Ana Sayfa | Yazarlar | Hande Yaşargil Ateşağaoğlu | Hande Yaşargil: Daha Güçlü Bir PERYÖN

Hande Yaşargil: Daha Güçlü Bir PERYÖN

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Hande Yaşargil: Daha Güçlü Bir PERYÖN

On yıl boyunca yönetim kurulunda görev yaptığım PERYÖN’ün, benim için çok özel bir yeri var. Gönüllü yapılan bu iş öyle bir skalada hizmet ve adanmışlık talep ediyor ki siz, bazen kendi tolerans kapasitenize bile şaşıyorsunuz. Kimi zaman farklı platformlardaki toplantılarda PERYÖN’ü temsil edebilmek adına yaz tatilimden vazgeçtim; kimi zaman onun adına uluslararası konferanslara konuşmacı olarak katılarak büyük gurur yaşadım; kimi zamansa yabancı bir konuğa şoförlük edip günü kurtarmaya çalışırken buldum kendimi. Çok yorulmuş ve bazen yıpranmış olsam da dip toplamda PERYÖN, ‘verdiğimden daha fazlasını kazandığımı’ hissettiğim bir meslek örgütü oldu benim için.

Artık Türkiye’de STK’ların giderek daha fazla önem kazanacağı bilinci ve bu on yıldan gelen tecrübemle, tüm meslektaşlarıma şiddetle tavsiye ederim: “Bana ne katkısı olacak” diye sormak yerine bir an önce PERYÖN’e katılmalısınız.  Üstelik bunun için daha doğru bir zaman olamaz. Nedenine gelince…

Geçtiğimiz hafta PERYÖN, 21’inci Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirerek yeni yönetimini seçti. Daha doğrusu, bence kaderinde bir dönüm noktasını geçti. Dernekte uzun süredir pek çok rol alıp iki dönemdir de başarıyla yönetim kurulu başkanlığını üstlenen Yiğit Duman, görevi boyunca gösterdiği güçlü liderliği devam ettirerek yerini, yakın çalışma arkadaşı ve yardımcısı Selen Kocabaş’a bıraktı. Hem de ekipten de ayrılmayarak toplumumuzda çok az görünen bir yönetsel olgunluk sergiledi...  

Bu, dernekte üç dönemdir uygulamaya çalıştığımız bir ‘sürdürülebilir başarı’ planı ve derneğin kurumsal hafızası açısından son derece önemli bir tutum. Zira geçmişte, sırf bu ‘kurumsal hafıza’ devamlılığı sağlanamadığı için tekrarlanmak zorunda kalan işlere harcanan zaman ve emek, yalnızca üzüntü vericidir.

Başarılı liderlerin arkasından gelenlerin işi zordur. Bu kapsamda Selen Kocabaş, hiç de kolay olmayan bir göreve talip oldu ama bunun altından kalkabilecek donanıma sahip olduğunu, genel kurul toplantısında –bir kez daha- sergiledi. Kendisini ve ekibini tanıtırken son derece net bir vizyon ortaya koydu.

Geçmişin değerlerine sahip çıktı ama geleceği de şekillendirecek değişim cesaretine sahip olduğunu gösterdi. Öncelikleri net biçimde belirlenmiş, odağı tanımlı bir resim çizdi tüm salona. Eczacıbaşı, Sabancı, Borusan, Boyner Holdinglerin, Unilever, Merck Sereno, MSD, Egon Zhender ve Microsoft gibi global şirketlerin, Garanti ve Finasbank ile bankacılık sektörlerinin tepe İK yöneticilerinden oluşan çok renkli ve güçlü bir ekiple yönetime aday oldu. Seçimi de, rakibinden –yaklaşık- dört kat fazla oyla kazandı.

Ülkemizde pek çok önemli göreve kadınların -hiç de tesadüf olmayan bir şekilde- geldikleri bu dönemde, PERYÖN gibi ülkenin en güçlü meslek örgütlerinden birinin başına da bir kadının geçmesi, ayrı bir gurur kaynağı. Buna, önümüzdeki yıl PERYÖN’ün Avrupa kongresine ev sahipliği yapacağı gerçeğini de eklersek, Kocabaş’ın liderliğinin ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Bu yıl PERYÖN genel kurulu, ilk kez 300’ün üzerinde rekor bir katılımla gerçekleşti. Bunu sağlayan, mevcut yönetimin listesine alternatif olması yani rekabetin varlığıydı kuşkusuz. Çok da sevindiriciydi çünkü bu, dernek için çalışmaya hazır hisseden yönetici sayısında da ciddi artış anlamına geliyor.

Üstelik ikinci listede, Kartal Tolga ve Levent Şimşek gibi uzun yıllardır derneğe yakın olan isimlerin yanı sıra Vodafone’dan Rengin Onay, Bilim İlaç’tan Aykut Bora, TNT’den Zümrüt Erkan gibi şimdiye kadar dernek yönetiminde isimlerini görmediğimiz ancak iş dünyamızın önemli şirketinin başarılı yöneticileri olarak bildiğimiz, yeni isimler vardı. Günün sonunda bu rekabetin bize gösterdiği en önemli şey, bu kişilerin PERYÖN için çalışmaya gönüllü olduklarını beyan etmiş olmalarıdır. Ve Selen Kocabaş sloganıyla özetlenen “PERYÖN için bir olmaya adayız” hedefi gerçekleşirse, kimin hangi listede olduğunun bir önemi kalmayacak, herkesin bu derneğe katkıda bulunması için uygun ortam sağlanmış olacaktır.   

Bu toplantının beni düşündüren ve biraz da üzen tarafları oldu. Belki de kültürümüz gereği, bir derneğe sahip çıkmanın ‘takım tutma’ psikolojisini andırması örneğin… Bu sebeple bazen sırf eleştirmek adına ‘mikro hata bulma çabaları’ gereksizdi. Haftalarca her kanaldan yapılan “genel kurula katılın” çağrılarına yanıt vererek gelen kalabalığa ‘bindirilmiş kıta’ muamelesi yapılması da üzücüydü. Bunlar bana, “genel kurul toplantısı adabı”nda ciddi gelişim alanımız olduğunu gösterdi. Seçim sürecinin uzunluğu da, genç nesillerin ilgisini canlı tutmak adına cesaret kırıcı oldu.

Bir de beni çok şaşırtan bir kimlik tartışması vardı ki ayrı bir yazı konusu olarak saklıyorum ama aklımdaki birkaç soruyu tartışmaya açmak istiyorum: Bir meslek örgütünün yönetimindeki kişi, o rolü ifa ederken bulunduğu profesyonel rolden tamamen bağımsız davranabilir mi? Burası bir meslek örgütü olduğuna göre bağımsız olmasının ne gibi anlamı olabilir? Bir meslek, icra edenler tarafından mı yoksa bunu bir fonksiyon olarak bünyesinde barındıran şirketler tarafından da mı sahiplenilmelidir?

(Hande YAŞARGİL-28.03.2010)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0