Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Sanat piyasası ve dört işlem bilmeyen gazeteciler!

Burçak Güven: Sanat piyasası ve dört işlem bilmeyen gazeteciler!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Sanat piyasası ve dört işlem bilmeyen gazeteciler!

Türk medyası -özellikle de ekonomi basını- nihayet ‘sanat’ı keşfetti. Bir süredir aylık ve haftalık ekonomi dergilerinde, günlük gazetelerin ekonomi, kültür sanat sayfalarında sanat; ekonomik değer, yatırım aracı olarak sıkça anılır oldu. Bu çok sevindirici bir gelişme aslında.

Türk medyası -özellikle de ekonomi basını- nihayet ‘sanat’ı keşfetti. Bir süredir aylık ve haftalık ekonomi dergilerinde, günlük gazetelerin ekonomi, kültür sanat sayfalarında sanat; ekonomik değer, yatırım aracı olarak sıkça anılır oldu. Bu çok sevindirici bir gelişme aslında.

Ne de olsa sanatın ekonomik değer ifade etmesi, yatırım aracı olarak görülmesi sanatın kendisi kadar eski aslında. FORBES dergisinin bu ayki sayısında Özgür Uçkan tarafından kaleme alınan yazıdan (sayfa 28), İ.Ö. 146 yılında Roma Konsülü Lucius Mummius’un savaş ganimeti olan sanat eserlerini açık artırmada sattığını öğreniyoruz örneğin.

Yani sadece bizimki gibi konuya ‘sonradan’ dahil ve nail olmuş toplumların ‘sanat’ ve ‘para’yı aynı cümlede kullanmaya tahammülsüz olmalarının naifliğinden kaynaklanan bir durum. Sanatçıların ve sanatla uğraşanların da bu gereksiz steril duruma büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Zira sanat, haddinden ve gereğinden fazla biçimde cam fanuslara tıkılıp, yalnızca elit ve entelektüel tabakanın dokunabileceği bir yere konuldu şimdiye dek ki bu konuyu -daha sonra dönmek üzere- bir kenara park edelim.

***

Her ne kadar ekonomi medyasının duruma aymasından hoşnut olsam da, sanat ve ‘ederi’ konusunda epey komik hatta trajik birtakım yayınlara rastlamak da gazeteci olarak üzüyor beni. Örneğin geçen ay yayınlanan bir iş ve ekonomi dergisinde Türkiye’nin en büyük sanat koleksiyonları sıralanıyordu. Buna göre -örneğin Sabancı Müzesi’nin elindeki yaklaşık 500 eserlik koleksiyonun değeri -500 milyon dolar olarak belirtilmiş. Bu değeri doğru kabul edersek, ortaya şöyle bir tablo çıkması lazım: Müzenin elinde, her biri yaklaşık 1 milyon dolar değerinde 500 kadar tablo var!

Ya ben Türk resminde, değeri 1 milyon doları bulan bu kadar çok eser olduğunu bilmiyordum ya da bazı meslektaşlarım toplama - çıkarma yapmayı bilmiyor. Çünkü son dönemde Türk basınında yer alan bu ve benzer listelere baktığımda görüyorum ki topu topu 10 – 15 isimden oluşan koleksiyoner listelerinin karşısındaki rakamları alt alta koyup toplarsak, yaklaşık 2 MİLYAR dolarlık bir sanat piyasasından bahsediyoruz demektir ki buna, çocuklar bile güler.

Bu bana, yaklaşık beş yıl önce “En Zengin Türkler” listesini hazırlamak için çalışmaya başladığımızdaki ortamı hatırlattı. Bazı ekonomi yayınlarının hazırladığı zenginler listelerinde şöyle rakamlar vardı: X işadamının adının karşında servet rakamı olarak “500 ila 1milyar dolar arasında” gibi absürt sayılar yer alıyordu. 500 milyon dolarlık bir servet aralığından bahsediyoruz ki buna ‘hesap yapmak’ denmez sanırım.

Benzer bir durum şu sıralar sanat konusunda yaşanıyor... Üç - beş müzayede şirketi, galeri ve ‘sanat uzmanı’ tarafından sallanan rakamlar, ekonomi gazetecileri tarafından ‘sağlaması’ bile yapılmadan sayfalara taşınıyor. Bu yüzden de ortaya baştan sona saçma, spekülatif, gerçekle ilgisi olmayan yayınlar çıkıyor. Bu da, doğru haber verme ve yorum yapma mecburiyetindeki biz gazetecilerin itibarını zedeliyor, tüm medyaya ve sanat piyasasına zarar veriyor.

FORBES dergisi olarak dört yıldan uzun bir süredir sanatın yatırım değeri hakkında doğru, objektif ve değer katan haberler yapmaya çalışıyoruz. Geçen yıl tüm dünyayı vuran finansal krizin etkilerinden biri de, faizlerin düşmesiyle sanatın yatırım aracı olarak daha da öne çıkması oldu. Zaten bu, Türk medyasının konuya yeni duyduğu büyük iştahın da nedeni. Yükselen bir trendi fark eden ama yatırım aracı olarak sanatın ne olduğunu bilmeyen medya, birkaç manipülatif oyuncunun ‘oyuncağı’ oluveriyor farkında olmadan.

Potansiyel sanat yatırımcısı, veri eksikliği, bilgi karmaşası ve medya eliyle yapılan bilgi karmaşası nedeniyle uzak duruyor bu alandan. Mevcut yatırımcının da kafası kolayca karışıveriyor. Zira karmaşanın kaymağını yiyerek büyük paralar kazanmaya alışmış birkaç piyasa oyuncusu dışında kimsenin işine yaramayan bir durum bu.

İşte bu döngüyü kırmak, sanatı gerçek bir yatırım portföyü unsuru haline getirebilmek amacıyla bir çalışma başlatıyoruz. Uluslararası standartlara uygun; hem sanat piyasasını hem de yatırımcıyı tekellerden ve manipülatif hareketlerden koruyucu; objektif ve bilimsel yöntemlere dayanan bir “sanat fiyat endeksi” çıkarmak üzere yola çıktık.

Gazeteci olarak sınırlarımızı bildiğimiz için de iki uzman isimle birlikte oluşturuyoruz bu endeksi. İktisatçı Cemil Ertem ve Dr. Özgür Uçkan’la hazırlamakta olduğumuz bu endeks sayesinde sanatçıları ve eserlerini takip etmek, değerlendirmek, ileriye dönük mantıklı projeksiyonlar yapmak mümkün olacak. Türk sanat piyasasının, içine dönük ve kaotik yapısının değişerek uluslararası bir düzlemde var olabilmesine bir nebze katkımız olursa kendimizi başarılı ve iyi bir iş yapmış sayacağız ki bu da bize yeter.

Sanat bilmenin dayanılmaz üstünlüğü

Bugün sanatla başladık öyle devam edelim. Yine medyaya bulaşmadan edemeyeceğim. Bu hafta Taraf gazetesinde Türk sanat piyasasıyla ilgili bir yazı yayınlandı. Şu an Türkiye’nin en büyük koleksiyonerlerinden biri (belki de birincisi) olan Demsa Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Çetindoğan’ın, 100 milyon dolar ayırarak resim almasının piyasada spekülatif aktivasyon yarattığı, aldıklarını yüksek kayra satmaya çalışan bir simsar olabileceği gibi ifadelerin kullanıldığı bu yazının haksızlık dozu biraz kaçmıştı bence.

Türk sanatının kronik hastalığı burada da nüksetmişti: Tepeden bakma, sanatçı olma ya da sanatı bilme aracılığıyla küçümseme. Bu tip küçümsemenin genel olarak iki hedefi vardır: Birincisi yeterince entelektüel olmayan kesim; ikincisi de parası olan, varlıklı insanlar. Birinci tip küçümsemenin en güzel örneğini ressam Adnan Çoker, Hülya Avşar’ı “siz ne anlarsınız resimden” temalı azarında görmüştük. Avşar’a pek sempatim olduğunu söyleyemesem de o olayda büyük haksızlığa uğradığını düşünüyorum. Resim sanatı hakkında bilgisizliğini açıkça ifade ettiği halde “sanat hakkında öyle konuşulmaz” türünde mesnetsiz ve yakışıksız bir saldırıya maruz kalmıştı. Kendisini ‘entelektüel’ olarak tanımlayan kesimin bazen başvurduğu bu azarlama ve küçümseme tonunun gerekçesini anlamakta güçlük çekerim hep.

İkinci tip küçümseme de, “paran var ama kültürün yok” alt metniyle zengin ve varlıklı insanlara yapılır. Cengiz Çetindoğan’ın resim ve sanat bilgisini ancak ilan ettiği müzeyi açtığında (biraz) değerlendirme şansımız olabilir ancak. Ama asıl sorun şu: Hiç kimsenin, Çetindoğan’ın (ya da bir başkasının) sanat bilgisini ve görgüsünü aşağılama hakkı olamaz.

Koleksiyonculuğa soyunan birini ele alalım. Ve diyelim ki bu adam zır cahil olsun... Bu kişinin, o ülkenin sanatındaki etkisini küçümsemekten, yok saymaktan veya ona çamur atmaktan daha büyük bir acz olabilir mi? Son olarak da hatırlatmak isterim ki Botero’nun en büyük koleksiyoneri, dünyanın en büyük uyuşturucu Baron’u Escobar’dır. Ve Escobar’ın sanat üzerindeki etkisini kim hangi cüretle küçümseyebilir? 

 

 

 

 

 

 

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0