Ana Sayfa | Yazarlar | Emre Konuk | Emre Konuk: Fiziksel mutluluk II – Uyku ve genler

Emre Konuk: Fiziksel mutluluk II – Uyku ve genler

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Emre Konuk: Fiziksel mutluluk II – Uyku ve genler

Geçen hafta, fiziksel alanda mutlu olabilmek için beslenmenin ve egzersizin öneminden söz ettik.  Beslenme alışkanlıklarımız ve yaptığımız egzersizin yalnızca uzun vadeli yatırımlar olarak değil, kısa vadede de bize olumlu katkıları olduğuna dair örnekler verdik. Doymuş yağ oranı yüksek tek bir öğünün bile, damarlarımızın, beynimize ve vücudumuzun geri kalanına yeterli miktarda kan taşıma yetisini azaltarak, düşünme becerimize ket vurduğunu ortaya koyan araştırma bunlardan biriydi.  Bunun yanısıra 20 dakikalık bir egzersiz, saatler sonra bile ruh halimize katkıda bulunarak ertesi gün kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlıyordu.

Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin yanında uyku da fiziksel mutluluğu büyük ölçüde etkileyen faktörler arasında.  Bir araştırma, iyi bir uyku almanın önemini ortaya koymayı amaçlayarak, uykusunu gece alabilmiş ve alamamış kişilerin bir sonraki günkü ruh halleri üzerindeki etkilerini incelemiş.  Uyumadan önce kendini sinirli hissederek iyi bir uyku alan kişiler, bir sonraki sabah ve öğlen ortalamanın üzerinde bir ruh haline sahip olduklarını belirtmişler. Diğer bir yandan, günün sonunda iyi bir ruh halinde olup yeterli ölçüde uykusunu alamayan kişilerin ruh hallerinin ortalama seviyelere düştüğü ve bir sonraki gün daha sinirli oldukları saptanmış. Buradan, iyi bir uykunun “yeniden başlat” düğmesi işlevi görerek, önceki günden kalan stresleri temizleyerek ve bir sonraki gün için taze bir başlangıç yapmamızı sağlayabildiğini görebiliriz. Aynı zamanda gün boyu yüksek enerji ve mutlu bir ruh haline sahip olma ihtimalimizi artırdığını da…

Uyku sadece dinlenmemizi sağlamaz. Aslında uyurken beynimiz oldukça aktiftir ve hatta bir şeyler öğrenmeye çalışıyorsak, uyku bunu hızlandırabilir. Bilim adamları uyurken, uyanık olduğumuz zamanlara kıyasla daha etkili bir şekilde bağlantı kurup öğrenebildiğimizi keşfediyorlar. Uyku, bir önceki gün öğrendiklerimizin beynimiz tarafından işlenmesine yardımcı oluyor. 

Aslında bu noktada önemli olan iyi ve deliksiz bir uykunun yanısıra, ne kadar uyuduğumuz. Araştırmaların çoğu 7 – 8 saat uykunun en üst seviyede fayda sağlayacağını ortaya koyuyor.  Böylece kısa süreli (5–6 saat) ve uzun süreli (9–10 saat) uyku sorunlara yol açabiliyor. Bir araştırma kısa süreli uykucuların ve uzun süreli uykucuların daha çok sağlık sorunu yaşadığını ortaya koymuş. Kısa süreli uyuyan kişiler, normal süreli uyuyan kişilere göre yüzde 35 daha çok kilo problemi yaşamaya eğilimiyken, uzun süre uyuyan kişilerin kilo problemi yaşama ihtimalleri yüzde 25 daha fazlaymış.

Uykusuz kalan kişilerin, daha çok hareket edip enerji harcadıkları düşünülürse, onlardan daha çok uyuyan ve dolayısıyla hareketsiz kalan kişilere göre daha çok kilo alma riskleri olduğu kafa karıştırabilir. Bunun sebebi uykusuz kalan kişilerde ortaya çıkan hormonal dengesizlikler. Hormonlardaki dengesizlik, kişilerin ertesi gün daha iştahlı olmasını sağlıyor. Bunun yanı sıra uykusunu alamayan kişiler, bir süre sonra ikinci tip diyabete yakalanma ve genel anlamda daha yüksek ölüm riskine sahipler. 

Uykusuzluk aynı zamanda bağışıklık sistemimizi de zayıflatmakta birebir. 2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yedi saatten daha az uyuyan kişilerin, sekiz saat uyuyan kişilere göre nezle olma ihtimali, üç kat daha fazlaymış. Böylelikle sadece 30 dakika veya bir saat bile daha fazla uyku, hem sağlığınıza iyi gelecek hem de nezle olmanın sıkıntısından sizi kurtaracaktır.

Uykunun yanısıra, geçen hafta değinmediğimiz ve çoğu insanın belki de aklına fiziksel sağlık veya aşırı kilo deyince gelebilecek önemli bir mesele daha var: Genler. Çoğu insan kilonun genetik olduğunu, kimi insanın doğuştan ‘şanslı’ olduğu için kolay kilo almadığını ve dolayısıyla kilo alıp vermenin aslında çok da kendi elinde olmayan bir şey olduğunu düşünür.  İnce bir anne ve babaya sahip, kilolu bir çocuk için “amcaya çekmiş” denir ve çocuktan tüm umut kesilir. Bunun yanı sıra bir doktora herhangi bir şikayet veya rutin kontrol için gidildiğinde kalp hastalıkları, kanser ve diğer durumlarla ilgili detaylı bir aile geçmişi sorgulanır.  Genelde bu sorular, genetik geçmişimizin gelecekteki sağlığımızla ilgili önemli ipuçları verebileceği düşüncesi üzerine sorulur.

Bazı genlerin daha sağlıklı olma ihtimalimizi artırarak ciddi sağlık problemlerin oluşumunu önlerken diğerlerinin bazı riskleri taşıdığı ve birçok hastalığa yol açtığı doğru olabilir. Bu sebeple sağlığımız ile ilgili sorunların kontrolümüz dışında olduğunu düşünebiliriz. Genlerimizi değiştiremesek bile, yeni araştırmalar genlerimizin eyleme geçişini kontrol edebileceğimizi ortaya çıkarıyor. Örneğin kronik bir hastalığa yatkınlığınız olmasını sağlayan bir geniniz varsa bile bu genin eyleme geçişini bastırabilecek veya artırabilecek şeyler yapabilirsiniz.

Yapılan bir araştırmada, prostat kanserine yatkınlığı sağlayan bir gene sahip olan erkeklerin, haftada sadece bir porsiyon brokoli yiyerek bu genin eyleme geçmesini bastırabildiklerini görmüşler. Böylelikle bir dereceye kadar genlerimizin hayatımızdaki etkilerini kontrol edebiliriz. Aynı şekilde bir sonraki nesle nelerin geçeceğini etkileyebiliriz.

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0