Burçak Güven: Zor yöneticileri ve içinizdeki çocuğu 'yönetmek'!
İş arkadaşlarından, patronundan, müdüründen şikayet eden veya eşiyle, dostuyla yaşadığı tartışmayı anlatanlara sıkça şunu sorarım: Başın belaya girmeyecek ve söz konusu kişiyle aran bozulmayacak olsa ona ne demek isterdin? Bunu sormamdaki amaç, içlerindeki 'çocuğun' aslında tam olarak nasıl tepki vermek istediğini anlamak olur. Çünkü içimizdeki çocuğu ayrıştırabildiğimiz an, olgun bir yetişkinin böyle bir durumda ne yapacağını görmeye başlayabiliriz. İçimizdeki çocukla yetişkini ayrıştırabildiğimiz noktada da artık önümüzde seçenekler vardır: 1. Çocuğun arzusuna yenik düşmek ve bize tükürene tekme atmak... 2. Yetişkin gibi davranarak uygun olmayan davranışı ödüllendirmeden konuyu kendi gündemimize getirmek... Bu soruma aldığım cevaplar genelde şu minvalde olur: "Omuzlarından tutup onu kuvvetlice sarsarak 'kendine gel' demek isterdim" veya "Tüm gücümle 'kapa çeneni' diye bağırırdım" ya da "Söylenmesine daha fazla dayanamayıp 'şikayet etmeyi bırak artık be kadın/adam' diye patlardım..." Elbette bunların hiçbiri bir tartışma sırasında -hele de bu bir iş ilişkisiyse- pek de iyi sonuçlar doğurmaz. Ama içinizden yükselen duygunun size ne yaptırmak istediğinin farkında olmak, bunun adını koymak sonra da farklı davranış alternatifleri arasından duruma/ilişkiye en uygun olanına karar vermek, yetişkinler için kuşkusuz en iyi çözüm. İş ortamında patron/ yönetici olarak çocukça ve/veya olgun olmayan davranışlar gösterdiğimizde karşımızdakinin içinden neler söylemek geçtiğini hiç düşündünüz mü peki? ABD'de yapılan bir araştırmaya göre karşımızdakinin içinden geçenler şöyle sıralanıyor: Bağırdığınız zaman sizi hiç anlayamıyorum! Şikayet etmeyi ve söylenmeyi bırakın artık... Böyle davranmanıza izin verildiğinden emin misiniz? Gidiyorum işte! Çok huysuzsunuz! Uykunuz geldi sanırım... Derhal odana git, cezalısın! Yapıyorum işte! Bir kere daha sorarsanız hiç alamayacaksınız... Eğer bir çalışanın içinden, yöneticisine karşı bu cümlelerden birini sarf etmek geçiyorsa, sanmayın ki bu duygu orada yaşanıyor ve bitiyor. Geçen yıl yayınlanan bir araştırmaya göre çalışanlar haftada 19.2 saatlerini (13 saati hafta içi, 6.2'si hafta sonu olmak üzere), müdürlerinin/ patronlarının sözlerine veya davranışlarına kafayı takarak geçiriyor. Üstelik zorba/kaba/ agresif/olgun olmayan müdür ve patronlarla çalışmak durumunda kalanların haftalık ortalaması 19.2 saatin çok üzerinde olarak hesaplanıyor. Toplam mesainin haftada 40 saat civarında olduğunu düşünürsek, bunun yaklaşık yarısının birilerinin zırvaları üzerine tüketilmesi ne kadar büyük bir israf! Zira bu, ortalama bir çalışanın verimli saatlerinin yarısının heba edildiği anlamına geldiği gibi münasebetsiz patron ve müdürler yüzünden ayda yaklaşık 80 saatimizi kendimizi iyi hissetmeyerek geçirdiğimizin de göstergesi. Aklın yolu bir... Ya bu diyardan gidecek ya da bu deveyi güdeceğimize göre bu durumda ekonomi yapmak -yani patronu/ müdürü akıllıca 'yöneterek' zorlu yöneticileri, zor anlarda (çaktırmadan ve çatışmadan) makul bir yöne doğru itekleyerek 19.2 saatlik ortalamayı düşürmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. Burada da araştırmalar imdadımıza yetişiyor. Lynn Taylor Danışmanlık tarafından yapılan bir araştırmada 586 çalışana "pek de 'olgun' olarak tanımlanamayacak yöneticileri idare etmekte en çok işe yarayan yöntemler nedir?" diye sorulmuş. En yüksek puana göre cevaplar şöyle sıralanıyor: 1. Üst düzey bir iletişim yeteneğiyle aktif/ derin dinleme yapabilmek 2. Baskı altında sakin kalabileceğinizi kanıtlamak 3. İyi ve saygın bir liderlik kapasitesi ortaya koymak 4. Yüksek problem çözme kapasitesi geliştirmek 5. Patronun/müdürün güçlü ve zayıf yönlerini çok iyi okumak 6. Güçlü bir mizah yeteneğine sahip olmak 7. Empati kurabilmek Zor insanlarla yaşanan zor anları yönetmek için işe yarayan yöntemlere baktığımızda dört ana eksen görüyoruz: Açık, sık, dürüst ol (iletişim); potansiyel problemleri hesaplayarak proaktif davranarak krizleri önle (öngörü); gerginliklerin tırmanmasını mizah kullanarak engelle (önleyici); patronluk taslamadan ebeveynlik et (yönet). Kıssadan hisse... Kartvizitinizde 'yönetici' yazsa da yazmasa da iş hayatına adım attığınız an 'yönetmek' dışında bir şansınız yok!
Bir tavsiye...
Yaşam senaryoları ve psikolojik oyunlar
İçimizdeki "çocuk" ve "yetişkin"den bahsetmişken bunları ayrıştırmanıza; ihtiyaçlarını anlamanıza; iletişimde, insanlar arası etkileşimde etkilerini ve yetkilerini görmenize çok yarayacak bir eğitimden bahsetmek istiyorum. Transaksiyonel Analiz Derneği (TAD) tarafından organize edilen TA 101 Eğitimi, 10 - 11 Aralık 2011 tarihinde, İTÜ'nün Maçka kampusundaki sosyal tesislerde gerçekleşecek. İki tam gün sürecek ve TA konusunun 'giriş eğitimi' niteliğindeki bu organizasyon, benlik durumlarına (içimizdeki ebeveyn-yetişkin-çocuk); psikolojik oyunlara; yaşam senaryolarına odaklanıyor. Eric Berne tarafından ortaya atılan ve sonrasında Claude Steiner'ın büyük katkılarıyla gelişen TA disiplini, insanların ihtiyaçlarıyla davranışları arasındaki bağlantıyı inceleyerek organizasyonlar, iş dünyası gibi daha büyük yapıların dinamiklerine, problem çözme yetkinliklerine odaklanıyor. Bu yönüyle eğitimin tüm insan kaynakları yöneticileri, yönetim danışmanları, eğitimciler, yönetici koçları ve insan davranışına ilgi duyan herkes için son derece ilginç olacağını düşünüyorum. Eğitimi verecek kişi olan İngiliz TA uzmanı Barbara Traynor'ı da bizzat dinleme şansı elden biri olarak söylüyorum ki bu konulara ilgi duyanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir etkinlik bu... Kayıt ve daha fazla bilgi için: www. ta.org.tr veya 0 (216) 3587728







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin