Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Cem Boyner beni nasıl mahcup etti?

Cem Boyner beni nasıl mahcup etti?

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Cem Boyner beni nasıl mahcup etti?

Son dönemde konferans konuşmacılarında izlediğim bir hastalık var: Kendini haddinden fazla önemsemek! Bu genel bir hastalık olarak hızla yayılıyor bence ama özellikle de yaratıcı alanlardan gelen insanlarda daha bir ağır nüksediyor...

 Son dönemde konferans konuşmacılarında izlediğim bir hastalık var: Kendini haddinden fazla önemsemek! Bu genel bir hastalık olarak hızla yayılıyor bence ama özellikle de yaratıcı alanlardan gelen insanlarda daha bir ağır nüksediyor. Hele reklam, sinema, futbol, sanat vs. gibi şöhret de getiren alanlardan gelenlerin durumları, daha bir ilginç. İşi ciddiye alanları tenzih ederek söylüyorum ama bazıları, bir konferansa ya da toplantıya konuşmacı olarak davet edildiklerinde muhteşem ve yüksek varlıkları yeter de artarmış gibi bir duyguyla teşrif ediyorlar maalesef.

Hiç hazırlanmadan, iki kalem bir düşünce bir araya getirmeden, içlerinde en ufak bir “insanların önüne çıkıp zamanlarını alacağım” endişesi taşımadan koşarak geliyorlar ve sahneye çıkıp “valla ben bir hazırlık yapmadım, siz bana ne isterseniz sorun” diye lafa giriyorlar. Kavgacı davranmamak adına burada isim vermiyorum ama sponsorluğunu yaptığımız pek çok konferanstan Dünya Ekonomik Forumu’nun Türkiye’deki toplantılarına kadar pek çok yerde o kadar çok örneğe şahit oldum ki bir kalemde 10 ‘kerameti kendinden menkul’ kişi, geliveriyor aklıma.

İlginçtir pek çok insan da bu tavrı normal karşılıyor, başlıyor bir gayret soru aramaya. Sahnedeki “lütfettim geldim, kıymetini bilin, valla kalkar giderim” tavrında; izleyenlerin bir kısmı da bu yemi yutmuş, adama ‘uzaya gitmiş ilk insan’ muamelesi yapmaktan, kendisine reva görülen kötü ve saygısız muameleyi sineye çekmekten hiç sıkıntı duymuyor.

Bu tip konuşmacıların bir derece iyisi, kendi bir hazırlık yapmasa da asistanına, yardımcısına falan “konuşma yapacağım, hazırlık yap” buyuranlar. Bunlar nispeten daha iyi zira hiç olmazsa son dakika eline tutuşturulan, genellikle çok kötü ama yine de bir hazırlık içeren bir sunum var ceplerinde. Yanlış anlaşılmasın ‘sunumsever’ bir kimse değilim hamdolsun; benim takıntım, izleyicinin eşek yerine konması. Yardımcının sunum hazırladığı durum, ‘kalitemle döverim’ ruh halinden bir ‘çıt’ daha iyi sadece.

Ne yalan söyleyeyim son üç yıldır medya sponsorları (daima da vicdani sponsorları) arasında bulunduğumuz 16’ıncı PERYÖN Ulusal İnsan Yönetimi Kongresi programında Cem Boyner ismini görünce dedim ki “iyi ihtimalle ikinci gruptadır, pek şanssız bir seçim olmuş!”

Bir insan bu kadar mı mahcup edilir böyle kötücül düşündüğü için. Boyner bu iki gruptan birine kesin giriyordur diye düşünmüştüm halbuki: Aileden zengin, yakışıklı, karizmatik, üst düzey zevklere sahip, iyi eğitimli, şöhretli vs. Kongrenin açılış konuşmacısı olarak adını görünce ilk aklımdan geçen yardımcıların hazırlayacağı “en kahraman Boyner PowerPoint sunumu” vasıtasıyla hepimizi intihara sürükleme suçundan derhal tutuklanmalı türünden fanteziler bile geliştirdim. Oysa ne bileyim iftira atmaktan hakkımda tutuklama emri çıkartılması gerekeceğini.

Bir kere konferans başlamadan oradaydı, geç falan gelmedi. Jilet gibi giyinmiş tertemiz çıktı karşımıza. Gülmeyin artık bunlar standart sayılmıyor iş dünyası konferanslarında. Sahneye ilk çıktığında heyecandan hafif sesi titriyor, sağ elini sürekli sağ ceket cebine sokup çıkarıyordu. İşte bu, “oralar, şuralar, buralar hepsi benim, siz de böceksiniz” tavrının 180 derece tersi olduğu için bence çok kıymetli. Ama hepsinden önemlisi, bir tek görsel malzeme kullanmadan, koca salonu bir saat kendisine kilitlemeyi başarması oldu.

Bana göre birkaç şeyi çok iyi ve büyük cesaretle yaptı. İş hayatına ve insan yönetimine bakışını, kendi hayatından büyük cesaretle paylaştığı anekdotlar üzerinden anlattı. “Ben iflah olmaz bir satıcıyım” diye başladı söze. Özel hayatından, karısından, kutuplardaki 12 günlük macerasından, Güney Afrika’da geyik avından, çocukken marley zeminde ıslak çarşafların arasından nasıl koşuştuklarından bahsetti. Muhteşem metaforlar kullanarak aktardı meramını.

Koca bir salonu bir saat içinde o duygudan ötekine sürükledi. Önce güldürdü: Karısı Ümit Boyner bir gün, “sen bir budalasın” demiş bir tartışma sonrası ve devam etmiş: “Aslında ben de budalayım... Evlendikten sonra seni değiştirebileceğimi zannettiğim için. Senin budalalığın da, evlendikten sonra benim değişmeyeceğimi zannettiğin için...”

Çok üzdü hepimizi: Kuzey Kutbu’nda Husky’lerin çektiği kızakla seyahat ederken en sevdiği, beş gün boyunca anlata anlata bitiremediği iki köpeğini o gece güvenli bir sığınağa ulaşmalarını engelleyecekleri ve herkesin ölümüne neden olacakları için gözünü kıpmadan vuran Eskimo’yu anlatıp zor kararlar alabilmenin önemine dair iliklerinizde hissettiğiniz anekdotu aktarırken.
Vizyon paylaştı: Sadece kızağın önündeki köpeğin manzarasının değiştiğini ama onun da nasıl riskler alarak liderlik ettiğini aktarırken ve dedi ki “işte şimdiki kriz ortamında çıkacak, hepimizin kaç paralık adamlar olduğu...”

Farkına vardırdı: Şu an başımıza gelenlerin geçmiş kararlarımızın sonuçları olduğunu anlatırken. Derinden rahatsız etti: Güney Afrika’da tek kurşunla vurdukları zebranın, nasıl öldüğünü fark etmeden sürüyle birlikte yüzlerce metre koştuktan sonra düştüğünü aktarırken ve ölü gibi işe gelip giden insanları anlatırken.
Uyardı: “Dürtme içimdeki narı, üzerimde beyaz gömlek var” sözleriyle insanlara verdiği önemi örneklerken. İdealindeki dünyaya giden yolun insandan geçtiğini söyledi: Babasının yırttığı gazete sayfasındaki dünya haritasını birleştirmek için arkadaki insan fotoğrafını kullanan beş yaşındaki çocuğun sözlerini kullandı: “Dünyayı birleştirmek için önce insanı düzelttim...”

Son derece samimi, gerçek, duygulu ve derin bir konuşma yaptı. Ama en önemlisi, karşısına çıkacağı insanları çok ama çok ciddiye aldığını kanıtladı bence. Her şeyiyle çok beğendim konuşmasını. Utandım kendimden öncesinde düşündüklerim için ve bu kadar kötü örnek arasında parladığı için de paylaşmak istedim. Bir tek eleştirim olacak yalnız. Bu kadar samimi ve karşısındakini ciddiye aldığını iliklerine kadar hissettiren bir konuşmacı “çocuklar” yerine hiç olmazsa “arkadaşlar” diye hitap etmeli bence. Yegane ve naçizane tavsiyem budur Cem Boyner’e.

(Burçak GÜVEN - 09.11.2008)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
5.00