Ana Sayfa | Yazarlar | Hande Yaşargil Ateşağaoğlu | Fantastik objeden toplumsal paniğe

Fantastik objeden toplumsal paniğe

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Fantastik objeden toplumsal paniğe

Krizde son durum: Finans sektörü özellikle de yatırım bankacılığı, dünyanın en kötü, hırslı, açgözlü insanlarının mesleği...

Krizde son durum: Finans sektörü özellikle de yatırım bankacılığı, dünyanın en kötü, hırslı, açgözlü insanlarının mesleği... Bu mesleği icra edenler, hapislerde çürümeli, çalıştıkları kurumlardan ihraç edilmeli, sürüm sürüm sürünmeliler ki biz, kendimizi “suçsuz, günahsız, kullanılmış, kandırılmış, zavallı kurbanlar” olarak hissedip başımıza gelenlerle ilgili hiçbir sorumluluğumuz olmadığına ikna olabilelim.
Şu ana kadar olan biteni dinlediğinizde, bu yorumu çıkarmak pek zor değil. İşin ilginç yanı, bu durum tesadüf de değil. INSEAD’daki psikanalist hocamın anlattığına göre bundan yedi yıl önce “.com boom” diye anılan İnternet krizi patladığında da durum aynıydı. Örneğin işe İnternet üzerinden kitap satarak başlayan Amazon.com’un borsa değeri açıklandığında JP Morgan, “fiyatı çok yüksek bulduklarını, şirketin gerçek değerinin ilan edilenin dörtte biri olması gerektiğini” söyledi.

Hemen ertesi gün, uzmanlığı İnternet üzerine olan bir gazeteci de, JP Morgan’ın görüşünün “yanlış” olduğunu buyurdu. Hatta daha da ileri gitti ve Amazon.com’un gerçek değerinin, açıklanandan bile fazla olması (iki katı kadar) gerektiğini iddia etti. Bu görüşün yayınlanmasını takiben şirketin hisse değeri arttı. Sonra olanlar malum. İki farklı görüşün arasında oynayan şirket değeri farkı, sekiz kat idi.

O gün de, bugün olduğu gibi aslında her türlü bilgi, ulaşılabilir durumdaydı ve her yerde İnternet şirketleriyle ilgili beklentinin ‘gerçek olmayabileceği’ne dair uyarılar vardı. Ama büyük bir grup, sanki topluca aşka düşmüş ve gözleri körleşmiş gibi inanılmaz derecede yatırımlar yapmakta ve birbirlerini teşvik etmekteydiler. Bu konuda çekimser davrananlara ise “büyük bir fırsatı kaçırmak üzere olduklarını, derhal girişimde bulunup hisse almazlarsa tamamen geç kalmış olacaklarını” söyleyip durdular.

Bundan etkilenen ve bu grubun (aslında mevcut fırsatın) dışında kalmak istemeyenler de, psikolojik baskıya boyun eğdiler, bu tip İnternet yatırımlarına dahil oldular. Arada bir aklıselim biri çıkıp “arkadaşlar ne yapıyorsunuz, sayılabilir değerleri sıfır, riski çok yüksek ve marka ederi henüz olgunlaşmamış bir şirket neden bu kadar etsin” diye sorduğunda da derhal saldırıyorlar, soruyu ortaya atanı, ‘yeni ekonomiden anlamayan’ biri olarak etiketliyorlardı. Bu konudaki inançlarının aksine bir ihtimal duymak ya da önlem almak istemiyorlardı. Çünkü yeni İnternet şirketlerinin hisseleri bir nevi “fantastik nesne” haline gelmişti. Yani ona sahip olmak, hayatınızı büyülü bir şekilde değiştirecek ve sizi hızla zengin edecekti. Psikanalitik literatür bu durumu, “kolektif ihtiras”, “kolektif aşk” olarak nitelendiriyor. Yani insanların, arzularını topluca gerçekleştireceklerine inandıkları bir nesne için baştan çıkmaları hali.

Yaşam, “istediğimiz her şeyi elde edemeyeceğimizi öğrendiğimiz bir tavizler dünyası” ise fantastik nesne, “her şeyi elde edebileceğimiz fantezisi”ni yaşatıyor baştan çıkartmak için. Daha doğrusu biz, bu fanteziye inanmak için bu nesneyle baştan çıkıyoruz.
Bunun bir fantezi olduğunu anlamamıza ramak kala da; tam olarak neden olduğunu bilemediğimiz bir hezeyan geçirerek birden topluca paniğe kapılıp sanki kendi rızasıyla baştan çıkan, kulağını gözünü farklı seslere tıkayan biz değilmişiz gibi, bir kişiyi/grubu seçip suçluyoruz. Seçtiğimizi de bir güzel lanetleyip, kendimizi kurban durumuna sokuyoruz. Arzumuz, bir ‘kahraman’ın gelip onlara ‘hak ettikleri ceza’yı vermesi, bizi de ‘kurtarması’. Böylece kendi hatalarımızla ve utancımızla yüzleşmemiz gerekmiyor.

Uslanmaz iyimserleri ve başlarına gelen her kötü olayın altında mutlaka onlar için iyi ve hayırlı bir sebep yattığına inananları üzmek istemem ama psikanalizin önemli isimlerinden Bion, “psikolojik olgunluğun, kendimizle ve hayatla ilgili olumlu ve olumsuz duyguları bir arada barındırabilme kapasitesi” olduğunu söylüyor. Zaman zaman depresif olmanın, yaptıklarımızdan ve hissettiklerimizden utanmanın ve bunun bilincinde olmanın, suçu ve kötüyü sadece dışarıda görmemenin, olgunlaşmamızda, öğrenme yolculuğumuzda etkisi büyük.
Olumsuz geri bildirim alamayan, eleştiriye gelemeyen, kötü haberlere kulağını tıkayan (çok mu tanıdık geliyor?) kişiler aslında depresif pozisyona girmeme savaşı verenler. Fakat bu insanların elinde gerçeklerden ziyade, ‘olumlu olanla bağlantılı olma hali’ kalıyor yalnızca. Ve maalesef bu, bir illüzyon. Ve savunma mekanizmaları, genelde ‘ömür boyu koruma gücü’ne sahip değil. Hele bu mekanizmaya başvuranlar lider konumundaki kişilerse sadece kendilerini değil, izleyenlerini de kandırmış oluyorlar.

Gelelim Türkiye’de “krizi sıyrıklarla atlatırız”, “durumumuz sağlam”, “korkacak bir şey yok, tüm önlemlerimizi aldık” diyenlere. Bunların önce kendi içlerini rahatlatma hali, ardından da “doğalgazda dışarıya bağlıyız”, “zamların sorumlusu biz değiliz” diyerek aldıkları ‘zeytinyağı pozisyonu’ beni, “bizim liderlerimizin psikolojik olgunluğu” konusunda karamsarlığa itiyor açıkçası.

(Hande Yaşargil ATEŞAĞAOĞLU - 16.11.2008)

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0