Burçak Güven: Türk toplumunun karmaşıklaşan yönetim ihtiyacı
Genelkurmay eski başkanı Yaşar Büyükanıt, bir gece ansızın TSK’nin web sitesine ‘iliştirilen’ e-muhtırayı bizzat üstlendi...
Genelkurmay eski başkanı Yaşar Büyükanıt, bir gece ansızın TSK’nin web sitesine ‘iliştirilen’ e-muhtırayı bizzat üstlendi. “Ben yazdım” dedi ve güvenle ekledi: “Pişman değilim!”
Bu itiraf ve sahiplenme George W. Bush’la girdiği Amerikan başkanlığı yarışında öne geçmek için interneti kendisinin bulduğunu iddia eden Al Gore’u hatırlattı biraz bana. Yanlış anlaşılmasın Gore’un interneti falan bulduğuna inanmıyorum ama Büyükanıt’ın, e-muhturayı, bizzat kaleme aldığından hiç kuşkum yok. Dediyse, yapmıştır mutlaka. Ama o günleri ve geçtiğimiz hafta gelen bu itirafı biraz incelemek, Türkiye siyaseti ve toplumsal hayatı açısından neler ifade ettiğine bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Hatırlayalım… 27 Nisan 2007’de, gece yarısına 40 küsur dakika kala gündeme bomba gibi düşen e-muhtıra, her şeyden önce çok ‘trendy’ idi. Daha önceki konvansiyonel mecralar bir yana bırakılmış, çağın gereklerine, teknolojik gelişmelere uyulmuş ve en hızlı, aracısız ve etkin haberleşme kanalı olan internet kullanılarak kamuoyuna TSK’nın görüşü muştulanmıştı. En azından şekil itibariyle asker, değişen dünya hızla sindirilmiş ve tam uyum sağlamıştı.
Zarfı bir kenara bırakıp mazrufa baktığımızda ise tablo biraz daha farklıydı. Tekno – muhtıra, laik - anti laik tartışmasını ortaya koyuyor ve genelkurmay başkanlığının bu konuda taraf olduğu vurgusunu yapıyordu. TSK’nın gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir biçimde ortaya koyacağını, kendisine kanunlarla verilmiş açık görevleri eksiksiz yerine getirmek konusundaki sarsılmaz kararlılığını, kamuoyuna (saygıyla) bildiriyordu.
Ertesi gün alışılmadık/beklenmedik şeyler oldu. Kamuoyu, sivil toplum örgütleri, siyasi partilerin önemli bir kısmı (darbe gücünün her daim arkasındaki siyasi partinin bile lideri), medyanın büyük kısmı vs. “olmadı Paşam, yakışmadı” deyiverdi. Daha önceki darbelere elleri patlayıncaya kadar alkış tutmuş, en radikal kesimden bile “zamanlaması uymadı” türünde bir tepki geldi. İlk kez toplumdaki ‘darbeperver’ kesim, “hamdolsun almiim, iyiyiz böyleci”lerden cılız kaldı.
Şimdi filmi ileri sarıp görevdeki Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmaya gelelim. Ne dedi Başbuğ? TSK’nın içinde darbecileri barındırmayacaklarını ifade etti ve demokrasiye bağlılıklarını vurguladı. Yani TSK açısından ciddi bir eğilim farkını en üst mertebeden duyduk. Ordunun darbeden vazgeçtiğini (lütfettiler) öğrenmiş olduk.
İki genelkurmay başkanının beyanatları arasında sadece iki yıllık bir zaman var. Gelinen nokta, oldukça sevindirici. Meşrutiyet’ten bugüne uzanan darbeci geleneğin terk edilmesi, muhteşem bir gelişme. Cumhuriyet tarihinde bu tehdide ara verilen yegane zaman dilimi Atatürk ve İnönü dönemi. Her ikisi de, üniformalı hayattan gelseler de sivil iradeye sonuna kadar inanan iki liderdi zira. Bence her iki genelkurmay başkanımızın söylem ve düşünce sistematiğinde vücut bulduğu üzere bir kez daha gözden kaçan nokta, sivil iradenin gücü. Nasıl ki Sayın Büyükanıt’ın e-muhtırası toplumun frenine tosladıysa Sayın Başbuğ’un ifade ettiği ‘darbesizleştirme süreci’ de bu toplumun teveccühü oysa ki. Yani TSK darbecileri barındırsa da, bu toplum onları barındırmayacak zaten!
1908’den beri süre gelen derbesever toplum yapısı iki katmanlılığın bir sonucuydu. Osmanlı ve Türk toplumları Özal dönemine kadar “yöneten” ve “yönetilen” şeklinde ikiye ayrılıyordu. Yöneten elit kesim “darbe” dedi mi de TSK’nın yumruğu iniveriyordu toplumun kafasına. Oysa 1980 sonrası dönemde Türkiye çok değişti. Toplum yapısı katmanlandı. Modern, eğitimli, dünyaya entegre, üreten, düşünen, talep ve itiraz eden sınıflar teşekkül etti. Burjuvazi gelişti. Kapitalist, profesyonel sınıflar oluştu. İdare edenin istediği gibi ‘ayar verdiği’ günler geride kaldı.
Bu toplum yapısını yönetmek için “Mülkiye mezunu subaylar” yetmez oldu. Toplumun yönetim ihtiyacı, komplike ve derin yetkinlikler gerektirmeye başladı. Dolayısıyla elde kalmayan darbe gücü için, “bünyemizde barındırmayız” demek eşeğinden düşen Nasrettin Hoca’nın “zaten inecektim”ine benzedi. Büyükanıt’ın e-muhtırasına toplumdan hatta muhalefetten ilk kez gelen sert tepki, toplumun kendi gücünün ve ihtiyaçlarının farkına varmasının en net göstergesiydi.
Bu değişimin sonucu olarak genelkurmay başkanlarının siyasi görüşlerini ‘paylaşmak’ için ülkenin medyasını karşısına toplayacağı günler (medyanın da koşa koşa gideceği) yakında sona erecektir. Silahlı kuvvetlerin saygınlığının sadece kendi profesyonel mesleklerinde en iyi olmalarından kaynaklanabileceğini bu toplumun önemli bir kısmı çoktan anladı. Ancak dünya ordularıyla karşılaştırıldığında, askeri yetkinlikleriyle koltuklarımızı kabartıp gurur kaynağımız olacak askerlerimizin hak ettikleri itibarı görecekleri gün gibi ortadadır.
(Burçak Güven 10.05.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin