. Burada insanın varlığını savunma dürtüsü, korku sınırını aşmıştır. Diyarbakır’da öfkenin sınırının ‘suçun lehine’ aşılması süreci, bundan 26 yıl önce ilk kurşun atıldığında başladı. O gün doğan çocuklar, anne ninnisi yerine kurşun vızıltısı duydular. O gün doğan çocuklar bugün evli, barklı çoluk çocuk sahibi yetişkinler. Bir nesil doğduğu günden itibaren bu ortamın içinde nefes aldı, büyüdü. Bu ortamın bebekleri yetişkin olurken son 26 yılda doğan çocuklar bugünün ergenleri, genç kızları, anneleri, delikanlıları, aile reisleri…

İşte bugün geldiğimiz noktada, basit kavgaların büyük şiddete dönüşmesi gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Bu yüzden de Kürt açılımına burun kıvırmadan, Kürtler hakkında genel (ve tabi ki olumsuz) yorumlar yapmadan, ‘öteki tarafın’ verdiği kayıpların muhasebesini çıkarmadan önce 26 yıldır süren bu atmosfer içinde büyüyen çocukları, bebekleri, bugünün yetişkinlerini bir kez daha düşünmek gerekiyor.

Çocukların göğsüne tekme atan, döner bıçaklarıyla birbirine saldıran, yaşlı adamları kaldırım taşlarıyla yere seren öfkesine, nefretle ya da kanıksamak yüzünden duygulardan arınmış biçimde değil, anlayışla, merakla, şefkatle ve anlayarak bakmak gerekiyor. Çünkü hanginiz çocukluk ve gençliğini kurşun sesleri, kalaşnikof senfonileri, mayın patlamaları, kan-revan-ölüm üçgeni, aşağılanma, kötü muamele, faili meçhul cinayetler, asker postalı, demokrasi ve hukuk dışı keyfi uygulamalar, parasızlık, sefalet, ümitsizlik içinde geçirmek ister. Kim kendi çocuklarına böyle bir yaşamı ve ortamı reva görür? 

(Burçak Güven - 17.01.10)      

  

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0