Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Hisseden erkek ne korkutucuymuş meğer

Burçak Güven: Hisseden erkek ne korkutucuymuş meğer

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Hisseden erkek ne korkutucuymuş meğer

Eren Talu bir konuştu, medya mahallesi birbirine girdi. İşin pek çok boyutu var. Kim kimi aldattı, kim haklı, yapılan gazetecilik mi, hangi motivasyonla yapıldı bu konuşma, neden şimdi söylendi bunlar, hukuk manevrası mı, Defne’yi bitirme hamlesi mi vs. Bunların hepsi konuşulur, tartışılır… Asla fikir birliğine varılmaz, o ayrı.

Sonuçta bir çift özelinde, kendi ‘içimizi’, değerlerimizi, evliliklerimizi, boşanmalarınızı, rezilliklerimizi tartışıyoruz ne de olsa. Zaten tam da bu yüzden toplumların ‘star’lara ihtiyacı var ve tam da bu yüzden bunlar en güzel, en muhteşem, en yetenekli, en kusursuz insanlar olmuyor da tersine toplumun kompleksleriyle, arzularıyla, seviyesiyle, defolarıyla en çok uyum içinde olanlardan çıkıyor.

Bu boşanma etrafında dönen tartışmalarda benim dikkatimi çeken nokta, genelde insanların Eren Talu’nun duygularıyla baş edememesi oldu. Erkeklere yüklenen “sertlik, kodumu oturturluk, erkek adam ağlamazlık, boynuzun erkeği bozacağı” türünden değerlerin aksine davranmasının hem erkekler hem de kadınlar üzerinde ciddi travma yarattığını gözlemliyorum. Gözlerime inanamasam da “böyle konuşacağına, ilişkisini affetmeye hazırdım diyeceğine, adamı dövse daha iyi olurdu” diye yazanlar bile oldu.

Eren Talu’nun karısını, ihanetini affedecek kadar sevmesi, onu kaybetmekten deli gibi korkması, başka bir adama aşık olmasının canını yaktığını haykırması, ailesini bir arada tutmak için zor şeyleri yutmayı göze alması, Türk toplumunun ‘erkek’ tarafını fena halde rencide etti. Konuştuğu için değil, bunları söylediği için öfke var Eren’e. “Aşık oldu, beni aldattı, sildim attım, iki tane de çaktım” deseydi, salyalarımız akarak okuyacaktık oysa. Kimse de “erkek adam konuşmaz, ceketini alır çıkar, kırılan kol yen içinde kalır” falan demeyecekti, tersine “adam haklı” buyuracaktık ve birtakım genç kızlarımız Eren’i teselliye koşacaktı.

İşte bu ‘kendinle ve duygularınla bağlantıda olamama’ hali yüzünden bu aralar psikolog ve psikiyatristlerin kapılarını aşındıran, depresyona giren, uyku sorunu çeken, gencecik yaşta hiç neden yokken kalp rahatsızlıkları geçiren erkeklerin sayısında patlama var. Çünkü kadın ve erkek davranışsal olarak çok farklı olsalar da hissetmek ve duyguların yoğunluğu anlamında aralarında bir fark yok aslında. İki cins de kaybedince üzülüyor, kızıyor, korkuyor, panikliyor; tıpkı olumlu duyguların da ortak olması gibi. Kadınlar sadece duygularını hissetmek ve ifade etmek açısından kültürel olarak daha serbest bırakılmış o kadar.

Zaten tüm dünyada -özellikle de iş alanında- ‘soft skill’ler denilen ve daha çok kadınlara atfedilen özellikleri öne çıkanlar başarılı oluyor. Yani kendi duygularının ve kişiliğinin farkında olduğu için hem bunları hem de kişiler arası ilişkileri iyi yönetebilen erkek ya da kadınlar, kariyer basamaklarında yükseliyor, siyasi liderlikte başarılı oluyor, devlet yönetiminde fark yaratabiliyor.

