Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: ‘Suçlu’yla ‘düşman’ arasındaki fark ve Çankaya Köşkü

Burçak Güven: ‘Suçlu’yla ‘düşman’ arasındaki fark ve Çankaya Köşkü

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: ‘Suçlu’yla ‘düşman’ arasındaki fark ve Çankaya Köşkü

Birkaç gün önce öğrendik ki TBMM Güvenlik Koordinasyon Kurulu, meclis kapılarındaki askeri korumayı, polisle değiştirdi. Dahası askerin Meclis çevresinde görev yaptığı nöbet yerlerinin sayılarını da azaltıyor.

Ankara’da yaşayanlar veya bu şehre yolu düşenler bilir… Çankaya Köşkü’nün önünde -‘trafik polisi otosu’ terminolojisiyle söylersem- ‘bekleme’ yapılmaz! Köşkün önünden yalnızca arabayla (makul bir hızın altına düşmemek kaydıyla) geçebilir ya da yaya olarak duraksamadan yürüyüp geçilebilir. Pabucunuzun bağı çözülse eğilip bağlayamazsınız!

Hele bir durmaya, karşılaştığınız arkadaşınızla sohbet etmeye, iki dakika sigara tüttürmeye kalkın… Bir anda düdük sesleri yırtar kulaklarınızı; size doğru hamle yapan tüfekli askerler görürsünüz vs. Kısacası anında kıyamet kopar. Şehrin medeni ve sakin havası dağılır. Kendinizi Filistin’de çatışma hattına girmiş tavşan gibi hissedersiniz. Kaza kurşunu korkusuna kapılarak tabanları yağlamanın dayanılmaz arzusu dolduruverir benliğiniz. Bu arzuya direnirseniz ne olur? Bilmiyorum; ben direnebileni görmedim ama sanırım başınıza geleceklerin ağırlığı, bekleme sürenizle doğru orantıdır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı Köşkü, askerler tarafından korunmaktadır. Tıpkı, kısa bir süre öncesine kadar olduğu gibi TBMM gibi. Birkaç gün önce öğrendik ki TBMM Güvenlik Koordinasyon Kurulu, meclis kapılarındaki askeri korumayı, polisle değiştirdi. Dahası askerin Meclis çevresinde görev yaptığı nöbet yerlerinin sayılarını da azaltıyor.

Doğma büyüme bir Ankaralı olarak özellikle Çankaya Köşk’ü için hep kafama takılan bir sorundur bu asker koruması zaten. Sonradan olma İstanbullu olduğum için zihnimde gerilerde kalan bu konu, bu haberle hortlamış oldu. Çünkü Çankaya Köşkü’nü çok cazip bulmama rağmen (yok mevki olarak kendim için değil; tarihiyle, sembolik anlamıyla, mağrur ve ağırbaşlı duruşuyla) ürkerim hep. Benzer bir korkuyu Kudüs’te kontrol noktalarındaki askerleri geçerken yaşamıştım. Bir savaş bölgesi hissi, bir kabul görmeme duygusu verir bana: “Ben düşman değilim sadece merak ediyorum, bakmak istiyorum” diye haykırmak gelir içimden üzerime koşan askerleri görünce. Ama düdük seslerinden dilim tutulur genelde.

Meclis’in korumasını iç güvenlik güçlerine devreden kararın Çankaya Köşkü’ne de sirayet etmesini diliyorum. Çünkü bence buranın korumasının silahlı kuvvetlere bırakılması büyük bir hata, çağın ruhuyla uyumsuz bir uygulamadır. Çünkü asker, ‘düşman’ kavramına göre eğitilmiştir ve yok etmek, geçit vermemek, engel olmak mantığıyla hareket eder. Asker için ‘düşman ülke’ ve ‘düşman kişi’ vardır ve savaş durumları için çok önemli bir algıdır bu.

Oysa iç güvenlik yani polis için ‘yurttaş’ ve ‘suçlu’ ve kavramları öndedir. İç güvenlikte yurttaş yerine ‘yabancı uyruklu’ biri de olsa yine de konu, yurtiçi mekanın güvenliğidir. ‘Düşman’ yok edilmesi, hukuki durum incelenmeksizin etkisiz hale getirilmesi gereken bir varlıkken; ‘suçlu’ vatandaşlıktan gelen hakları olan, suçu ispat edilene kadar tüm yurttaşlarla eşit haklara sahip bir bireydir.

Bu fark önemli hukuki bilgi ve buna uygun kararlar verebilecek düzeyde güvenlik eğitimi gerektirir. Bu yüzden de askerin, bu tip mekanların korumasında yetkili kılınması doğru değildir. Onlara bu sorumluluğu vermek, profesyonel ve uzman olmadıkları bir işte onlardan görev beklemektir. Zaten bu yüzden de mesai saatleri dışında Meclise’e girmek isteyen ve kapıdaki askerin tanımadığı milletvekilleri içeri alınmamaktadır, çalışmalarına izin verilmemektedir. Ancak düşmana geçit vermeme mantığıyla hareket eden asker, bu konuda suçlu değildir. Çünkü onlar varlıkları ve doğaları gereği bu şekilde hareket etmeye programlanmıştır. Burada çarpıklık ve suç askerde değil, meclis Köşk gibi mekanların korumasının askere bırakılmasındadır.

Cumhurbaşkanlığı makamı da - TBMM gibi – iç güvenliğe ait bir konudur. Bu alanda özel yetiştirilmiş, profesyonelleşmiş ve doğal amirine bağlı (örneğin polis teşkilatı gibi) birimlerce korunmalıdır. Bana göre Çankaya Köşkü’nü şimdiye kadar koruyan Muhafız Alayı da burada kalmalı, törenlerde, resmi davetlerde sembolik bir anlamda kullanılmak üzere burada konuşlandırılmalıdır ama korumadaki ‘sorumlu’ konumu değişmelidir.

Sivil otorite ve iradenin en önemli mevkii olan cumhurbaşkanlığının askerlerce korunması, devletin zihninin arka taraflarında bir yerlerde kendi yurttaşına da ‘düşman’ muamelesi yaptığı hissi verir ki Çankaya Köşkü’nün önünde vatandaşın gördüğü muamele insanda bu hissi yaratıyor zaten. Zaten yeni ortaya çıkan Balyoz Planı’nda da, TSK’nın bazı yöneticilerinin bu ülkenin yurttaşlarının önemli bir kısmını ‘vatandaş’ değil, ‘düşman’ gördüğünü ortaya döktü. Eğer Türkiye tam özgürlüğe, moderniteye geçip çağın ruhuna uygun bir yaşam biçimine kavuşacaksa temsili mekanların korumasının da yeniden tasarlanması; sivilleşmenin bilinçaltlarımıza değen noktalara kadar sirayet etmesi gerekiyor bence.

Ömer Uluç’un ardından tufan!
Geçen hafta sanat camiasından büyük bir yıldız kaydı. Bu satırları yazdığım gün (cuma) daha cenazesi bile kalkmadı. Ama ardından büyük bir tufan, mal paylaşımı ve kavga koptuğu dedikodularıyla çalkalanıyor camia. En sevdiği, en yakını olan, canı-cananı kadınların henüz cenaze bile kalkmadan mahkemelik olduğu söyleniyor.

Umarım kötü ve pis bir dedikodudur. Çünkü söz konusu olan kişi Ömer Uluç gibi büyük ve önemli bir ressam olunca “böyle bir kavga sadece aileyi ilgilendirir” demek mümkün değil. Eserlerin, malın, telif haklarının paylaşımı aileyi ilgilendiren bir konuysa da kavganın gölgesi tüm sanat camiasının, sanatseverlerin, bu ülkenin sanat tarihinin üzerine düşer.

Bir taraftan da aklımı kurcalamıyor… Bazı hastalıklar, tüm dehşet vericiliklerine rağmen insanın aşağı yukarı hangi vadede öleceğini öğrenmesine olanak verdikleri için de bir tür üstünlük sağlarlar sahiplerine. Sonsuzluğa veya hiçliğe (neye inanıyorsanız) doğru adımlarını geriye doğru sayan biri, neden maddi - manevi mirasını tanzim etmez? Yoksa bu da mı bir tür karar ya da ret ediş veya düzenleme şeklidir?  

 

 

 

 

 

      

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
3.00