Hande Yaşargil Ateşağaoğlu: Küllerinden doğan Zümrüt-ü Anka Kuşu
Kriz de, etkisi de kürsel; hem dünyadaki tüm ülkeler ve şirketler maruz kalıyor hem de hepsi benzer şekillerde etkileniyor.
Kriz de, etkisi de kürsel; hem dünyadaki tüm ülkeler ve şirketler maruz kalıyor hem de hepsi benzer şekillerde etkileniyor. Küçülmek zorunda kalıyor, üretimi düşürüyor, tüketimi azaltıyor, tasarruf tedbirleri alıyor, defalarca revize bütçe yapıyor, yeni yatırımları durduruyor, ana iş alanı dışındakilerden çıkıyor, giderleri kısıyor, bazı işleri dış kaynaklara devrediyor, yetmezse de eleman çıkarıyorlar.
Oysa uzun vadede elbette her şirket kriz döneminde ortamı iyi okumak, en doğru adımları atmak, rakiplerinden farklı davranmak ve dolayısıyla da krizden avantajlı bir şekilde çıkıp piyasalar açıldığında güçlü noktada olmak istiyor. Yani herkes krizden güçlenerek çıkmak istiyor. Tıpkı küllerinden doğan bir Zümrüt-ü Anka Kuşu gibi. Hikayeyi bilirsiniz...
Rivayet olunur ki kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar, Simurg'a inanır ve ihtiyaç duyduklarında onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında işler ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki zaman geçip Simurg ortada görünmedikçe kuşlar, kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü, Simurg'un kanadından düşmüş bir tüy bulmuş. Simurg'un varlığından emin olan dünyadaki tüm kuşlar toplanmış ve hep birlikte huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerindeki Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi asmak gerekiyormuş. Buna rağmen kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Uçtukça yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış hep. Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl ise bataklığını... Dipsiz vadilerinden üzerinden uçtukça sayıları azalmış. Nihayet beş vadiden geçtikten sonraki ‘Altıncı Vadi’nin adı "şaşkınlık"; sonuncusu yani yedinci ise "yok oluş"muş. Buralardan geçerken artık umutlar iyice tükenmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında ise geriye sadece otuz kuş kalmış.
Ancak hedefledikleri yere varıp da yuvayı bulunca öğrenmişler ki Simurg Anka, meğer “Otuz Kuş" demekmiş. Onların hepsi de birer Simurg'muş! Simurg Anka’ya ulaşmak için ‘şaşkınlık’ ve ‘yok oluşu’ yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürmedikçe; kendi küllerimizden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça kendi bataklıklarımızda, çöplüklerimizde, tüneklerimizde, kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayız.
Metafor, bir konuyu kendisine benzeyen bir diğer konu üzerinden anlatma sanatıdır. Metafor bazen bir imge, bir objedir bazense bir hikaye. Metafor kullanımının en iyi yanı, birebir benzeyenleri ve benzemeyenleri açıklamak zorunda kalmamak yani kıssadan hisse paragrafı yazmamaktır. Metaforla öğrenme, bilişsel bir öğrenmeden ziyade duyguyla, derin anlayış geliştirmeyle, iç görüyle öğrenmedir. İki olay arasındaki duygu benzerliği görevini, insanı düşündürmeden kendi kendine yerine getirir.
Siz hangi kuşsunuz?
(Hande YAŞARGİL – 01.03.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Ancak son cümlede bir anlam kayması var gibi geldi...
Yorumunuzu Ekleyin