Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven:Kraliçe’nin ederi ve Arman’ın Yarım Kalan Hayatlar’ı

Burçak Güven:Kraliçe’nin ederi ve Arman’ın Yarım Kalan Hayatlar’ı

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven:Kraliçe’nin ederi ve Arman’ın Yarım Kalan Hayatlar’ı

İngiltere Kraliçesi’nin canı çok sıkkındır. Bir süredir ortalıkta dolaşan dedikodular artık saray içinde sorun yaratmaktadır. Muhafız alayı kumandanı olan Yüzbaşı, Kraliçe’nin koca koca nazırlarının karılarını resmen sıraya dizmiş, hepsiyle uygunsuz ve yakışıksız ilişkiler yaşamaktadır. Karılarının bu terbiyesiz adamla kaçamaklarını hazmedemeyen nazırlar sinirli, aşıklarını ellerinde tutamayan nazır karıları kıskançlık içinde, dolayısıyla da saray ortamı patlamaya hazır bir bomba gibidir.

Kraliçe, bu işi kendisinden başka kimsenin halledemeyeceğine karar verir ve çapkın Yüzbaşı’yı çağırtır. Abartılı bir saygı gösterisiyle huzura varan Yüzbaşı’nı şöyle bir süzen Kraliçe, bu çelimsiz ve çirkin adamın nasıl olup da eğitimli, yakışıklı, çakı gibi kocaları olan kadınları baştan çıkardığını anlamakta zorluk çekmektedir. Lafı dolandırmadan konuya giren Kraliçe Yüzbaşı’ya sorar…

- Pek de cazip bir erkek sayılmazsınız Yüzbaşı, bu işi nasıl beceriyorsunuz?
- Parayla haşmetmahab!
- Nasıl olur! Ben nazırlarıma senden daha çok para veriyorum. Sen onların sağlayamayacağı bir şeyi nasıl sunabilirsin ki bu kadınlara?
- Her şeyin ve herkesin bir bedeli vardır Kraliçem.
- Her şeyin mi?
- Evet her şeyin!
- Benim de var mı yani?
- Elbette.
- Benim kaç para edeceğimi düşünüyorsun peki?
- Siz bu soruyu sorduğunuz anda artık iş, paranın tedarikine kalmış demektir Kraliçem. Siz onu bana bırakın…

“Silah icat oldu mertlik bozuldu denir” ya hani, bir işin içine para girdi mi orada başka kurallar, terminolojiler ve sistematik hakim olmuş demektir…

Uzun süredir Ayşe Arman’ın Yarım Kalan Hayatlar Projesi hakkında yazmak istiyordum ama elim bir türlü gitmiyordu. İnanılmaz üzücü öyküler, müthiş dramlara el attığı için bir yanım bir türlü izin vermiyordu bu konuyu irdelemeye. Ama cuma günü Arman “küstüm” dedi bir okur ‘reklam yapıyor’ diye kendisini okur temsilcisine şikayet ettiği için. Artık yazmamanın kendime ihanet olacağını hissettim. Yine de huzursuzum, meramımı tam anlatamama, yanlış anlaşılma endişesi taşıyorum.

Bu yüzden en son söylenecekleri belki de önceden söyleyerek başlamak lazım. Ben Ayşe Arman’ı severim. Onun Türk medyasında özgün bir tarz yarattığını, bunun hiç de kolay bir şey olmadığını düşünüyorum. En özel, en şahsi şeyleri bu kadar yalın, herkes için okunur/merak edilir kılmanın ustalık ve büyük özen gerektirdiğini biliyorum. Her yaptığı işi yüzde yüz beğenmesem de, her fikrine tamamen katılmasam da (“itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım” demiş bir yazar) dip toplamda önemli bir isim, başarılı bir gazeteci/röportajcı/hatta marka olduğuna inanıyorum, her yaptığı işi heyecanla takip ediyorum.

Yarım Kalan Hayatlar Projesi’nin de gerçekten iyi niyetle yapıldığından da hiç şüphem yok. Ama bazen iyilikten maraz doğabilir ve bu mesele de –hiç değilse- böyle bir durum var mı yok mu diye tartışılmamasını, bunun sırf içinde ‘yardım’ ve ‘sosyal sorumluluk’ gibi insanların yumuşak karnına/vicdanına değen bir tarafı olduğu için ‘dokunulmaz’ mertebesinde görülmesini rahatsız edici buluyorum.

Tıpkı ‘Kraliçe’nin fiyatı’ hikayesinde oyduğu gibi konu her ne olursa olsun işin içine bir para, eder hesabı giriyorsa o zaman başka bir sayfa açıp bu terimleri hak ettiği biçimde tartışmak gerekiyor. Çünkü iş o noktadan sonra bir fiyatlama ve paranın tedariki meselesine kalıyor. Arman ne yapıyor? Bir şirketin iletişim ihtiyacını giderecek bir iş yapıyor, buradan aldığı 20 bin lirayı da ihtiyaç sahiplerine veriyor. Buraya kadar her şey süper. Ama söz konusu okurun yaptığı şikayet gerçekten ‘çüş’ denilecek bir densizlik midir yoksa içinde tartışılması gereken noktalar var mıdır? Bence vardır.

Öncelikle Kraliçe’nin bir kadın olarak ‘eder’ini hesaplamak nasıl abesle iştigalse bana göre Hürriyet gibi bir gazetenin en çok okunan köşe yazarlarından birinin bu mesleği icra etmekte kullandığı alanın ‘eder’ini belirlemek de o kadar zordur. Yani haber/yorum alanı, tıpkı kraliçe gibi paha biçilmezdir. Zaten o yüzden medyada reklam alanları yaratılmış, bunlar çeşitli kriterler kullanılarak fiyatlanmıştır. Her ne kadar Türk medyasında griler daha çoksa da dünyanın en saygın mecralarında da bu iki alan, kocaman ‘kırmızı çizgilerle’ birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrımdan -doğal olarak- hoşlanmayan şirketlerin bir kısmının ‘sosyal sorumluluk’ projelerine, ‘yeni pazarlama mecrası’ diye saldırmaları da bu yüzdendir.

Reklamla yazı işleri içeriğinin bu kadar kesin biçimde ayrılması, okuyucu tarafından da içselleştirilmiş bir durumdur. Siz gazeteye tam sayfa ilan da verseniz, okuyucu bunu göz ucuyla algılayıp içeriğine hiç bakmadan sayfayı çevirme hak ve özgürlüğüne sahiptir. Ama her zaman okuduğu, güvendiği bir köşe yazarının yazı alanında, onayı ve bilgisi olmadan kendisine kılık değiştirilmiş biçimde sunulan ‘ilan’ı bulduğunda buna “bir dakika” deme hakkı var mıdır, yok mudur? Bence vardır, bu bir.

Hele de Türkiye gibi ilaç sektörünün iletişim ihtiyaçları sert önlemlerle kontrol altına alınmış bir ülkede, böyle bir uygulama şirketlere müthiş bir at koşturma alanı verir ki zaten Arman’ın kapısını aşındıranların önemli bir kısmının, reklam yasağı muzdaripi ilaç şirketleri olması tesadüf değildir.

Hal böyle olunca “kime, neyi, ne için, ne adına sunuyoruz”u tartışmak, irdelemek gerekir. Ben demiyorum ki Arman yanlış yapıyor, derhal dursun! Diyorum ki, bunu tartışalım, medya etiği, reklam – yazı işleri sınırları, okuyucu hakları, şirketlerin ihtiyaçları vs. açısından irdeleyelim. Sınırlarını belirleyelim ve doğru bir iş yapalım.

Arman başta olmak üzere de kime alınmasın, kimse de gereksiz yere saldırmasın. Çünkü ben merak ediyorum, “Bana ne kadar düşünmüştün” dediği andan itibaren Kraliçe’nin ederi, nasıl yalnızca bir tedarik sorununa kalıyorsa Arman’ın yaptığı bu işin köşesinde, röportaj alanında vs. yayınlanmasının da ederi, 20 bin lira mı gerçekten? Yoksa birtakım şirketler, Arman’a ait olmayan ve aslında –atıyorum- 200 bin lira değeri olan bir ‘mal’ı, ucuza mı kapatıyorlar? Tartışmazsak, konuşmazsak bilemeyiz.

Ben bir taş atmış olayım ki mesleğini önemseyen gazetecilerle, haklarına sahip çıkmak isteyen okurlar bu konuda ses versin lütfen.

(Burçak GÜVEN-ARKA PENCERE/18 TEMMUZ 2010)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0