Türk Yahudileri Gazze denkleminin neresinde?
Geçen hafta özetle, Türk Yahudileri’ne büyük haksızlık yapıldığını; misafir değil, hak sahibi vatandaş konumunda oldukları bu topraklarda nasıl ‘öteki’ hissettirildiklerini; onlara karşı yürütülen kampanyaların büyük tehlike ve haksızlık içerdiğini düşündüğümü yazmıştım.
Geçen hafta özetle, Türk Yahudileri’ne büyük haksızlık yapıldığını; misafir değil, hak sahibi vatandaş konumunda oldukları bu topraklarda nasıl ‘öteki’ hissettirildiklerini; onlara karşı yürütülen kampanyaların büyük tehlike ve haksızlık içerdiğini düşündüğümü yazmıştım. Türk Yahudilerinin; İsrail’in Gazze operasyonlarını yürütenlerle aynı kefeye konmasının, iş yerlerinin önünde protesto edilmesinin, “köpekler ve Yahudiler giremez” türü pankartlarla aşağılanmasının Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘diğer vatandaşları bizler’ adına büyük bir ayıp olduğunu düşünüyorum.
Okuyucular sağ olsun bu hafta e-mail kutum hiç boş kalmadı. Gelen mesajlar temel olarak iki eksende toplanıyordu. Birincisi, “çocuklarımızın geleceğinin bu topraklarda olamayacağı kanaatine çok üzülerek varmak üzereyken yazınız bize umut oldu” diyen, çoğunluğunu Yahudi kökenli Türklerin oluşturduğu ‘teşekkürcüler’... İkincisi ise bana İsrail’in yarattığı vahşeti anlatmaya, Yahudilerin neden ve ne kadar aşağılık olduğunu kanıtlamaya çalışan ve hatta bunun için Kuran’ı bile alet edecek kadar gözünü, yüreğini kapamış insanlardan oluşan ‘şahinler’... Yazım sebebiyle gazeteye ödediği 50 kuruşu geri isteyen, vermezsem arkadaşlarıyla ‘tahsilata’ geleceğini muştulayanlar bile var aralarında.
Her neyse gelelim konunun şimdi geldiği noktaya... Geride bıraktığımız hafta ABD’nin en güçlü beş Yahudi Örgütü, Başbakan Erdoğan’a bir mektup yollayarak Türkiye’de yükselen anti-semitizme karşı önlem almasını istedi. Türkiye’yi Yahudilerin yüzyıllardır yaşadığı topraklar olarak tanımlayan mektupta “Yahudi dostlar bugün kendilerini kuşatılmış ve tehdit altında hissediyorlar” deniyor. Türkiye’yle derin geçmişi olan dostluğa ve hükümetle yakın ilişkiye verdikleri önemi de vurgulayan ABD Yahudileri, “anti-Semitizm’i ‘insanlık suçu’ sayan görüşlerinize binaen, derin endişelerimizi bildiriyor ve bu nahoş gelişmeleri bilginize sunuyoruz” dedi.
Mektubun alt okumasına geçmeden Ortadoğu’daki duruma ve AKP Hükümeti’nin burada yürüttüğü politikaya dair bir parantez açmak gerekiyor...
Gazze’de, bana küfür eden pek çok cahilin zannettiği gibi ‘Yahudi İsrail’in, Müslüman Filistinlileri yok etmek için’ saldırmasına indirgenecek kadar basit bir durum yok. Sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada dengeler değişiyor. ABD’nin yeni başkanı daha bu hafta yemin etti. İsrail’de şubatta seçim var, bizde de yakında yerel seçim. Müslüman dünyası önce Şii - Sünni, sonra da ülkeler ve bölgeler, güç odakları bazında bölünmüş durumda.
İsrail’in, Hamas’ın ateşkesi sürdürmemesi üzerine başlattığını iddia ettiği Gazze operasyonuna, Arap dünyası itiraz konusunda bile doğru dürüst örgütlenemedi. Çünkü aslında İsrail Gazze’de Hamas’ı değil, İran’ın egemenliği bombaladı. Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan için İran, Yahudi İsrail’den bile daha büyük bir öcü. Bu yüzden bu ülkeler, Gazze’deki insanlık trajedisi karşısında İsrail’den yana bir tavır koydu. Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas bile Hamas’ın ‘dövülmesinden’ kendisinin güçlenerek çıkması üzerine hesaplar yaptığı için bir yanıyla ‘İsrail işbirlikçisi’ olarak algılanıyor. Suriye, Arap Birliği dönem başkanlığına rağmen Gazze konusunda eli kolu bağlı kaldı. Suudilerin daha sonra ‘U’ dönüşü yapıp bir milyar dolar yardım yapmayı kabul etmesi bile traji-komik oldu zira Arap ülkeleri, yardımın Gazze’ye nasıl sokulacağı konusunda bile anlaşamadılar.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise tam da böyle bir dönemde Türkiye’nin iki önemli müttefik ve stratejik ortağını (ABD ve İsrail) kızdıracak sert söylemler içine girip mazlumdan yana, Filistin halkına sahip çıkan bir tavır koydu. Gazze operasyonunu ABD desteği almadan asla yapamayacak İsrail’e ‘girişmek’, Amerika’yla da kavga etmek anlamına geliyor. Hatta o kadar ki bu iki ülkeyle olan çıkarımızı ‘unutmuş’ gözüküp ABD’li Yahudi lobisinin suçlamalarına maruz kalacak kadar sert bir anti-İsrail söylemine giriyor Erdoğan. Bu söylemiyle Türkiye, eski dostları ABD ve İsrail karışında yalnızlaşıyor.
Bana göre Erdoğan son derece pragmatik bir liderlik modeli uyguluyor. Çünkü bugün ABD ve İsrail’i kaybederken Arap kamuoyu nezrinde kahramanlaşıyor. Tüm gösterilerde, halk arasından Erdoğan’ın adının yazıldığı pankartlar yükseliyor. Zaten Arap dünyası, yönetim kademesinde öyle derin bir çatışma ve bölünmüşlük içinde ki bir tarafı kaybetmeden ötekini kazanmak mümkün değil. İşte bu ortamda Erdoğan Ortadoğu’da ‘tek yürek’ kalmış yegane yeri, sokaktaki insani ‘hedef’ alıyor.
Bugün kaybetmiş göründüğü ABD örneğin, yarın İran’ı terbiye etmek için Türkiye’nin kapısını çalacak nasıl olsa. Ortadoğu’nun en yalnız ülkesi İsrail’le bugün atılmış gözüken köprüler, 20 Şubat’taki seçimden sonra kurulacak yeni hükümetle yeniden kurulabilir kolayca. Ortadoğu halklarının kalbini kazanmak bugünün en akılcı stratejisi. Çünkü yarın hiçbir Arap lider alttan gelen isteği, baskıyı, talebi göz ardı edemeyecek. Üstelik Ortadoğu’da kazanacağı güç Erdoğan’a Kıbrıs konusunda, AB üyeliği görüşmelerinde lazım. Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu, Ortadoğu’da artan gücün AB’de güçlenme anlamına geleceğini söyledi zaten yakında.
Şimdi dönelim ABD’li Yahudilerin mektubuna ve Türk Yahudilerinin bu denklemin neresinde olduğuna... Türk Yahudileri, cemaat olarak bu denklemin bir tarafında değildir. Onların T.C. vatandaşlığından doğan haklarının kollanması ve kendilerini güvende hissetme özgürlükleri dışında bir rolleri yoktur. Kaldı ki İsrailli aydınlar arasında Gazze’deki katliamı kınayanlar olduğu gibi Türk Yahudileri arasında orada ölen Filistinli çocuklar için gözyaşı dökenler de vardır mutlaka. Tersi de mümkün. Yani bazı Yahudi vatandaşlarımızın, “İsrail’in kendini savunma hakkını kullandığını” düşünmeleri bile onların T.C. vatandaşlığından doğan haklarını zayıflatmaz.
Ancak onların bu ülkedeki rahat ve güvenli yaşamının garanti altına alınması, haklarının korunması Başbakan Erdoğan’ın elini ABD’de güçlendirebilir. Ortadoğu’da yürüttüğü akılcı strateji, Türk Yahudilerine karşı yürütülen anti-semitist kampanyayı önleyici adımlar atmazsa ‘eksik’ kalır. Zaten ABD’li Yahudilerin mektubunun alt okuması, “Ortadoğu’daki stratejini anlıyoruz ama şimdi dönüp ülkendeki Yahudiler için bir adım at!” demektedir bana göre. Zaten son dönemde Kürtlere, Alevilere hatta eski komünistlere karşı yürüttüğü politikadan da anlaşılacağı üzere ülkesindeki Yahudi vatandaşlara sırtını dönmesi pek muhtemel gözükmemektedir. Hep birlikte bekleyip göreceğiz...
(Burçak GÜVEN - 25.01.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
cesur ve makul yazilarinizdan oturu sizi tebrik eder, ayrica tesekkur ederim.
Turkiye'nin ve ozellikle basbakanin dusunmesi gereken onemi buyuk bir konuda turizmdir. Turkiye'nin kalkinmasina buyuk katkisi olan doviz unsurunu ihmal etmemek gerek. Boyle dusundugumuz zaman, en cok hangi ulkeden turist geldigini kontrol etmek lazim. Turkiye genelinde almanya ve fransa olarak sanilan yada bilinen turist sayisi aslinda cok yuksek bir rakkamla Israilli turistere aittir. Israil son 20 senedir, cok yuksek sayilarda turist getirmektedir. Ben Israil'de yasayan bir Turk vatandasiyim, Israil halki turk halkina o kadar kirginki, onumuzdeki nisan ayinda hamursuz bayrami donemine ait butun yapilmis rezervasyonlar iptal olmus, hersene tekrarlanan nerdeyse 5-6 aylik genis tatil koyu vs turizm operasyonlarida tamamen ortadan kalkmistir. Gazetelerde her gun cikan kucuk turistik ilanlarda artik istanbul ve antalya yok. Benim bile markette hasretle almayi sevdigim turk urunlerine elim varmiyor.
Turk Halki gereksiz bir galiyanda, resmen beyinleri yikanmis. olaylarin gercek yuzunu gormeyi reddetmek bir yana, derin bir nefret sergiliyor.
Savasin basladigi ilk hafta, onceden programlanmis tatillerini iptal edemeyen bir cift Antalya'ya gelirler, sehir merkezine inip alisveris yapmak isterler ve pazarin icinde neredeyse linc olacak kadar dayak yerler, sedyeyle ucaga binip evlerine geri donerler, bunun sonrasinda tabii butun rezervasyonlar iptal olur.
Haliyle Turkiye'de bu bahar ve yaz sezonu buyuk bir darbeden nasibini alacak.
sonuc olarak dunyadaki boyle kotu ekonomik kriz varken (ki Turkiye buyuk capta etkilenmis durumda) ya Turkiye kendine bir ceki duzen verecek, ya da buyuk bir doviz kaybi Turkiye'yi bekliyecek.
Saygilarimla
“köpekler ve Yahudiler giremez” türü pankartlarla aşağılanmasının Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘diğer vatandaşları bizler’ adına büyük bir ayıp olduğunu düşünüyorum.
bu paragrafınıza ilaveten mazlum olan kürtler içinde sarf edile bilirliğini ifade etmeniz gerekli değilmiydi ?
23 milyon kürt vatandaşına karşılık olarak 3-4 binlerle sınırlı yahudi türk vatandaşlarını savunduğunuz gibi 23 milyona tekabul eden (içlerinde ayıklanması gerekelnleri ayırdıktan sonra) bari arta kalan mazlum kürtler hakındaki yazınızı da sabırsızlıkla bekliyor olacağım :...
Yorumunuzu Ekleyin