Dolayısıyla Eren – Defne meselesinde sanki roller değişmiş, Eren kadın, Defne de erkek olmuş gibi. Yani erkeklere uygun görülenleri Defne, kadınlardan beklenenleri Eren yapıyor. Bu çelişki de bizi bu meseleye sinek gibi yapıştırıyor. Altında bir bit yeniği, kirli oyun, sinsi hesaplaşma arıyoruz.

Son olarak Eren Talu’nun henüz görmek istemediğini hissettiğim ama önünde sonunda yüzleşmesi gereken son nokta kaldığını düşünüyorum. Hani diyor ya “para biter kadın gider” diye. Aslında bunun –en azından bu örnekte- doğru olmadığı kendisi de biliyor sanki. Çünkü para bittiğinde ve icra tehditleri geldiğinde Defne gitmemiş. Ama ayrılığı buraya bağlamak Eren’e ‘güvenli’ geliyor gibi. Çünkü aksi takdirde “başkasını seçti, onu bana tercih etti” gibi ağır bir gerçekle yüz yüze kalması ve bunu hazmetmesi gerekecek ki her insan için gerçekten yutulması zor bir lokmadır bu. Her ikisine de bol şans diliyorum, ne de olsa kat edecekleri daha çok zorlu yollar var.

Esas taciz burada yapılanlardır!
Üç kadın gazetecinin Tanzanya’daki bir otelin bellboy’u tarafından taciz edilip edilmediği tartışması, iyice zıvanadan çıktı. Üçlüden biri “onlar da taciz edildi ama korkudan söyleyemiyorlar” buyurdu; duayen bir erkek gazeteci “kadınlar böyle korkup bal gibi taciz olan bir şeyi dillendiremediği için başlarına bunlar geliyor” diye köşesinden avaz avaz bağırarak öğreten adam duruşu takındı vs… Sonunda iş geldi çattı, ‘Sevilay şarhoş oldu da bellboy’u asıl o taciz etti’ye kadar dayandı. Affınıza sığınarak ‘çüş’ demek istiyorum.

Olayın bizzat içinde olan, yaşayan kişiler bunu nasıl algıladıklarını, taciz edildiklerini hissetmediklerini söyledikten sonra milletin zembereği boşaldı. Burada mesele kimin haklı olduğunda değil. Zaten dehşet verici olan herkesin kendi aklına/fikrine/zekasına/duygusuna/dürtüsüne duyduğu aşını güvende.  Bir grup insan (genelde de gazeteci) var ki akıllara ziyan.

Tanık olmadıkları, içinde bulunmadıkları bir olay hakkında o kadar kesin fikir ve duygulara sahipler, kendilerinden de öylesine eminler ki şaşkınlık içinde izliyorum. İki yetişkin kadın “yok” dedi, millet üzerlerine çullanıyor, “Yok yaaaaa! Siz bilmezsiniz var… Sizin ya aklınız ermez ya yüreğiniz yetmez, söyleyemezsiniz…” demeye kadar getirdiler işi. 

Ya nerede insanların arasındaki mesafe, kişiler arası sınır, ne zaman bu kadar samimi oldunuz da sizin aklınızın/fikrinizin onlarınkinden bu kadar üstün olduğundan emin hale geldiniz? Oylum Talu ve Sevilay Yükselir’in hala bu terbiye yoksunu yığına ‘hoşt’ demek yerine dert anlatmaya çalışması, onların kibarlığını acz zannetmektir ve en basit tanımıyla ayıptır.

Bu işin basit ama en temel kuralı da şudur: Talep edilmeden yapılan her türlü yorum saldırganlıktır. Yani şu anda bırakın talep edilmeyi, saldırganca ve hakaretamiz biçimde bu iki kadına reva görülenler, saldırganlığın ve tacizin ta kendisidir. 

 

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0