Hande Yaşargil: Ara
Ortaokulda kompozisyon yarışmasında birinci olup kendimi yetenekli sandığımdan, lisede Edebiyat Kolu Başkanlığı yapıp havaya girdiğimden beri yazı yazmak benim için özeldir.
Ortaokulda kompozisyon yarışmasında birinci olup kendimi yetenekli sandığımdan, lisede Edebiyat Kolu Başkanlığı yapıp havaya girdiğimden beri yazı yazmak benim için özeldir. Canım sıkılınca yazar, arıza çıkarmaya gerek kalmadan rahatlarım. Kafam karışıksa yazarım ve sonuç bir şeye benzemese de en azından ortaya bir karar çıkar, netleşirim. Duygum kabarırsa yazarım; sinirliyken, âşıkken, depresifken sakinleşirim. Birine bir şey anlatmakta zorluk çekersem yazarım, anlar. Rapor yazmak, teklif yazmak, broşür metni yazmak, konferans için konuşma metni yazmak sevdiğim işler listesinde her zaman en üstlerdedir. Dolayısıyla insanların severek okuduğu bir gazetede köşe yazmak, bildiklerimi, düşündüklerimi paylaşmak gerçekleşmesini her zaman çok istediğim bir projeydi. Neredeyse iki yıldır, sektörün son derece ihtiyaç duyduğu bir zamanda gelen, çok kısa sürede benimsenen ve çok iyi yönetilen İş’te İnsan’da bu projeyi gerçekleştirme fırsatı bulmuş olmak benim için çok değerliydi.
Eksenini ‘liderlik, koçluk ve iş psikolojisi’ olarak belirlediğimiz bu köşede iki yıla yakın bir zamandır bazen dünyanın ve ülkenin politik liderleriyle bazen iş dünyamızın bazen spor, sanat dünyamızın bazen mahallemizin bazen de gönüllerimizin liderleriyle ilgili yazdım. Onların kişilik profillerinden, psikolojik ihtiyaçlarından ya da komplekslerinden, güçlü ve zayıf yönlerinden, başarı ve başarısızlıklarından, hayatlarından, ölümlerinden bahsettik.
İşyerlerinde insanların hissettiklerine, yaptıklarına, başarı ve hatalarına baktık. Koçluk mesleğinin gelişimini takip ettik. Literatürde bu konudaki en güçlü fikir önderlerinin görüşlerini, çalışmalarını paylaştık. Gittiğim konferansları, okulları, dinlediğim konuşmacıları anlattım. Sizlerden çoğu kez olumlu olmakla birlikte, zaman zaman da eleştirel mesajlar aldım, yazıştık daha uzun tartıştık, anlaştık.
Açıkça söylemem gerekir ki bu tecrübe keyifli ve gurur verici olduğu kadar öğreticiydi de... Zira köşe yazmanın sadece yazmak olmadığını da; bilgi ve görüşünün olmasının ya da yazıya yetenekli ve meraklı olmanın da bu iş için asla yetmeyeceğini, bunun bir uzmanlık olup ilk basamağından başlayarak uzun sürede öğrenilmesi gereken son derece zor bir sanat olduğunu kavramış bulunuyorum. Değil bir üslubun oluşması, Türkçeyi bu formata uygun ve düzgün kullanmanın bile epey zaman aldığını, destek gerektirdiğini söyleyebilirim. Bu kadarla da kalmıyor üstelik. Her hafta yazacağınız konuyu seçmek, saatlerce (bazen günlerce) kafanızda döndürmek, ilgili diğer yazıları taramak, anlatmak istediğinizin özünü toparlayabilmek ve bunu okunmak istenecek şekilde anlatmak hiç de “içimden geldi, yazdım” şeklinde akmıyor. Bu işe, bir proje gibi çalışmak gerekiyor. Üstelik bitince de “içimden geldi, yazdım” şeklinde bir rahatlama, netlik, sakinlik hissedilmiyor aksine bir performans kaygısı durumu ki sormayın! Pazar gününe kadar içiniz içinizi yiyor, “acaba iyi oldu mu” diye...
Belki de tüm bu zorluklar ve şiddetli öğrenme süreciydi bu tecrübeyi değerli kılan. Bunda da en büyük pay -doğal olarak- her hafta yazılarımı okuyup, gerektiğinde düzelten, her hafta geri bildirim taleplerime, sorularıma ve teyit edilme ihtiyacıma katlanan ve bunu büyük bir anlayışla yaparak bana süreç boyunca destek olan sevgili yayın yönetmenim ve arkadaşım Burçak Güven’e ait. Kendisine teşekkür borçluyum kuşkusuz.
Bu dramatik gidişattan havlu attığımı ve bırakıyor olduğumu sanmayın sakın. Daha yeni başladığımı hissediyorum. Çok ısındım, her yazıda daha da çok öğreniyor, gelişiyor, paylaşıyorum ve daha uzun süre buna devam etmeye niyetliyim. Ama bir ara veriyorum.
Kriz malumunuz… Her şirket bu krizden güçlenerek çıkmak için daha çok çalışmak zorunda, biz de bundan payımızı alıp uluslararası anlamda büyümeye ciddi enerji harcıyoruz. Diğer yandan bir yıldır size INSEAD maceralarımı anlatıyorum… Nihayet mezun oldum, gururluyum, mutluyum ama yine de perişanım. Zira uluslararası yayınlanabilir nitelikte bir tez, makale yazmakla yükümlüyüm. Üzerine bir de İngiltere’de yazılmakta olan bir koçluk kitabına dahil olmuş bulunduk. Sonuç olarak yazı meselesi hayatımı kaplamış durumda. Bununla da bitmiyor; üretebileceğiniz en değerli şey kariyeriniz ve kitap ve makaleleriniz değil elbet, yeni bir hayat… Üstelik ona hazırlanmak, uygun fiziksel ve duygusal ortamı sağlamak da çok daha fazla zaman ve güç gerektiriyor.
Sonuç olarak ne yepyeni bir hayata ve role hazırlanmak, ne tez ne kitap ne de köşe, “az çaba ve düşük konsantrasyon”la bir şeye benzemiyor. Bu yüzden ve krizlerden güçlenerek çıkıp geri gelebilmek için, Fransızların dediği gibi “Daha yükseğe sıçrayabilmek için bir adım geri çekiliyorum.” Hepinize ilginizden ötürü teşekkür ederim.
(Hande YAŞARGİL – 21.06.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin