Ana Sayfa | Yazarlar | Burçak Güven | Burçak Güven: Sessizliğin sesi

Burçak Güven: Sessizliğin sesi

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Burçak Güven: Sessizliğin sesi

Cimriliğin neredeyse hiçbir türünden haz etmem. Parasına cimri, bilgisine cimri, sevgisine cimri insanları sevmem. Bu durumun bir istisnası vardır benim için, sözcüklerine cimri olanlar... Söyleyecek sözü olmayanlarla kendini herkesten üstün sandığı için konuşma zahmetine katılmayanları konu dışı bırakarak (ki bunları bile ağız ishali olanlara tercih edebilirim) söyleyebilirim ki bir konuşup, iki dinleyen insanları daha iyi 'duyarım' hep. Bunların ne düşündüğünü, fikirlerini, gerçekte kim olduklarını merak ederim. Çok konuşanlarsa kısa sürede, kendileriyle ilgili farkında olmadan çok şey anlattıkları için hemen merakımı söndürür. İletişimde sessizliğin değerini es geçmemek lazım. Sessizlik, karşınızdakinin konuşmasına alan bırakır, size de dinlemek ve düşünmek için fırsat tanır. Oysa dikkat edin pek çok kişi sessizliği 'tahammül edilemez/katlanılamaz' bulur. Gerginlik hatta kaygı yaratır oysa sessizlik, ustasına çok büyük bir güç ve etki alanı bırakır. Dünya yüzünde başka hiç bir kavram sessizlik kadar farklı, hatta birbirinin zıttı anlamlar taşımaz sanırım. Bir insanın sessizliği; düşündüğü, katıldığı/katılmadığı/ katıldığı ama hala istediği tüm cevapları alamadığı, akılındakileri nasıl söyleyeceğini bilemediği, sessiz kalmayı ve durumunu korumayı daha güvenli bulduğu, başını belaya sokmak istemediği, zıtlaşmaktan çekindiği, fikirlerinin beğenilmeyeceğinden ve aptal durumuna düşmekten korktuğu, yanlış anlaşılma endişesi taşıdığı, çok sıkıldığı, öfkesini ifade etmek istemediği, son sözünü henüz söylemediği anlamına geliyor olabilir. Bu yüzden bazen konuşmaların içeriğini anlamak, bir insanın içinde bulunduğu ruh halini okumak, sessizliğin anlamını çözmekten çok daha kolay olabilir. İletişim sadece 'konuşmak'tan geçmez. Sırayla ya da birlikte susabilmek, çok güçlü ve derin bir iletişim olabilir. Sessizlik, işitme sistemimize hiçbir uyaran ulaşmaması durumu olarak tanımlanabilir belki... Batı kültürlerinde ses, bir yönüyle sağlıklı ve devam eden bir ekonomik aktivitenin de habercisi ya da semptomu gibidir. Sürdürülebilir biçimde 'ses' isteriz etrafımızda ki makinelerin/ sanayinin çalıştığını, kasaların islediğini, insanların boş durmadığını haber versin bize. Kimi zaman bizi çok yorsa da, ritmik gürültüler yüzünden delirme noktasına geldiğimizi hissetsek de tolore etmeyi, katlanmayı, zamanla da 'müptelası' olmayı seçeriz sesin. Oysa her şeyin fazlası gibi sesin de/ konuşmanın da fazlası zarar verir. Fazla bilgi makul karar almamızı engeller, uyaran fazlası hem bedeni hem ruhu yorar. Özellikle yoğun şehir hayatı ve iş yaşamı yüzünden hem sese hem de gereksiz miktarda konuşmaya maruz kaldığımızda benliğimiz tıpkı bir uyuşturucuya alışır gibi duruma adapte olur. Ve tüm bağımlılıklarda olduğu gibi her gün bir öncekinden daha fazla doza ihtiyaç duyarız. Bu yüzden de masada kendisinden başka insan yokmuşçasına konuşanlar, TV ya da müzik sesi olmadan uykuya dalamayanlar, gürültülü mekanlarda vakit geçirmediği zaman kendisini depresif hissedenler, iletişimin tek şekli durmadan konuşmak zannedenler giderek çoğalıyor. Oysa iş toplantılarında, arkadaş ortamlarında kelimelerini ekonomik kullananların fikirlerinin aklıma daha çok kazındığını, söylediklerini daha iyi anımsadığımı ve dikkat ettiğimi fark ederim. Bu yüzden de çok konuşanların 'iş dünyası versiyonları'nın çok tehlikeli olduğunu düşünürüm. Çok konuştukları için değil; bir türlü susmayı beceremediklerinden fincancı dükkanındaki fil gibi etrafı, imajlarını, haklılıklarını, hayattaki tüm değerleri, saygıyı, sınırı falan yıkıp geçtikleri için. Etrafınıza ve dünya tarihindeki karizmatik kişiliklere, büyük liderlere bir bakın... Hiçbir zaman çok ya da en iyi konuşanlar, en etkin liderler olmamışlardır. Tersine en iyi susanlar, en iyi etkiyi bırakanlardır. Sessizliği doğru zamanda ve en etkili biçimiyle kullanabilenler, onun gücünden en çok yararlanabilenlerdir. Zira bir insanın sessizliğinin anlamını çözebilirseniz, o kişi hakkında çok önemli bilgiye sahip olursunuz. 

Depremde nerede durmalı?
Forbes Yazı İşleri Müdürü Handan Bayındır, depremde yapılacaklarla ilgili internette dolaşan bir e-mail gönderdi ve hepimizi aldı bir telaş. Çünkü o güne kadar bildiklerimize epey aykırı bilgiler vardı. Okul çağında çocuğu olanlar bilgilerin, okullarda deprem konusunda verilen talimatlarla da çeliştiğini söylüyor. Bu yüzden kritik noktalarını paylaşmak istiyorum. Ama yine de bunun internet ortamında dolaşan bir bilgi notu olduğunu bir kez daha söylemem ve geçerliliğine kefil olamayacağımı belirtmem lazım. Not hazırlayan kişi, Doug Copp... Amerikan Uluslararası Kurtarma Ekibi Kurtarma Şefi ve Afet Olayları Müdürü. Pek çok kurtarmada çalışmış. Coop'a göre deprem anında çömelenlerin işi zor, çünkü ezilmeleri muhtemel. Yapılacak şey, hayat üçgeni bulmak. 1985 Mexico City depreminde bir okulda sıra altına giren çocuklar ezilmiş: "Sıraların yanında koridora uzansalardı kurtulurlardı" diyor. "Düşen tavan eşyalara çarparak bir boşluk bırakır. Buna 'hayat üçgeni' deriz. Nesne ne kadar dayanıklıysa o kadar az ezilecektir ve boşluk da o kadar büyük olacaktır.. İşte Copp'un deprem anı önerileri: Dizlerinizi ana rahmindeki gibi karnınıza çekin ve yanında boşluk yaratacak büyük bir eşyanın yanında sığının. 2) Yatakta yakalanırsanız yuvarlanarak yataktan düşerek yanında yere yatın. 3) TV izlerken yakalanırsanız kanepenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın. 4) Kapı kirişlerinin altına geçen, ölür çünkü kriş kırılır, tavan üstünüze çöker. 5) Asla merdivenlere yönelmeyin çünkü onlar binadan bile çok sarsılır 6) Dışarı kaçın; mümkün değilse binanın dış kısımlarına doğru hayat üçgeni bulun. Kurtarmada önce size ulaşılsın. 7) Arabada yakalanırsanız araçtan inip hemen yanında yere yatın. Zira bunların yanında 1 metreye yakın yükseklikte hayat üçgenleri oluşur. 8) Gazete yığınları ezilmez, korunmak için buları kullanabilirsiniz ...

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0