Burçak Güven: Devrimsel normalleşme ve trajik insan hikayeleri
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Atila Işık, Perşembe akşamı emekliliğini istedi. Pek çok senaryo ortaya atıldı. Kimine göre Hükümet’le Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) arasında bir restleşmeye dönen Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantılarında askeri kanat, siyasilere rest çekmek için yaptı. Kimine göreyse Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 2013’te bu göreve gelmesi beklenen Orgeneral Necdet Özel’in önünü kesmek için Işık’ı istifaya zorladı.
Rivayet muhtelif ama sebep ne olursa olsun sonuç olarak ya kendisini feda etmek zorunda kaldı ya da birileri tarafından günü kurtarmak adına harcandı. Bu aralar TSK içinde pek çok kişi bir şeylerden muzdarip durumda… Örneğin "Balyoz Planı" davasında yakalama kararı çıkartılmasının ardından gözaltına alınan emekli Orgeneral Çetin Doğan. Bir yıl öncesine kadar Teşvikiye sokaklarında heybetli, mağrur ve sağlıklı haliyle dolaşan Doğan, yaşananlardan sonra çöktü. Yoğun bakıma alındığı hastane kapısından yansıyan görüntüler, insanın içini parçalıyor. Hastaneden çıkabilirse ömrünün kalanını hapiste geçirecek gibi. Ordunun gözbebeği olmuş, yıldızlarla donatılıp saygı görmüş insanlar için hazmedilmesi zor durumlar bunlar.
Zaten bu yüzden de TSK ciddi psikolojik travma içinde. Hiçbir zaman olmadığı kadar yüksek miktarda intihar vakası var. Karısına kızan, aldatıldığını öğrenen çakı gibi subaylar dayıyor tabancayı kafalarına. Oysa aşırı stres altında olmayan, psikolojik durumu dengede hangi eğitimli, başarılı erkek karısının ihaneti yüzünden canına kıyar?
YAŞ toplantılarında TSK’nın üst kademesinin kendisini sıkıştırdığı cendere, bana göre bu psikolojinin sonucudur. Çünkü görüyoruz ki YAŞ ve TSK Personel Kanunu’yla tanımlanan duruma göre bu şura, yalnızca kontenjan dahilindeki terfilere karar verilebiliyor. Yani terfilerin, rütbe bekleme süresi uzatmaların yapılabildiği bir mekanizma olan YAŞ, T.C.’nin yakın zamana dek bir tür ‘muz cumhuriyeti’ gibi davranmasından doğan boşlukla, yetki ve etkisini aşarak hangi kuvvet komutanlığına hangi generalin atanacağına, kurmay başkanının seçimine, hükümetlere ayar verilmesine falan soyunmuş.
Oysa öğreniyoruz bu kanun, atamalarda genelkurmay başkanına yalnızca tavsiye hakkı tanıyor. Uygun görürse Milli Savunma Bakanı bu tavsiyeyi siyasi otoriteye iletiyor ve bundan sonra da sırasıyla başbakana ve cumhurbaşkanına iletiliyor. Yani onay yetkisi, Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı onay zincirinde.
Yakın zamana kadar -halkın da büyük arzu ve tam onayıyla- YAŞ’ın askeri kanadı, mutlak bir güçle ipleri elinde tutuyordu. Ama şimdi oy oranıyla halkın iradesini temsil kabiliyetine sahip bir hükümet, YAŞ toplantılarında kanunla kendisine verilen sorumluluğu ve yetkiyi kullanmaya kalktığında kıyamet kopuyor. Flaş… flaş… flaş… YAŞ’ta büyük kriz manşetleri kaplıyor ortalığı. Oysa ortada flaş’lık bir durum yok. Anayasa kitapçıkları uçuştuğunda yerle yeksan olan borsa kıpırdamıyor, dolar zahmet edip yerinden oynamıyor, ülke ekonomisi krizlere gark olmuyor, hükümetler düşmüyor, halk hareketleri yaşanmıyor vs. Yalnızca sancılı ama devrimsel bir normalleşme süreci yaşanıyor o kadar.
Sivil tarafta, demokrasi yolunda, şeffaflaşmada işler gecikmelere, yol kazalarına, pürüzlere rağmen tıkır tıkır ilerliyor. Halk daha önce alkış tuttuğu askeri vesayeti istemediğini net bir duruşla ortaya koyuyor. TSK’nın yalnızca bir kanadı (ki kanımca oldukça marjinal bir grup) ya bunu anlamamakta direniyor ya da işine gelmediği için bu duruma karşı bir tür gerilla savaşı yürüterek elindeki son kurşunları kullanmaya çalışıyor. Yorgun, travmalı ve yaralı oldukları için de, hata üzerine hata yapıyorlar. Kendi durumlarını zora sokmak, halkın gözünde saygınlık erozyonuna uğramak dışında bir etki elde edemiyorlar ne yazık ki.
Ben şahsen bu tablo karşısında büyük üzüntü duyuyorum. TSK’nın şu an durumu okuyamayan ya da yanlış okuyan zirvesi, alışageldiğinden, şu ana kadar öğrendiğinden farklı bir şey yapmıyor aslında. Ama fark şu: Eskiden alkış aldığı, güç ve saygınlık kazandığı davranışlar yüzünden artık cezalandırılıyor, tu kaka ediliyor. Bu ülkede darbeye teşebbüs etmek her zaman anayasal bir suçtu. Ama buna yeltenenler ya yaramaz çocukların kabahatlerinin sevgiyle görmezden gelinmesi gibi sahne bir “seni seni”yle geçiştirilirdi ya da ülkenin Atatürk tarafından işgal edilmiş makamına, sevgi seli eşliğinde “buyur” edilirdi.
Ama şimdi halkın değişen ihtiyaçlarının, düşünce yapısının, ekonomik gerçeklerin bir sonucu olarak bırakın buyur edilmeyi, eski alışkanlıklarıyla davranan askere, ülke tarihinin gelmiş geçmiş tüm darbelerinin faturası da kesiliyor. Ee tabii Kürt meselesinde, PKK’yla savaşta, TSK hakkında ortaya çıkan tüyler ürpertici gerçeklerin de bunda büyük katkısı olduğu kesin. Hal böyle olunca da bu krizli normalleşme sürecinde vakitsiz emeklilikler, artık yaşını almış generallerin ömürlerini hapiste tamamlaması gibi acı verici durumlar,iç burkucu insan trajedileri görüyoruz.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin