Burçak Güven: Yazar olarak kadınlar mı daha iyi erkekler mi?
TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut, bu tip toplantıları düzenleme sebeplerinin kadınların içlerindeki gücün farkına varmalarına sağlamak ve onu harekete geçirmek olduğunu söylerken kendinden emin ve enerji doluydu.
Geçen hafta bu gazetenin manşetinde okuduğunuz, kriz yüzünden kadın çalışanların nasıl ‘topun ağzında’ olduğunu anlattığımız haberimizden sonra Çalışma ve Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in kamuda kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalarına dair açıklamaları ilaç gibi geldi doğrusu. Henüz yolun başına olsunmasına ve yapacak çok fazla şey bulunmasına rağmen iyi niyet beyanlarının aksiyona dönüşmesine yönelik göstergeler, sevindirici.
Biz de tam, kadın istihdamında nasıl bir ayrımcılık yaşandığını, bırakın fırsat eşitliğini falan durumun giderek kötüleştiğini aktarmaya çalışmıştık geçen hafta. “Nasıl olsa aile geçindirmiyor” ya da “kocası bakar” mantığıyla krizde ilk vazgeçilecek iş gücü olarak kadınların görüldüğünü aktarmaya çalıştık.
TİKAD tarafından geçen hafta kadının siyasetteki yerinin irdelendiği bir panele katıldım. TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut, bu tip toplantıları düzenleme sebeplerinin kadınların içlerindeki gücün farkına varmalarına sağlamak ve onu harekete geçirmek olduğunu söylerken kendinden emin ve enerji doluydu.
Yine de bu enerji yerini gerçeklere bıraktığında bakın neler konuşuldu… Konuşmacılardan eski Turizm ve Devlet Bakanlarımızdan Güldal Akşit’in söylediği bir şey bana çok çarpıcı geldi. TBMM’deki kadın oranının yüzde 9,1 olduğunu aktaran Akşit, ilginç bir de anekdot aktardı. “Aralarda kaybolmamıza rağmen ne zaman oturum aralarında falan birkaç kadın araya gelip sohbet etmeye başlasak erkeklerde hemen bir rahatsızlık oluşuyor. Bizi görenler, yanımızdan geçenler ‘Ne o hanımlar? Niye bir araya geldiniz? Bir şey peşinde misiniz?’ diye sormadan edemiyor” dedikten sonra da ekledi: “Oysa biz, erkekleri bir arada görünce aklımıza böyle bir şüphe gelmiyor!”
Nedenini tam kestiremesem de tek bir kadının varlığı için bile bu kadar mücadele gerekirken bir grup kadına tahammül etmek, onları taşımak daha zor oluyor anlaşılan bazen erkekler için. Hele kendilerine ait gördükleri alanlarda (örneğin iş dünyası, siyaset, sanat, edebiyat, bilim, spor vb. – evet geriye pek bir şey kalmadığının farkındayım).
Dünyanın gelmiş geçmiş en ‘erkek’ işlerinden biri olan bilim – kurgu yazarlığı alanında kitaplarıyla herkesi ters köşeye yatıran Ursula K. Le Guin’in (evet bir kadın) “Zihindeki Dalga” isimli kitabında çok ilginç bir bölüm var. Le Guin hiç üşenmemiş ve kendi çapında bir araştırma yapmış. Belirli bir dönem içinde yayınlanan kitapların yazarları cinsiyetlerine göre ayırarak kadın ya da erkek yazarların sayısında bir üstünlük olup olmadığına bakmış. Örneğin 1996 - 1998 arasında Amerika’da 578 kadına karşılık 483 erkek (5:4) kitap yayınlamış. Yani beklenileceği gibi erkek yazarların ‘sayıca üstünlüğü’ söz konusu değil.
Le Guin daha sonra yıllar içinde yazarlara verilen çeşitli ödüllerdeki kadın – erkek oranına bakmış ve orantının ‘erkek lehine uzak ara’ terse döndüğünü fark etmiş. Yani kadınlar 5’e 4 oranında daha çok kitap yazdığı halde ödüllendirme de erkeklerin ciddi biçimde öne geçtiği ortaya çıkmış:
Nobel: 10:1 (10 erkek 1 kadın); Pen Ödülü: 8:1; Edgar Grand Master Ödülü: 7:1; Amerikan Kitap Ödülü: 6:1; Pulitzer Edebiyat Ödülü: 2:1; Booker Ödülü: 2:1 gibi. Önemli edebiyat ödüllerine hak kazananların erkek – kadın oranı ortalamasını almış ve 5.5 erkeğe karşılık 1 kadının ancak ödüllendirildiğini bulmuş.
Daha sonra işin içine iyice dalmış ve ödülleri veren jürileri, uzman komitelerini vs. incelemiş ama elini attığı her yerde rakamlar, ezici bir erkek üstünlüğü olduğunu göstermiş. Sonra Nobel, Pulitzer gibi çok prestijli ödülleri, kadınların aldığı yıllara bakmış ve şu çarpıcı saptamayı yapmış: Kadınlar ödül aldıkları yıllarda genelde bunu bir erkekle paylaşmak zorunda kalırken erkekler, çok nadir olarak bu onuru bir hemcinsleriyle paylaşmak zorunda kalmış.
Yani ya bir kadının, çok prestijli bir edebiyat ödülünü tek başına almasını içimiz kaldırmıyor ve her seferinde yanına bir de erkek yazar koyarak bu rahatsızlığımızı bir nebze olsun dindirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Ya da bu tabloya bakarak çok daha basit bir çıkarım yapılabilir: Roman türünde, kadınlar da erkekler kadar (hatta hafifçe daha fazla sayıda) eser ortaya koymasına rağmen erkekler, açık biçimde daha iyi yazıyor. Bu yüzden de bütün ödülleri onlar topluyor. Tıpkı erkeklerin en iyi aşçıların kendilerinden çıktığı iddiasını dillerine pelesenk etmesi gibi... Sizce gerçek ne? Erkekler arasından daha iyi yazarlar mı çıkıyor gerçekten yoksa burada bir terslik mi var?
(Burçak Güven - 30.05.10)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin