Ana Sayfa | Yazarlar | Emre Konuk | Emre Konuk: Yemekle kavga: Düşman kim 2

Emre Konuk: Yemekle kavga: Düşman kim 2

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Emre Konuk: Yemekle kavga: Düşman kim 2

Ama soru şu: Nasıl oluyor da 30-40 yıl önce insanlar “iradelerini” kullanabilirken şimdi bunu yapamıyorlar?

Geçen hafta bir soru sorduk: Son 50 yılda, Amerika’da, klinik açıdan “şişman” teşhisi alan yetişkinler yüzde 50, çocuklar yüzde 300 arttı. 50 yılda insanların kişilik özellikleri değişmedi. Genler de değişmedi. O zaman bu değişimi nasıl açıklayacağız?

Bir teori; insanların kendilerini denetleyememesi. Yani bu teoriye göre insanlar, yemek söz konusu olduğunda iradelerini kullanamıyorlar. Aşırı kilonun kendini kontrolle, denetleyememekle bir ilgisi tabii ki var. Ama soru şu: Nasıl oluyor da 30-40 yıl önce insanlar “iradelerini” kullanabilirken şimdi bunu yapamıyorlar?  
Pek çok araştırma, etrafımızı kuşatan pek çok uyarıcının yeme davranışımızı ciddi biçimde etkilediğini gösteriyor. Yale Üniversitesi psikologlarından Kelly Brownell enerjisi bol yiyeceklerle yoğun temas, ciddi ve sistemli bir pazarlama faaliyeti, ucuz ve kolayca temin edilebilir yiyeceklerin birinci derecede sorumlu olduğunu söylüyor. Yarattığımız bu dünyaya Brownell, “Toksik Çevre” diyor. Yani “radyasyonlu bölge” der gibi. Ayrıca buna tabii ki hareketsizliği de eklemek gerekiyor.  

Şimdi yapmamız gereken; Toksik Çevre’nin yeme davranışımızı nasıl biçimlendirdiğini irdelemek ve bu çevreyi nasıl etkisiz hale getirebileceğimizi paylaşmak. 
Daha 1995’de Amerikan Tıp Enstitüsü ileriyi öngören bir rapor yazdı. Bu raporda şişmanlık probleminin kökünde, yüksek kalorili yiyecekleri ve hareketsiz bir yaşamı destekleyen sosyal ve kültürel faktörlerin olduğu söyleniyordu. Bu faktörlerin başında; “fast-food” zincirlerinin büyük bir hızla artışı, restoranlarda sunulan yemeklerin giderek daha büyük porsiyonlara dönüşmesi, yüksek kalorili içeceklerin ve ayaküstü hızla atıştırılacak yiyeceklerin satıldığı büfelerin her yeri sarması, okullarla, bu yiyecekleri pazarlayan firmaların anlaşarak okul kantinlerine girmeleri ve tabii ki yiyeceklerle ilgili reklamlar geliyor.
Brownell ve daha pek çok araştırmacıya göre, sorunun bir ucu, kişilerin kendileriyle uğraşıp değişimi sağlamaları ise öbür ucu da yeni yasalar ve sosyal politikalar geliştirmektir. Örneğin; çocuklara yönelik reklamları denetlemek, okullarda yüksek kalorili yiyecek ve içeceklerin satışını engellemek, yiyecek reklamlarını sınırlamak bunlardan bir kaçı denebilir.

Cornell Üniversitesinden Brian Wansink ve çalışma arkadaşlarına göre kişisel alanımızda yer alan bazı uyarıcılar da fazla yememizi büyük ölçüde etkiliyor. Buna dayanarak, çevremizi değiştirmek ve böylece daha az yememizi sağlamak için çeşitli taktikler önerdiler. Örneğin; porsiyonları küçültmek, şekerli ve karbonhidratı bol yiyecekleri ortadan kaldırmak, garsonlardan masadaki ekmeği ve cipsi götürmesini istemek.

Araştırmalar bize, çevremiz ve uyarıcıların neyi ne kadar yediğimizi büyük ölçüde belirlediğini gösteriyor. Brian Wansink, çevremizdeki uyarıcılarla aşırı yeme arasındaki ilişkiyi gösteren araştırma sonuçlarını şöyle sıralıyor:

• Tabağımızdaki yemeğin miktarı arttıkça daha çok yiyoruz
• Masaya gelen tencere büyüdükçe daha çok yiyoruz
• Yiyecek görünür konumdaysa ve kolay ulaşılıyorsa daha çok yiyoruz
• Fast-food restoranlara yakın yerlerde oturan çocuklarda şişmanlığa yüzde 5 daha fazla rastlanıyor
• “Gelişmekte olan” bir ülkeden “gelişmiş bir ülkeye” göç edenlerde şişmanlık yüzdesi çok daha fazla oluyor.  

Haftaya devam.

(Emre KONUK - 04.10.09)

 

 

 

  

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0