Burçak Güven: Ölmeye karar vermek!
Michael Jackson, pop müzik tarihinin en muhteşem ‘küllerinden doğuş’unu gerçekleştirmek üzereyken tam ters yöne doğru adım atarak sonsuzluğa...
Michael Jackson, pop müzik tarihinin en muhteşem ‘küllerinden doğuş’unu gerçekleştirmek üzereyken tam ters yöne doğru adım atarak sonsuzluğa koşmaya karar kıldı. Karar kıldı diyorum çünkü ölüm haberinin ardından ortaya dökülen acıklı, trajik ve şok edici detayların hepsi bana Jackson’nın hayatının, ölümden başka seçenek kalmayacak şekilde tıkanmış olduğunu gösteriyor.
Yaşarken doğrusu çok dikkatimi çekmeyen biriydi Jackson ama ölümü epey kafamı kurcaladı. Geçen haftadan beri yıllar içinde hiç farkına varmadan onunla ilgili ne kadar çok bilgi biriktirdiğimi, algıma, zihnime ne kadar çok kalıntı bıraktığını hayretle fark ettim. Popüler kültür ikonu olmak böyle bir şey olmalı gerçekten. Bir tek CD’sini satın almış, İnternet’ten tek şarkısını indirmişliğim yok. Türkiye’ye geldiğinde konserine gitmek aklımın ucundan bile geçmedi, benim kuşağımın idolü olmasına rağmen gençliğime pek de bir gölgesi yok aslında.
Yine de şarkıları, klipleri, skandallı hayatı, evlilikleri, özlemleri, yaşam şekliyle ilgili ne kadar çok şey bildiğimi hayretle fark ettim. Bir de bilinç düzeyinde olmasa da içimde bir yeri olduğunu anlamam için ölmesi ve acıklı hayatının parçalarının ortalara saçılıvermesi gerekiyormuş meğer. Çünkü tüm bu şaşaaya, servete, şöhrete rağmen son dönemdeki haline, ölüm şekline, çektiklerine, bir türlü gerçekleşmemiş isteklerine, ulaşılamamış hayallerine içim sızladı.
Otopsi sonuçları ortaya açıkça koydu ki İngiltere turnesini kaldırması zaten ne fiziksel ne de duygusal olarak mümkün değilmiş. Hayattayken bu konserlerden cayması da öyle... İşte tam da bu yüzden ölümünün, istemsiz/kişinin kontrolünde olmadan atan bir kas olan kalbinin ona ihanet etmesiyle gerçekleşmiş olmasına rağmen Jackson’a ait bir ‘kaçış’ projesi olduğunu hissediyorum.
Beş yaşında sahneye fırlatılan, çocukluğunun normal ve sağlıklı duygusal ihtiyaçlarını gideremeden ağır bir başarı ve baba baskısı altında ezilen hassas bir ruh belli ki Jackson. Masal kahramanı Peter Pan’den esinlenerek yaratılmış Neverland isimli evinin barındırdığı çocuksu temalar kaybedilmiş, heba olmuş yıllara özleminin simgesi olarak duruyor karşımızda. Bubbles isimli şempanzeyle yakın dostluğunda ve hayvanlarla çocuklara aşırı düşkünlüğünde sevgiyle, kayıp yılların umutsuz arayışının izleri var sanki. Çocukluktan dünya yıldızlığına geçişi çok hızlı olsa da duygusal gelişimi, bu değişime eşlik edememiş.
11 yaşında edindiği şöhret, başarı ve para; normal bir çocuk olarak ilerlemesi gereken hayat adımlarının geçilememesinin yarattığı eksikliği, paranın satın aldıklarıyla kapatmaya yetmemiş. Bu olumsuz tablonun içine olağanüstü müzik, söz yazma, dans etme yeteneğiyle (belki de bir türlü geride bırakamadığı için takılıp kaldığı çocukluk yıllarına özgü) sınırsız yaratıcılığı eklediğinizde, çok özel bir adam çıkıyor ortaya.
Michael Jackson, Johnny Deep’in beyaz perdede oynarken büyük zevk aldığını söylediği fantastik karakterlerin gerçek hayattaki versiyonu gibi. Öyle gerçeklikten kopuk, hayatla öyle başa çıkamaz halde ki uçurumun kenarına her gün bir adım yaklaşmış. Kemikleri sayılacak kadar güçsüz, saçları dökülmüş, korkunç ağrılardan mustarip, ağır ilaç bağımlısı, yemek yiyemez durumda, bir tür cilt kanseri yüzünden sarsılmış, 10 yıldır hiçbir üretim yapamayacak kadar tükenmiş bir ruh haliyle 50 konsere çıkabileceği umudu/beklentisiyle hazırlanırken yaptığı hesabın hatalı olduğuna, önce kalbi uyanmış.
Çocukluk yılları geride kaldıktan sonraki tüm fotoğraflarında, showlarında, kamuoyu önüne çıktığı anlarda, televizyon programlarında, konserlerinde bile bir tür çizgi film ya da masal karakteri gibi görünen/davranan/hisseden (ve aslında olan) Jackson’un bu dünyanın başka bir frekansında titreştiğine şüphem yok. Jackson çocukluk yılları sona erdikten sonra başka bir evrene geçti, orada yaşadı, zaman zaman biz sıradan insanların dünyasıyla bir tür ‘iletişim’ ya da dirsek teması içinde bulundu ve sonra da yine bizim evrenimizin ağır baskılarına dayanamayarak kendine şık bir ‘çıkış’ bularak en son, en büyük show’unu yaptı. Böylece milyarlarca yıllık yaşamında dünya yörüngesinde boy gösteren kuyruklu bir yıldız gibi ışığını ardında bırakarak bizim görüş sahamızdan kayboldu, gitti.
Kutu
Aylık iş ve ekonomi dergileri kaç satıyor?
Bu pazar ölüm, karar ve fanteziyle başladıktan sonra biraz da bu dünyaya dönelim ve rakamlardan bahsedelim. Son dönemde aylık iş ve ekonomi dergilerinin kaç adet sattığı sorusuyla, kriz öncesine göre çok daha sık karşılaşır oldum. Hem içerikleriyle hem satış rakamlarıyla hem de yayınladıkları reklamlarla genel ekonomik duruma ait sinyaller, göstergeler barındırdıklarından her zamankinden daha çok merak konusu oldular sanırım.
Fark ettim ki şirketler, okuyucular, reklam verenler vb. bu konuda sağlıklı verilere ulaşma şansına pek de sahip değil. Ya satış ziyaretindeki reklamcıların şişik rakamlarına ya da İnternet’teki birtakım sitelerin yanlı haberlerine maruz kalıyorlar. Reklamcılar kendi dergilerini pazarlama telaşıyla, web siteleri ise sahiplerinin çalıştıkları medya gruplarını kayıran ve madalyonun tek bir yüzünü gösteren haberlerle gerçek rakamlardan uzak durabiliyor zaman zaman. Bu yüzden bundan böyle her ay, bu köşede iş dergilerinin iki rakip dağıtım şirketi Yay-Sat ve Turkuvaz tarafından onaylanan gerçek satış rakamlarını paylaşacağım. Elimizdeki son kesin ve onaylanmış rakamlar mayıs ayına aittir…
1. Platin - 4,137
2. Turkish Time - 2,358
3. Forbes - 10,297
4. Cnbc-e Business - 3,582
5. Capital - 6,193
6. Fortune - 7,459
7. Infomag - 2,972
*Kaynak: Yaysat – TDP ortak raporu
(Burçak GÜVEN – 05.07.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin