Murat Arın: Borsaların yükseliş çabaları inandırıcı değil
İMKB nisandan bu yana yaşanan düşüşte özellikle ABD, Asya ve Avrupa borsalarının bir çoğundan ayrışmış durumda ve hala boğa piyasasında. Ama bu durum değişebilir
Küresel piyasalar biraz dalgalı ama genelde olumlu geçen bir haftayı satışlarla tamamladı. Haftanın ilk yarısında borsa endeksleri yavaşlamakla birlikte yükseliş eğilimlerini korudu ama hafta sonu yaklaştıkça satışlar ağır basmaya başladı.
ABD'de ekonomik veriler ve bilançolar, Türkiye'de ise ekonomik verilerin yanı sıra mali kural beklentisi ön plandaydı. Kredi derecelendirme kuruluşlarının yeniden not artırmasının yolunu açacak mali kuralın meclisten bir an önce geçmesine, piyasalar bu nedenle önem veriyordu. Özellikle borsada yasanın geçmesi ve ardından not artırımları gelmesi satın alınıyordu. Yasanın ekim ayına kaldığının açıklanması borsada küçük bir sarsıntıya neden oldu ama mali kural aslında o kadar belirleyici değil. Önemli olan hükümetin bütçe taahhütlerine ne kadar sadık kaldığı. Bütçe açıklarını patlatmayı aklına koymuş bir hükümet önünde sonunda yasanın da etrafından dolaşmayı başaracaktır. Bu nedenle bu hafta içinde gelen bütçe gerçekleşmeleri çok daha önemli ve rakamlar, açığın yılsonu hedefinin altında kalacağını ortaya koyuyor. Mali kural olsa da olmasa da hükümet sıkı bütçe politikasını uygulamaya devam ediyor.
Olumlu bir haber de işsizlik verilerinden geldi ve işsizlik oranı yüzde 12 seviyesine indi. İlk çeyrekte hızlanan büyüme ikinci çeyrekte de devam ediyor. Buna vurgu yapmamım nedeni Avrupa'nın borç krizi nedeniyle önce Avrupa'da sonra ABD ve Çin'de durgunluk işaretlerinin gelmeye başlaması. Yılın ilk aylarında iyi giden Türk ekonomisinin, dünyada durgunluğun yayılmasından olumsuz etkilenmesini bekleyebiliriz.
ABD ve Avrupa'da ise durgunluk kaygıları devam ederken hem ekonomik veriler o kadar parlak gelmiyor hem de ilk gelen bilançolar piyasaları memnun etmeye yeterli olmadı. İlk önce açıklanan, alüminyum üreticisi Alcoa ve bilgisayar yonga üreticisi Intel'in bilançoları Wall Street'i memnun etti ama ardından gelen banka bilançoları Wall Street'teki havayı bozdu ve cuma günü satışlar ağırlık kazandı.
Küresel piyasaların yönü açısından S&P 500 Endeksi belirleyici oluyor. Geçen hafta endeksin 1080-1110 arasındaki hareketinin önemli olmadığını yazmıştım. Geçen hafta boyunca endeks 1090-1100 puan aralığındaki direnç seviyelerini zorladı ve piyasaların yükseleceğine dair inancın güçlenmesine katkı yapacak bir seyir izledi. Belki de bu dönemde buna alışmamız gerekiyor. Endeksler önce yeni dip seviyelere iniyor, sonra düşüşün önemli miktarını geri alıyor. Sonra yeni bir düşüş dalgası daha geliyor. Cuma günü ABD borsalarında yaşanan satışlar bu açıdan yeni bir gerilemenin habercisi olabilir ve önümüzdeki haftalarda borsalarda yüzde 10-15 aralığında bir düşüş gerçekleşebilir ve bu satışlar Wall Street'ten dünya borsalarına yayılabilir.
İMKB ise nisan ayından bu yana yaşanan düşüşte özellikle ABD, Asya ve Avrupa borsalarının bir çoğundan ayrışmış bir tablo sergiliyor. Geçen hafta bunun üzerinde çalışınca şöyle bir tabloyla karşılaştım: Nisan ayında başlayan düşüş başta ABD ve Londra borsaları olmak üzere birçok borsayı ayı piyasasına sokmuş. Asya'da Şanghay, Hong Kong, Tokyo ve Sidney borsaları, Avrupa'da Milano borsası ayı piyasasına girerek sert düşüşler yaşayanlar arasında bulunuyor. Boğa piyasasında olmaya devam edenler arasında ise Avrupa'da Frankfurt, Asya'da Seul, Kuala Lumpur ve Hindistan'ın Mumbai borsaları sayılabilir. İMKB sert düşen piyasalardan ayrışmış durumda ve bu son gruptaki borsalarla birlikte boğa piyasasında olmayı sürdürüyor. İMKB-100 Endeksi, özellikle Frankfurt DAX Endeksi'ne paralel bir seyir izliyor, onunla birlikte dalgalanmaları yaşıyor. Bu nedenle S&P 500 Endeksi nisan ayındaki zirvesinden yüzde 12 düşerken, İMKB'deki gerileme yüzde 3-4 düzeyinde kaldı. Ancak bu son üç aydaki ayrışma, İMKB için tam bir korunma anlamına gelmiyor. ABD borsalarında düşüşlerin beklendiği gibi devam etmesi durumunda bu İMKB'de de çok ciddi satışların gelmesine neden olabilir.
Bankalar 5 trilyon dolar borç çevirecek
Dünya genelinde bankaları zor bir dönem bekliyor. Bankaların sermaye yeterliliklerini güçlendirecek önlemler açıklanıyor, 2008'deki benzer büyük bir kriz yaşanmaması için ABD ve Avrupa'da yasalar değişiyor, bankaların büyük riskler almalarına sınırlama getirecek önlemler
açıklanıyor. ABD ve Avrupa'da bankalardan yeni vergiler alınması gündemde. Ama bankaları bekleyen zorluklar sadece bununla sınırlı değil.
Dünya genelinde bankalar gelecek üç yılda beş trilyon dolar borcu döndürmek zorunda ve bu büyüklükteki bir borç çevirme mali istikrarı ve büyümeyi tehdit edebilir. İngiltere Merkez Bankası'nın Mali İstikrar Raporu’na göre İngiltere´deki bankaların yeniden finansman ihtiyacı 2012 sonuna kadar 1.2 trilyon dolar düzeyinde. Yunanistan'la başlayan borç krizinden yara alan Euro Bölgesi bankaları için 2010 ve 2011´de vadesi dolan borçların tutarı ise 1.65 trilyon dolar.
Eğer bankalar bu borçlanmaları yüksek faiz oranları ile yenilemek zorunda kalırlarsa borç servisi maliyetleri bankaların sorunlarından kurtulmalarını zorlaştıracak. Eğer yeniden finansmana gidemez, borçlarını çeviremezlerse varlıklarını satmak ve kredilerini kısmak zorunda kalacaklar. Bu da büyüme üzerinde yeni bir baskı demek. Avrupa bankaları için yapılan ve bu hafta açıklanacak stres testlerinin piyasalarda inandırıcı bulunması bu açıdan da önem taşıyor. (www.finanstrend.com)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin