Ana Sayfa | Yazarlar | Hande Yaşargil Ateşağaoğlu | Hande Yaşargil Ateşağaoğlu: İyi işle ‘star’, kötüyle ‘hiç’ olmak!

Hande Yaşargil Ateşağaoğlu: İyi işle ‘star’, kötüyle ‘hiç’ olmak!

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Hande Yaşargil Ateşağaoğlu: İyi işle ‘star’, kötüyle ‘hiç’ olmak!

Liderlere ve hikayelerine rastlamak için yalnız iş dünyasına ve siyasete bakmak fazlasıyla sınırlayıcı.

Liderlere ve hikayelerine rastlamak için yalnız iş dünyasına ve siyasete bakmak fazlasıyla sınırlayıcı. Gerek liderlik ihtiyacı gerekse lider özellikleri taşıyan insanlar, hayatın her alanında var zira. Gelin bugün, “Güneşi Gördüm” filmiyle adından çok söz ettiren Mahsun Kırmızıgül’e, liderlik potansiyeli açısından bakalım...

22 çocuklu bir ailenin ferdi, Bingöl gibi gelişimde öncelikli ve bol çatışmalı bir şehirde büyümüş. Üniversiteye, konservatuara girmiş, amatör bir süreçten sonra müzikle meşhur olmuş. Arabesk ve Türk Halk Müziği alanında pek çok ödül almış, albümleri çok satmış. Yetinmemiş, daha çok sözü geçsin istemiş, girişimciliğe soyunarak plak şirketine ortak olmuş, kendi albümlerinin yanında pek çok başka sanatçınınkine imza atmış, onlara beste vermiş. Şirketin katlanarak büyümesini sağlamış. Kliplerini çekmiş – ama beğenilmiş ama  beğenilmemiş! Anlatmak istediği daha fazla şey olduğu için sinema filme heves etmiş ve hem yazmış hem yönetmiş. İlk filmi Beyaz Melek’te Yıldız Kenter, Gazanfer Özcan, Nejat Uygur, Ali Sürmeli, Erol Günaydın gibi pek çok usta oyuncuyu inandırmış, bir araya getirmiş, takdir toplamış.

İkinci filmi “Güneşi Gördüm”de ise Türkiye’nin en konuşulamayan ama iç yakan sorununa damardan giriş yaparak (duyguları kanırtarak da olsa) ne demek istemişse söylemiş. Pek çok ödüllü yönetmenimizin aksine hikayesini, seyredenlere anlatabilmiş. Üstelik bunu şahane bir oyuncu kadrosuyla yapmış. Filmi izlerken ara sıra içinizden “bu kadar kötü şey tek bir ailenin başına da gelir mi” diye geçirseniz de Türkiye gerçeklerini düşününce, biliyorsunuz ki gelir!

İşi ve eğitimi, yönetmek üzerine olan bunca insan varken bu kadar doğru bir zamanda bu işi yapmak, bu insanlık hikayesini anlatmak Mahsun Kırmızıgül’e kalmışsa öncelikle helal olsun! Sonra da diğer yönetmenler derdine yansın! Filmin iyi olup olmadığını, üç filme yetecek kadar malzemeyi tek filme sığdırarak seyirciyi nefes aldırmadan ağlatmanın sinema tekniği olarak başarılı olup olmadığını, Yılmaz Güney’in tahtına aday olup olamayacağını, sinema dünyası belirleyecek. Benim uzmanlığım değil.

Biz, Kırmızıgül’e liderlik perspektifinden bakıp sergilediği özellikleri inceleyelim:

• Kırmızıgül “kötü” denemez ama acemi ve alaylı bir yönetmen. Pek çok hata yapmış olabilir ama risk alacak cesareti, eleştirilerin karşında da duracak gücü var.

• Vizyon sahibi: Anlatmak istediği bir hikayesi, insanların bunun içinde yer almak istemesini sağlayacak sürükleyiciliği ve hatta ikna ediciliği, tutkusu var.

• Büyük bir öğrenme arzusu var. Bilmediğini, yeni alanlara girip keşfediyor, çalışıyor, öğreniyor ve elinden gelenin en iyisini yapmak için kendisini zorluyor.

• İnsanların güvenini kazanıyor. Arabesk müzik şarkıcısıyken yılların oyuncularına bir başarı öyküsü vaat ediyor, inandırıyor ve sonunda da gerçekleştiriyor.

• Kişisel bütünlük sergiliyor; geçmişini, kim olduğunu yadsımıyor.

• Dirençli, pes etmiyor, eleştirilerden, “yapamazsın, sen türkücüsün”  önyargılarından etkilenmiyor, kendine güvenini kaybetmiyor, vazgeçmiyor.

• Ve insanlara kendisini sevdiriyor, tüm kadro onunla çalışmakla ilgili güzel şeyler söylüyor.

• Ne kaynak gerekiyorsa buluyor, yaratıyor. Filmin bütçesi altı milyon dolar, beş ülke ve iki şehirde çekilmiş, yurtdışından teknik destek almış, müzikleri Prag Senfoni Orkestrası çalmış, vizyona girmeden şehri boy boy posterlerle donatmayı becerdi.

Bunların hepsi, literatürde bulabileceğiniz liderlik özellikleri. Aslında istese diğer meslektaşları gibi türkülerden kazandığı büyük paraları sadece tüketerek yaşayabilirdi, televizyonda sabah programı yapsa milyonlarca kadın cama yapışırdı, kendi küçük mafya çetesini kurabilir, sevgililerini tehdit ederek ününe ün katabilir, gününü gün edebilirdi. Ama kapasitesini ve potansiyelini zorlayarak hayalinin peşinden gitmek için büyük riskler alıp yeni şeyler öğrenmeyi ve denemeyi tercih etti. Şahane bir yönetmenlik sergilemiş midir bilemem ama çok başarılı bir liderlik örneği ortaya koymuştur. Taşlamak yerine takdir etmek, desteklemek gerek ki yenileri de onu takip edebilsin.

Geldik işin zor kısmına... Başarıyı tatmış her lideri tehdit eden hazım sendromu, Kırmızıgül için de en tehlikeli tuzak. “Başarılı bir iş yaptım gurur duyuyorum” ile “süper bir insanım, ne yapsam başarılı olur” arasında büyük bir fark var ve buradaki tercih, kişinin geleceğinin nerede olduğu konusunda belirleyici. Programa telefonla bağlanıp “iyi ki doğdun Beyaz” melodisini mırıldayan ses için atlayıp “ben müzisyen olduğum için bildim; bu Gülben Ergen” deyince, telefondaki ses de Sezen Aksu kahkahası atınca Kırmızıgül’ün karizması çizildi.

Müzisyenlik referansını karıştırmayıp “Gülben Ergen olabilir mi acaba” diyebilseydi mütevazı bir şekilde, bu duruma düşmezdi. Bu, tek bir örnek olarak değil, bir duruş tanımladığı için önemli. İyi bir işle ‘star’, kötü bir işle de ‘hiç’ olabilir insan ama onu lider yapan, başarıyı ve başarısızlığı taşıyış biçimidir. Dileğim, liderliğini devam ettirebilmesi yolundadır elbet.

(Hande YAŞARGİL – 22.03.09)

 

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0