Hande Yaşargil Ateşağaoğlu: Liderlik zafiyeti
Tüm şehirler 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler nedeniyle bayrak ve resim kirliliği içinde...
Tüm şehirler 29 Mart’ta yapılacak yerel seçimler nedeniyle bayrak ve resim kirliliği içinde. Yürüdüğümüz ve araba kullandığımız her yolda tepeden sarkan ve kenarlara yapıştırılmış yüzlerce poster var. Bunların kimi muhtar, kimi meclis üyesi, kimi belediye başkan adaylarına ait. Aralarında tek tük kadınlar olsa da çoğu birbirine benzeyen orta yaşlı adamlar, sloganları ise nerdeyse aynı: “Sen …..’sin büyük düşün”, “Beş yıl daha kaybetme”, “…’dan vazgeçme”, “fark var” gibi son derece basma kalıp, üzerinde düşülmemiş laflar.En yaratıcı kampanyaların yaratıcılıkları ise adayların soyadı veya isimleri ile kurdukları kafiye ile sınırlı. Mesela soyadı Haberdar olan adayın sloganı “sorunlarınızdan haberdarım”, soyadı Demircan olanın sloganı ise “yola devam.” Üstelik vatandaş olarak bize bu adayların hangi partiden olduklarının ve kafalarında ne kadar saç olduğunun dışında kim olduklarını anlatan da hiçbir kanal yok.
Örneğin ben oturduğum semtin belediye başkanına kızgınım. Çünkü hemen bitişik binamızdaki ilköğretim okulunda iyileştirme çalışmaları yapmak üzere harekete geçtiklerinde, yaz tatili geçmiş ve okulun açılmasına bir ay kalmıştı. İlk işi kapıya kendisine teşekkür eden koca bir afiş dikip, kocaman resmini koymak oldu. İnşaat bile bundan sonra başladı. Çocuklar ilk dönemi, inşaatta hafriyat tozu yutarak geçirdiler. Somestre tatilinde ancak çalışmalar bitti, poster bile eskidiğinden şaşalı açılışa yeni poster hazırlandı. Kendisi tabii ki tekrar aday, hadi onu tanıdık ve oy vermek istemiyoruz. Peki diğer partilerin adayları kimler? Ne isimleri aklımda ne de bana ulaşan bir bilgi var, sadece sokakta asılı birbirine benzeyen resimleri. Bu kadar bilgiyle oy vermemizi istiyorlar. Ya da sadece parti liderlerinin meydanlardaki performansına göre seçelim istiyorlar. Ama ne yazık ki o performanslar her şeyden kötü.
Geçen hafta liderlik için, “Gelişmekte olan, dolayısıyla hala çok heyecanlı bir konu” diyordum ama gördüğünüz gibi bugünlerde ülkemizdeki yansıması çok sıkıcı. Siyasi arenadaki liderlik yarışı ve performansı her geçen gün seviye kaybediyor. İktidar partisi liderleri her kalabalık ortamda yanlarına yanaşan vatandaşı azarlıyorlar, platformlarda gözümüzün içine baka baka krizi küçümseyip, ülkenin durumunu iyi göstermeye çalışıyorlar. Muhalefet partisi liderleri topluluk önünde konuşma performanslarında -ki siyasetçiler için ilk sırada ihtiyaç duyulan yetkinliklerdendir- hem içerik hem şekil itibarıyla çok zayıf kalıyorlar ve gerçek bir rekabet yaratabilmekten çok uzaklar. Çok ama çok daha acı olan, sistem öylesine kötü kilitlenmiş ki ne bunu gören gençler “çekilin biz alternatif yaratalım” diye ayağa kalkma cesareti gösterebiliyorlar ne de kalksalar da oraya gidebilecek kanalları var. Anlayacağınız ‘tavuk mu yumurta mı’ çelişkisi yaşanıyor. Hepsinde ‘öğrenilmiş çaresizlik sendromu’ var, “ayağa kalksak da bize izin vermezler, bir şey yaptırmazlar” duygusuyla vazgeçmişlik hakim. Dolayısıyla da etrafta yaygın olan duygu; hem hiç kimseyi beğenmeme, herkesi eleştirme hem de bunun için hiçbir şey yapmayıp razı olma hali. Bu da en çok iktidardaki siyasetçinin işine yarıyor. Bir yandan gerçekleri inkar edip kendi kaymış gerçeklerini dayatıyor, bir yandan da mevcut bastırılmışlık duygusunu besliyor. Yani alternatif ses çıkaranı sertçe azarlıyor, korkutuyor. Eğer bu eleştiri AB ve ABD gibi azarlayamayacağı yerlerden geliyorsa da “arka sıradaki görevliler hazırlamış büyütmeye gerek yok” diyerek küçümsemeye, değersizleştirmeye çalışıyor.
Bir diğer kamudaki liderlik zafiyet örneği ise TÜBİTAK. Ülkenin bilimsel alandaki tek övgü kaynağı kurum, kendi dergisini sansürlüyor. On yıllar önce ilkokul müfredatına girecek kadar resmileşmiş bir kuramı, bir bilim adamını kapak yapamıyorlar. Unesco’nun Darwin yılı ilan ettiği 2009’da oluyor bu. Benim için bu konu üniversitede Türk - İslam felsefesi dersinde öğrenciler arasındaki bitmeyen evrim – yaradılış teorisi tartışması anısıydı sadece. Belli ki TÜBİTAK’a kadar varmış hatta aşmış, ilgili Bakan “bilime zarar vermiş olsa da…” diye bahsedebiliyor Darwin’den. Okul müfredatından kaldırılması da uzak değil demek ki.
Arayınca örnek sonsuz, bunlar son günlerde gözümüze batanlar. Özel sektör şirketleri, dünyada ve sevindiricidir ki Türkiye’de de, liderlik gelişimine yatırım yapmaktan krize rağmen vazgeçmiyorlar. Biliyorlar ki bu yatırımı yapmazlarsa kriz sonrasındaki hayatları çok daha zor olacak. Biliyorlar ki gelecek için tek rekabet avantajları ellerindeki yetenek ve onun liderlik potansiyeli, geliştirmeyi ihmal etmiyorlar. Ne yazık ki ne siyasi arena ne kamu kurumları bunun farkında değiller, oysa onların liderlik zafiyetleri sadece kendilerini değil hepimizi ve hatta bizden sonraki nesilleri bile güçsüzleştiriyor.
(Hande YAŞARGİL – 15.03.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin