Fantezi ve gerçek
Geçen hafta Barack Obama’nın yemin konuşmasından yola çıkarak, izleyenler olarak liderlere atfettiğimiz büyük gücün risklerinden...
Geçen hafta Barack Obama’nın yemin konuşmasından yola çıkarak, izleyenler olarak liderlere atfettiğimiz büyük gücün risklerinden bahsetmiştim. Bu kez Obama’dan bağımsız olarak aynı konuya açıklık getirmek istiyorum.
Her ne kadar liderlikle ilgili araştırmalar, tanımlar, yetkinlikler, değerlendirme araçları son 30 yılın ürünü olsa da liderlik, insanlık var olduğundan beri tecrübe ettiğimiz bir konu. Liderlikle ilgili çalışmalar ise Plato Okulu’ndan beri mevcut. Tarih ve siyaset sayfaları liderlik hikayeleri ve efsaneleriyle dolu. Filmler, kitaplar, dergiler liderlerin başarı ve başarısızlıklarını anlatıyor, milyonlarca insan merakla bu hikayeleri okuyor, dinliyor ve seyrediyor. İş okulları öğrencilere liderlerin biyografilerini okumalarını salık verdiklerinden bugünlerde daha da popülerler. Ancak okuyucu kitlesinin yaygınlığının da etkisiyle, bu hikayelerin arkasındaki kavramsal derinlik sınırlı. Çünkü liderlik başı-sonu belli, bitmiş bir konu değil. Keşfedilmiş kıta, formülü bulunmuş bir cebir problemi ise hiç değil. Her gün yeni bir çalışmayla giderek büyüyen ve derinleşen bir konu. Onun için de hem çok heyecanlı hem de herkesin merak ettiği bir konu.
Araştırmalar liderlere en çok krizlerde ve hızlı değişim dönemlerinde ihtiyaç duyulduğunu söylüyor bize. Bugünün dünyasına bakın; Global bir ekonomik kriz içinde yaşıyoruz. En zenginler iflas, CEO’lar intihar ediyor. Amerika sorunun tam kalbinde. Avrupa bu kadar derin bir krizi uzun zamandır yaşamamıştı, önlem adına ne varsa yapmaya çalışıyor ama şaşkın. Diğer yandan Ortadoğu politik dengeler, terör, savaş ve paranın yarattığı krizlerle dolu. Teknoloji ve politik koşullar sayesinde her gün hayatımız bir öncekinden farklı oluyor. Hayatımızdaki güven ve tehlike odakları sürekli yer değiştiriyor. Uzun lafın kısası liderlere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Politikada, kamu kuruluşlarında, sivil toplum örgütlerinde, silahlı kuvvetlerde, öğretim kurumlarında, şirketlerde, gençler arasında daha çok ‘iyi’ lidere ihtiyacımız var. İyi lider olmanın nasıl bir şey olduğuna sık sık değiniyoruz; vizyonu olan, nereye gittiğini bilen, oraya gidecek umudu ve enerjisi olan, iyimser, kişisel bütünlüğü olan, dürüst, çevresine güven veren ve kendini geliştirecek merak duygusuna sahip, sürekli öğrenen liderlere.
Hala “lider doğulur mu lider olunur mu” sorusuna yanıt bulamadığımız bir ortamda temel konu kimin böyle bir lider olup kimin olmayacağını ne belirliyor? Bence güçleri ve gerçekleri. Ne demek istiyorum anlatayım;
Her insanın rüyasıdır, daha doğrusu fantezisi yani onu mutlu edecek ve arzularını doyuracak bir gelecek resmi. Pek çok rüyanın gerçekleşme ihtimali olmadığı için onlara fantezi deniyor zaten. Kişiyi lider yapan ise kendi fantezisini gerçeğe çevirebileceğine inanması ve çevresindekileri de buna inandırması. Bu liderin gücüdür (Bkz. Barack Obama). Lider, çevresini o kadar inandırır ki herkes bu fanteziyi gerçeğe çevirme yolunda ona katılır. Daha çok çalışmaya, fedakarlık yapmaya, zorluklara katlanmaya hazırdırlar. Tam da bu noktada fantezi, artık sadece liderin olmaktan çıkıp izleyenlerine de ait olmaya başlar. Bu yanılsamaların da başladığı andır. Lider ve izleyenler arasında illüzyonlar oluşmaya başlar. İnsanlar liderlerini idealize ederler yani onlara sahip olmadıkları kadar çok güç atfederler çünkü lider ne kadar güçlüyse, fantezinin gerçekleşme ihtimali de o kadar güçlüdür… Liderler için bu hayranlığa kanmamak, bundan etkilenmemek çok zordur. İzleyenler, liderlerle özdeşleşirler, onlar liderin bir parçasıdırlar ve lider ne kadar güçlüyse onlar da o kadar güçlüdür. Karşılıklı birbirini besleyen bu mekanizmaya liderin direnmesi giderek zorlaşır çünkü pek çok yeni uzvu olması ona hayat katar. Bu oyunun bozulmasını istemeyen, fantezinin gerçekler tarafından engellenmesini istemeyen izleyenler, liderin bu rüyadan uyanmaması için bir süre sonra onu gerçeklerden; kötü haberlerden, yetersizliklerden, risklerden, hatalardan, başarısızlıklardan korumaya başlarlar böylece tüm organizasyon bir cam fanusta yaşamaya başlar. Bu da organizasyonun kötü sona gidişinin başlangıcıdır.
Bu kötü sonu engelleyecek tek şey liderin gerçeklikle olan bağlantısıdır. Liderler hem kendi hem de diğerlerinin hayallerini gerçekleştirmek için hareket ederken, arada durup ne yaptıklarına bakarlarsa, liderlik pozisyonlarının onlara verdiği gücün gelip geçici fani bir şey olduğunu anlarlar. Bunu kimliklerinin bir parçası saymayacak kadar kendilerine ait farkındalıklarını geliştirirlerse ve gücün onların içerindeki (ki herkesin içinde var) büyüklenmeci (narsisistik) kişiliği baştan çıkarmalarına izin vermezlerse arkalarında iz, saygı ve duygu bırakabilirler.
İçinde yaşadığımız tüm bu krizlere, yetişemediğimiz bir hızla akan hayata rağmen kolay olmasa da mümkün; bazen bir ayna, bazen dürüst bir eş, arkadaş, bazen iyi bir eğitim programı ya da 360 derece testler bazen bir yönetici koçu, danışman, bazen de sadece uzun uzun denize bakıp düşünmek. Ama kişiye özel bir yöntem mutlaka bir var. Önemli olan ihtiyacın farkında olmak…
(Hande YAŞARGİL – 01.02.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin