Burçak Güven : Operasyonun başarı kriterleri
Anthony Hopkins’le Alec Baldwin’in oynağı The Edje filminde müthiş bir ayı öldürme sahnesi vardı.
Anthony Hopkins’le Alec Baldwin’in oynağı The Edje filminde müthiş bir ayı öldürme sahnesi vardı. Uçaklarının düşmesi yüzünden Alaska’nın ormanlık bölgesinde hayatta kalmaya çalışan ikilinin karşısına çıkan zorluklardan biri de bu ayının saldırısıdır. Birkaç kez zor bela def ettikleri ayının takibinden kurtulamayacaklarını anladıklarında yem olmayı beklemek yerine onu öldürmeye karar verirler. Ama ellerindeki basit bıçakla ağaç dallarından ürettikleri mızraklardan başka silahları yoktur. Zaten bu mızrakları ne koca ayıya saplamaları ne de saplasalar bile öldürücü darbe vurmaları mümkün gözükmemektedir.
Bunun üzerine Hopkins’in canlandırdığı Charles karakteri bir plan yapar. Ayıyı öldürmek için onun en güçlü noktasını yani korkutuculuğunun temeli olan ‘ağırlığını’ kullanmaya ama bunu bir zaaf olarak lehine çevirmeye karar verir. Kesik bacağına sürdüğü kanlı bir mendille istedikleri yönden yaklaşmasını sağladıktan sonra ayıyı iyice kışkırtarak üzerlerine saldırmasını sağlarlar. Bu atak sonucunda ayı, tüm ağırlığıyla önceden hazırlanan mızrakların üzerine düşer ve anında ölür.
Bir varlığın en büyük gücünün bazen nasıl kendi yok oluşuna sebep olabileceğini anlatmak için çok güzel bir sembol olduğunu düşünmüşümdür bu sahnenin. Tıpkı İsrail’in şu günlerde başını çok ağrıtan yardım konvoylarına düzenlediği saldırı gibi...
Sertliği, ölçüsüz güç kullanımı alışkanlığı ve paranoyakça güvenlik takıntısıyla bilinen bu devlet, bu kez başını tam da bu nedenlerle derde soktu. İsrail Devleti’nin kuruluş amacı, yüzyıllarca dünyanın dört bir yanında kötü muamele görmüş, dışlanmış, sürülmüş, soykırıma uğramış Yahudilere güvenli, başlarını sokabilecekleri bir ‘liman’ oluşturmaktı. Yüzyıllarca büyük çileler çeken Yahudiler, bu devletin varlığı sayesinde bir nebze rahat nefes alsalar da hiçbir zaman tam güvenlik duygusuna erişemediler.
Tarih ve psikoloji bilimleri de bize öğretti ki soykırıma uğrayan halklar soykırım yapmaya, zulüm görenler zulüm etmeye yatkın olur. Tıpkı çocukken tacize uğrayanların bir kısmının, büyüdüklerinde çocuk tacizcisi olmaları gibi. Eğer travmaları tedavi edilmezse kurban durumunda kalanlar, kurtuluşu, başkalarını aynı şekilde kurban etmekte ararlar. İnsanoğlunun psikolojik dinamikleri, karmaşık bir düzen içinde de olsa bazen böyle çalışır.
İsrail Devleti de tarihsel travmalarının bir sonucu olarak her zaman ‘aşırı’ tepkisel ve sert cevaplar verdi bugüne kadar. Sapanla gelene topla saldırdı; en ufak bir tehdit ihtimaline bile yok ederek cevap verdi. Ama bu sefer bu tavır, başını ciddi belaya sokmuş gibi duruyor.
Ajite oluşuyla ve saldırganlığıyla bilinen bir insanın üzerine giderseniz sert tepki alacağınız kesindir. İsrail’in ablukasını yarma girişiminin, gemileri her ne kadar oyuncak, ilaç ve beyaz bayrakla da donatsanız böyle bir cevapla karşılanacağını tahmin etmek zor değildi. Zaten İsrail Hükümeti de en başından beri “gelmeyin, ablukamı deldirtmem, vururum” diye savaş çığlıkları attı. Vereceği tepkinin ‘en az’, bu olduğunu tahmin etmeyenlerin, bunu hesaplayamayanların aklına şaşarım, aşırı naif olduklarını düşünürüm doğrusu.
Bence İsrail’in bu meşhur saldırganlığı, stratejik bir hamleyle oradaki acıyı dünyanın gözüne sokmak için kullanılmış oldu. Daha önce pek çok protesto, sağduyu çağrısı, uluslararası çaba vs. ile elde edilemeyen dikkat, bu meseleye ve bu bölgeye çekilmiş oldu. İşin buraya kadar olan kısmında hem protestocuların hem de onları destekleyenlerin bir kafa karışıklığı içinde olduğunu –şahsen- hiç zannetmiyorum. Bu ekilince neyin biteceğini -birkaç talihsiz katılımcı dışında- herkesin hesapladığı kesin.
Ama bu, durumun çok keskin bir kılıcın üzerinde yapılan bir dans olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yardım konvoyunun ablukayı delmesine izin verilmeyeceği zaten biliniyorsa, İsrail’in de buna ölçüsüz cevap vererek kendisini zor durumda bırakacağı da hesaplanıyorsa asıl kritik konu, bu olayın etkilerinin iyi yönetilip yönetilemediğidir.
Bundan sonra izlenmesi gereken şudur: Arap dünyasına, uluslar arası camiaya ve dünyanın şu anki karar vericilerinin karşısına, gelmiş geçmiş en organize etki ağlarından biri olan Yahudi lobisinin kapsama alanını aşan, onu etkisiz hale getiren ya da zayıflatan bir söylem koymayı başarıyorsanız o zaman bu operasyon amacına ulaşmış, akan kanlar yerde kalmamış demektir.
Yok batıya meramınızı yine anlatamıyorsanız, Arap dünyası -bir kez daha- kendi içindeki bölünmüşlük nedeniyle tek yürek olarak hareket edemiyorsa ve artık nükleer silah yapım aşamasına gelmiş bir İran karşısında bölgede güç kaybediyorsanız o zaman bu boşuna harcanmış atılmış bir kurşundur. Ve en acemi sinema izleyicisi bile bilir ki eğer filmde bir silah ortaya çıkmışsa birileri mutlaka vurulacak demektir.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin