Hande Yaşargil: Utanç
Ölüm insana mahsus, herkes bir gün ölüyor. Toplu ölümler ise dünyanın hemen her yerinde var...
Ölüm insana mahsus, herkes bir gün ölüyor. Toplu ölümler ise dünyanın hemen her yerinde var. Depremde, selde, hortumda, bulaşıcı hastalıklarda pek çok sayıda insan ölüyor, doğaya karşı, kadere karşı çaresiz hissederek üzülüyoruz. Savaşta, terör olaylarında pek çok insan ölüyor; insan hayatından daha önemli çıkarlar söz konusu olduğu için, para ve güç dengeleri uğruna insanlar her şeyi yapabildikleri için öfkeyle, hınçla dolarak, üzülüyoruz. Ama Mardin’in ‘Sözde Bilge Köyü’nde 44 kişi ölüyor. Utanarak, yerin dibine girerek üzülüyoruz. Çünkü depremi, seli, savaşı durduramasak da kan davasını, töre baskısını, namus cinayetini, “kız meselesini” durdurabiliriz. Durduramadığımız için utanıyoruz.
Aslında Mardin’de olanların son yıllarda okuduklarımızdan, duyduklarımızdan tek farkı, cinayetin toplu işlenmiş olması. Evli bir adamla telefonda konuştuğu için annesi tarafından boğulan, birini sevdiği için aile meclisi tarafından ölüm kararı çıkan ama ağabeyi hapis yatmasın diye intihara mecbur bırakılan kızların hikâyesinden hiçbir farkı yok Sevgi’nin hikâyesinin. Ailesinden bir erkeğin tecavüzüne karşılık, o aileye verilmesi istenen Sevgi’nin, bir diğer aileye verilmesi yüzünden taşıyor son damla. Sevgi neye karşılık, kime verileceği üzerinden pazarlık yapılıp tehditler uçan bir nesne sadece. 2000’li yıllarda ülkemizde kadına hala böyle bakılıyor. Utancımız biraz da bundan.
Ruh sağlığını kaybettiği için kendini ya da başkasını öldüren insan sayısı az değil dünyada. Hiçbiri anlaşılır, affedilir değil. Ama ‘Sözde Bilge Köyü’nde ‘Sözde Şıh’ın talimatıyla 44 kişi ölüyor; kadın, çocuk demeden. Öldürenlere bakıyorsunuz pişman değiller aksine üzgünler, hepsini öldüremedikleri için. Akıllarını, muhakeme zafiyetlerini, insanlıklarını nasıl kaybetmiş olduklarını ya da insanlıklarının nasıl bundan ibaret kalabildiğini anlayamıyorsunuz. Utancımız biraz da bu insanlarla aynı toplumda yaşayıp görmezden gelmekten.
44 kişiyi öldürenlerin eline silah devlet tarafından verilmiş. Korucu olarak, koruma amaçlı elbet ama o amaç, o kimlik, o silah ehil ele, çalışan kafaya gitmeyince bir korucuyu bir caniye dönüştürebiliyor demek ki. Utancımız biraz da bunu yönetemeyişimizden. Böyle insanların eline silah vermeye mecbur kalacak bir toplumsal sorunun içinde yaşadığımız, bunu çözemediğimiz için.
70 çocuk kalıyor geride. Hayatın en büyük travmasını, anne-babasını kaybetmeyi, bu yaşta göğüsleyen. Yarısı hem anne babasını, yarısı ya anne ya babasını kaybetmiş. Hayatlarının daha başında silahla, ölümle, mezarla tanışmış, bu dünyada parasız, çaresiz, tek başına ya da kucağında bakmak zorunda hissedeceği ve muhtemelen bakamayacağı kardeşiyle kalmış, Türkçe bile bilmeyen 70 çocuk. Utancımız biraz da bu çocuklara ne olacağını biliyor olmamızdan. Ya yetimhanede sefil ya akrabaların yanında bedava işçi ya büyünce elinde silahla öç almaya gidecek bir katil ya da bir gün Sevgi gibi satılık...
Ülkenin lideri çağrıda bulunuyor; “Bu olay vesilesiyle bir kez daha bölgedeki üniversitelerimizi, medya kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, eğitim kurumlarını, kanaat önderlerini göreve davet ediyorum. Bu tür olayların uzun ve orta vadede tekrar yaşanmaması için herkes toplumsal sorumluluğunu yerine getirmelidir.”
Önce devletin önderlerine bakıyoruz… Valinin ilk derdi, kızlar ayrı okula gitsin. Töreye, buradaki insanların hassasiyetine uygun olsun diye. Utancımız biraz da bu önderleri seçmiş olmaktan. “Bu töre zaten eğitimsizlikten dolayı hala yaşayıp yaşatılabiliyor, eğitimsizlikten dolayı bu insanlar ölüyor ne olursa olsun ilk önceliğimiz, kalan tüm çocukların doğru düzgün eğitim almasıdır” diyemeyişinden.
Sonra toplumsal liderlere bakıyoruz. Tam da zamanı öyle değil mi? Rektörlerin 70 çocuktan üniversite çağındakilere el uzatmasının, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin bu çocuklara burs vermesinin, yaptırdıkları devlet yurtlarının kapılarını açtırmalarının, Milliyet’in “madem baban da yok seni okula ben göndereyim” demesinin, kızların Turkcell’in Kardelenlerine katılmasının. Türkan Hoca’nın, Ayşe Yüksel’in, Tijen Mergen’in ‘Sözde Bilge Köyü’ne gidip çocukları kampanyaları, projeleri kapsamına alıp kaderlerini değiştirmesinin…
Şimdiye kadar böyle olaylarda bunu yapan; sivil toplum örgütündeki, medyadaki, üniversitedeki kanaat önderleri onlar değil miydi? Utancımız biraz da bundan, kendi kolumuzu kesip sonra kolum yok diye ağlayışımızdan. Bu çağrıya cevap verecek insanlara ülke olarak yaptıklarımızdan, bu ülkeyi böyle yönetmeyi seçişimizden.
(Hande Yaşargil 10.05.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin