Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Milenyum kuşağı ve tatmin edilemez arzuları

Burçak Güven: Milenyum kuşağı ve tatmin edilemez arzuları

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Milenyum kuşağı ve tatmin edilemez arzuları

Son dönemde pek çok yöneticinin ‘gençlerden’ şikayet ettiğine şahit olmuşsunuzdur. Genç kuşağın ne kadar sebatsız olduğundan, hemen takdir, terfi ve ödül beklediğinden, eleştiriye tahammülsüz hallerinden, akıllarına yatmayan şeylere nasıl anında ve kibirli tepkiler verdiklerinden vb. bahsedildiğini eminim siz de duymuşsunuzdur. Tanıdığım hemen hemen her yöneticinin içinde, ‘genç neslin burnunu şöyle bir sürtme’ arzusu var.

Zira gerçekten de iş dünyasına son yıllarda giren ya da henüz eğitimleri devam ederken yaptıkları stajlar veya part-time işler sayesinde profesyonel dünyayla flört eden gençlerin, düşünce/davranış/beklenti modelleri, 10 yıl öncekinden epey farklı. Kendilerinden bir ya da iki kuşak öncesinin - şu anda yönetim koltuklarında oturan temsilcileriyle bu kuşak arasında bir ‘uyumsuzluk’ olduğu kesin.

Büyük bankalardan birinin “Yönetici Geliştirme Programı”nı yürüten arkadaşım, geçenlerde sinir içinde bir hikaye anlattı. Katılımcılardan birini eğitim sonunda “nereye yerleştirsem” diye düşünürken kızcağız, bankadan ayrılmaya karar verdiğini beyan etmiş. İki yıllık ciddi eğitim yatırımın sonucu böyle bir açıklama beklemeyen arkadaşım kararın nedeni sormak gafletinde bulunmuş: “Bu iş sosyal hayatımı çok kötü etkiledi, arkadaşlarımla görüşemez oldum, çevremi kaybediyorum!”

Kendisine yapılan yatırım yüzünden belli bir ‘mecburi hizmet’ süresi olduğunu, hemen ayrılamayacağını hatırlatması da işe yaramamış. Çünkü kızımız bu konuyu çoktan düşünmüş ve tekstilci babasının eğitim bedelini bankaya geri ödeyeceğini beyan etmiş. Başka bir yönetici arkadaşım, performansını beğenmediğini söylediği genç bir çalışanının annesi tarafından ertesi gün ziyaret edildiğini ve kadının, arkadaşımın oğluyla ilgili değerlendirmesini yanlış bulduğunu açık ve sert biçimde ifade ettiğini şaşkınlıkla anlatmıştı.

Benzer hikayeler ilk başlarda münferit ve tuhaf insan hikayeleri gibi gözükse de aslında, iş dünyasındaki çok önemli bir değişime işaret ediyor: Davranışları ve istekleriyle daha önceki kuşaklardan çok farklı olan bir jenerasyonun, iş hayatına artık adım atmış olmasından kaynaklanan bir çatışma yaşanıyor bahsediyorum.

Batıda “Milenyum Çocukları” olarak tanımlanan bu yeni kuşak, parasal başarılarla ilgilenmiyor, kariyer hedeflerinin kişiselleştirilmiş olmasını talep ediyor, iş – özel hayat dengesine önem veriyor, teknoloji çağının kolaylıklarından yararlanmamayı kabul etmiyor, olumlu olmayan geribildirimlere cesur ve ters tepkiler veriyor, ilk başladıkları işte kalmakla ilgilenmiyor, şirketlerin onları sıra dışı eğitimlere göndermesini talep ediyor, mümkün olduğunca çok yer görüp kişiliklerine uygun işi seçmek istiyor.

Dahası bir kısmı güçlü ailelerin çocukları oldukları için ebeveynlerinin onlar için her türlü sorunu çözmesine, haksızlığa uğradıkları zaman sahneye çıkmasına alışık oldukları için bu korumaya iş yaşamında da başvurmakta bir sakınca görmüyorlar. Dahası ailelerinin güçlü ve paralı olması da bu davranış modeli için ‘gerek şart’ değil. Üniversiteyi bitiren oğluna iş bulmam için beni arayan bir tanıdık, çocuğunun gözümdeki değerini artırmak adına yaptığı giriş konuşmasında söyledikleriyle beni dumur etmişti: “X holdingten iş teklif ettiler, önerdikleri maaş da iyiydi ama haftada 6 gün çalışılıyormuş. Göndermedim çocuğu. Ne bu ayol, köle mi veriyoruz, bu kadar yorgunluğa değer mi kariyer yapacak diye?”

Bu yüzden de terfi ettirilmeyen, performans değerlendirmesi iyi geçmeyen Milenyum Çocukları’nın ailelerinin tacizine uğrayan yöneticiler, giderek artan oranlarda terapist kapılarını aşındırmaya, bunlarla başa çıkma yöntemleri aramaya itiliyor.

Bugün iş dünyasında, dört farklı jenerasyonun bir arada bulunduğu düşünülüyor: 1945 öncesi doğan “Gelenekçiler”,  1946 – 1964 doğumlu “Baby Boomer”lar, 1965 – 1977 arası doğumlu “X Jenerasyonu” ve 1977 sonrası doğumlu olan “Milenyum Çocukları...” Sonuncu gruba, “Y Jenerasyonu”, “Net Jenerasyonu” ya da sürekli düzeni sorguladıkları için “Neden Jenerasyonu” da deniyor. Ve Milenyum Çocuklarıyla diğer jenerasyonlar arasında ciddi çatışmalar, tavır ve bakış farklılıkları yaşanıyor.

Sonuçta iş dünyasına, önceki kuşakları dehşete düşüren şekillerde davranan bir grup genç, havalı bir giriş yapmış durumda ve beğenseniz de beğenmeseniz de bundan sonraki dönem, onların olduğu için yöneticilerin, kuşaklar arası sürtüşmeyi azaltmak ve bir arada çalışmanın kurallarını oluşturmak gibi önemli bir zorlukları var artık. Zira bunlar, alışageldiğimiz veya sahip olduğumuz davranışlardan çok farklı eğilimler gösteriyorlar.

Yıllık performans değerlemelerine tahammül edemiyor, anında geribildirim istiyorlar; ilerlemeye ve öğrenmeye neden olmayan her tür görevi büyük bir yük kabul ediyorlar, fikirlerini ifade etmede korkusuz ve sınırsız davranıyorlar; sizden daha iyi bildiklerine ve yapabileceklerine inanıyorlarsa yaşınızın ya da unvanınızın ne olduğuna bakmadan ‘pat’ diye söyleyiveriyorlar; işlerini bilgisayar oyunu oynarken yapmanıza karışmanızı değil, çıkardığı işin kalitesine bakmanızı talep ediyorlar vs.

Bu davranışların bir kısmı “aman canım bunlar gençlik davranışları, zamanla geçer” hissi uyandırıyorsa tavsiyem, kendinizi kandırmamanız. Çünkü uzmanlar, bunların yaşla değişecek özellikler olmadığı görüşünde birleşiyor ve bir de öngörü yapıyorlar: “İş dünyası önümüzdeki 70 yıl, bu jenerasyonun etkisinde olacak!” Bu süre bir grup insanla kazanılamayacak bir kavgaya girişmek için fazla uzun. Ben savaşmayıp sevişmeyi tercih edeceğim galiba: Yaşasın çok bilmiş Milenyum Kuşağı!

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0