Ana Sayfa | Yazarlar | Cemil Ertem | Cemil Ertem: Yeni bir para sisteminin önlenemez yükselişi

Cemil Ertem: Yeni bir para sisteminin önlenemez yükselişi

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Cemil Ertem: Yeni bir para sisteminin önlenemez yükselişi

Pittsburgh kentinde, geçen ay yapılan, zirve ve bu zirveyi takip edecek G-20 toplantıları 1944 yılındaki Bretton-Woods kadar tarihi öneme sahiptir.

Yüzyılların ilk çeyrekleri, geri kalanını hatta bir sonraki yüzyılı bile belirleyecek gelişmelere sahne olur. İnsanlık için önemli gelişmelere, bir o kadar da dramlara sahne olan 20’nci yüzyılın kaderi de ilk çeyrek de belli olmuştu. Birinci dünya savaşı, ilk yirmi beş yılda başlamış bitmiş ama hemen arkasından bir ikinci büyük savaşın ve bu savaşı yaratan krizlerin geleceği de belli olmuştu.

İşte şimdi insanoğlu, 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, kendisine yeni bir yol arıyor. 2008 krizi, yaklaşık 200 yıldır süren Anglosakson egemenliğini bitiriyor, “küreselleşme” dediğimiz döneme yeni bir kapı açıyor. G-8’in yerini alacak olan G-20 mutabakatı, “yenidünya düzeninin” yapıcısı olarak artık sahnede. G-20 toplantıları, önümüzdeki sürecin ekonomik ve politik yönelimini belirleyecek. Hatta G-20’nin kurumsallaşması yolunda atılan adımlar, kriz sonrasının ekonomik ve siyasi kurumlarının içeriğini ve yönetimsel şeklini belirleyeceği için yeni bir “küresel iktidar” ağı tanımlayacak. Bu anlamda G-20 zirvelerini, ikinci savaş döneminin zirvelerine benzetebiliriz.

Örneğin 1944’de yapılan Bretton-Woods zirvesi, bizi bugüne getiren finans ve para sistemini oluşturduğu gibi siyasi yapılanmalara da öncülük etmiştir. Bu açıdan Pittsburgh kentinde, geçen ay yapılan, zirve ve bu zirveyi takip edecek G-20 toplantıları 1944 yılındaki Bretton-Woods kadar tarihi öneme sahiptir. Pittsburgh G-20 zirvesinde ve İstanbul’da yapılan IMF ve Dünya Bankası toplantılarında gördük ki bunlarda yalnız ekonomik yapılanma değil, yeni bir siyasi düzen de konuşuluyor. 

Şunu artık kabul etmek gerekir: Dolar, kriz sonrasının genel eşdeğeri (dünya ticareti için geçerli ödeme aracı) olmayacak. Doların yerini alacak bir dünya parası bize, yalnızca yeni bir finans sisteminin ipuçlarını vermeyecek. Bu köklü ekonomik değişim aynı zamanda yeni siyasi yapılanmanın da işareti olacak.
Bir ülkenin, parasının dünyanın kabul edeceği bir ödeme aracı olabilmesi için dünya ticareti ve ekonomisinde önemli bir ağırlığa ve sisteme borç verebilecek miktara yakın tasarrufa sahip olması gerekir. ABD bu konumunu 1970’e kadar, sürdürdü ama şimdi dünyaya borçlanmadan ayakta kalamaz durumda. Dolayısıyla dolarda ısrar edilirse bizi yeni bir felaket bekliyor demektir.

G-20 ve İstanbul’daki IMF toplantıları bize bu konuda önemli ipuçları veriyor: Yeni para sistemi ve siyasi yapılanma ortaya çıkıyor çünkü doların, küresel ticari ve rezerv olarak günleri sayılı. Doların tahtını kaybetmesinin çok önemli ekonomik ve siyasi sonuçları olacaktır. Türkiye gibi, gelişmekte olan, güçlü ülkelerin paralarının değerinin artacağı ve bu paralarla ticaretin geçerli olmaya başlayacağı bir ara döneme giriyoruz.

Türkiye, Anayasa Mahkemesinin, Cuma günü aldığı karara rağmen, sermaye çekmeye devam edecek. Anayasa Mahkemesinin dar mükelleflerle ilgili iptal kararı Türkiye'de yerleşik olmayan gerçek kişiler ile Türkiye'de faaliyet gösterip merkezi yurtdışında bulunan tüzel kişileri ilgilendiriyor. Bu karara tek başına bakınca oldukça yerinde gibi gözüküyor. Ama aynı günde Deniz Feneri operasyonu da başladı. Ancak bundan öte, Türkiye’ye sermaye girişi başlamış, faizler tarihi seviyeye düşmüştü. Merkez Bankası’nın faiz indirimleri de bu süreçte, piyasalara olumlu olarak yansıyacaktı. İşte, haftanın son gününün sabahı ve piyasalar istim üzerindeyken Anayasa Mahkemesi kararı geldi.

Zaten bu karardan önce birtakım çevreler, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinin bir işe yaramayacağını ve faiz indirimlerinin yavaşlayacağını, ekim ayından itibaren de enflasyonun yükseleceği söylentisini yayarak tahvil faizlerinin yükselmesi doğrultusunda baskı yapmaya başlamıştı. Amaç bellidir: Türkiye’nin yüksek faiz, düşük kur ve borç sarmalında sıkışıp kalması ve küresel krizi en şiddetli bir biçimde hissedip IMF ile yeni bir stand-by’a mecbur kalması.
 Bu durum aynı zamanda, Hükümeti de zor durumda bırakacağı için, bütün hızıyla devam etmekte olan, demokratik açılımlara gölge düşecekti.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in karardan hemen sonra, piyasaları rahatlatmak için yaptığı, “karar hemen uygulanmayacak, dokuz ayımız var; bu sürede gerekli düzenlemeleri yapacağız” açıklaması şimdilik geçici bir rahatlama sağladıysa bile bu gibi “çelmeler umarız bu kararla sınırlı kalır.
Çünkü öyle görülüyor ki Türkiye, bütün bu süreçte hem krizden çıkışın merkez ülkesi olacak hem de buna bağlı olarak, başlatılan demokratik açılımları tamamlayacak.

İşte şimdiye kadar CHP’nin direnişi dışında aksamadan giden bu süreç, “bazılarını” çok rahatsız ediyor.  

Bretton’un soğuk, sisli korulukları

Bugünkü değişim rüzgarlarının iyi anlayabilmek için yeniden 1944 tarihine yani ikinci savaşın bitmesine bir yıl kala, Bretton koruluklarının o puslu havasına dönelim isterseniz…

1944 yılı insanlık tarihi açısından önemli bir tarihti. Savaşın bitmesinden bir yıl önce Anglosakson dünyası, savaş sonrasının para sistemini,  Bretton-Woods’da oluşturdu.  Bu yeni bir paylaşım sistemiydi ve şimdiye kadar olan tarihimizi belirledi. 2008 krizinin etkilerinin 2010-2012 aralığında yavaşlamaya başlayacağı öngörülüyor. Aslında bu erken bir tarih çünkü krizin tam anlamıyla bitmesi, yeni bir para sistemi ve buna bağlı finansal kurumların ortaya çıkmasıyla mümkün olacak. Kapitalizmin her para sistemi aslında ona tekabül eden bir siyasi yapılanmayı gerektirir.

Birinci savaşın fiili olarak bitmesi ancak gerçek anlamda bitmemesinin arkasında,  çöken altın standardına dayalı para sisteminin devam ettirilmesi vardı. 1919’daki Versailes ve hemen arkasından 1921’de yapılan tazminat anlaşmaları siyasi ve ekonomik çerçeveyi belirliyordu ama bu siyasi ve ekonomik çerçeveyi yürütecek kurumlar ortada yoktu. Başta Almanya olmak üzere kara Avrupa’sı, bir saatli bomba olarak çalışmaya başlamıştı. Savaş yıllarında başlayan enflasyon Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde, birkaç yıl içinde, çok büyük boyutlara vardı. Fiyatlar, savaş sonu düzeyine göre Avusturya’da 14 bin, Macaristan’da 23 bin, Sovyetler Birliği’nde 14 milyar ve Almanya’da 1 trilyon kez yükseldi.

Burada Almanya ve Sovyetlere dikkatinizi çekerim. 1924’te Alman parası, bir trilyon eski marka eşitlenerek yenilendi. Almanya’nın batmasının önlenmesi için savaş tazminatları hafifletildi ve sermaye transferleri sağlandı. Ancak bu yeterli olmadı çünkü artık şimdi olduğu gibi bütün dengeler bozulmuştu. Savaşın, ülkeler arasında çok önemli verimlilik ve maliyet ve buna bağlı fiyat faklılıkları oluşturduğu ve bu farklılıkları giderecek yeni bir para-finans sistemine geçmeden dünya krizinin bitmeyeceği bir türlü kavranamıyordu.

Altın standardı bir önceki sömürge dönemini karşılayan bir para sistemiydi ve bununla devam edilmesi yeni bir felaket anlamına geliyordu. Sadece Keynes, birinci savaş sonrası altın standardına dönüşe şiddetle karşı çıkıyordu. Keynes, aynı zamanda Almanya’yı, faşizme götürecek bir korumacılığın kucağına atmamak için savaş tazminatlarının düşük tutulmasını öneriyordu.

Ama Keynes’in bu önerileri yok sayıldı. İnsanlık, bir önceki dönemin para sistemiyle devam edilmesi ve Amerika ve İngiltere’nin Almanya’yı köşeye sıkıştırmasını çok pahalıya ödedi. Bu adımlar bize 1929 büyük krizini, faşizmler dönemini ve ikinci savaşı getirdi. Altın standardı 1929 krizinden hemen sonra 1931’de İngiltere tarafından sonlandırıldı ama artık çok geçti.

Yeni bir para sistemi ve buna bağlı yeni bir siyasi sistem gerekiyordu. İngiltere,  siyasi - sömürgeci egemenliğinin doğrudan bir yansıması olan altın para sistemini ABD’ye ve dolara dayalı kaydi para sistemine devretmeliydi. Bretton-Woods’da Keynes’in önereceği “dünya parası” sisteminin zamanı gelmemişti.  Nitekim 1944’de bile Keynes’in “dünya parasını” öne çıkaran “Keynes Planı,” Amerikan çıkarlarını dolayısıyla o zamanın sisteminin yeniden yapılanmasının gereklerini içeren “White Planı” karşısında yenilgiye uğradı ve Bretton-Woods’ da White Planı kabul edildi.  

Ancak doların ve ABD’nin egemenliği ikinci savaş sonrası devreye girecekti. Çünkü Avrupa’da korumacı politikalar öne çıkmış ve Almanya’nın Hitler’le birlikte Dünya ile ilişkisi kopmuştu. 1933’de Londra’da toplanan ve dünya ticaretini genişleme temelinde düzenlemek isteyen “Dünya İktisat Konferansı” hiçbir karar alamadan dağıldı. Çünkü Avrupa’nın koruma duvarlarına, ABD’de doları devalüe ederek yanıt vermiş ve ipler kopmuştu. Almanya hızla silahlanarak tam istihdama geldi ve bölgesinde ikili ticari anlaşmalar yaparak Orta Avrupa’da bir Mark bölgesi yarattı. Dolar, Sterling ve Frank’da ayrı bölgeler oluşturdular. Kapitalizm ortadan ikiye ayrılmıştı ve savaş kaçınılmazdı artık. Ancak şimdi aynı süreci yaşamayacağız. Kriz sonrası dünya ekonomisinin yeniden yapılanması başta ABD ve İngiltere olmak üzere G-20’nin uzlaşısı ve mutabakatı üzerinden devam edecek. 

(Cemil Ertem - 18.10.09)   

 

 

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0