Ana Sayfa | Yazarlar | Murat Arın | Dibe doğru geri sayım sürüyor

Dibe doğru geri sayım sürüyor

Yazı Tipi Boyutu: Decrease font Enlarge font
Dibe doğru geri sayım sürüyor

ABD Başkanı Obama'nın açıkladığı teşvik paketi ve mali istikrar planı piyasaları tatmin etmedi. Ancak sorunların daha net ortaya çıkmasını sağlayan politikalar, dipten çıkışı hızlandırabilir

Piyasalar haber akışı açısından ilginç bir haftayı geride bıraktı. ABD'de ekonomiyi ayağa kaldırma adına üst üste adımlar atıldı ancak bütün bunlar borsa endekslerinin gerilemesini engelleyemedi. ABD Kongresi'nde 789 milyar dolarlık teşvik paketi kabul edildi ama bunun etkisi bugünden yarına hissedilemeyecek. Özellikle yarım trilyon dolarlık harcama kısmının ekonomi üzerindeki etkisi bu yıl ciddi biçimde hissedilmeyebilir. 287 milyar dolarlık vergi indirimleri ise yılın ortasından itibaren bireylerin harcamaları üzerinde rol oynayabilir. Geçen yıl Bush yönetiminin 150 milyar dolarlık vergi indirimi, ABD ekonomisinin ikinci çeyrekte bir sıçrama yapmasını sağlamıştı fakat devamı gelmemişti. Başkan Barack Obama'nın mortgage kredisi kullananların neredeyse tümünü kapsayacak şekilde bir destek paketi çıkarmaya hazırlanması diğer bir olumlu gelişmeydi ve perşembe günü Wall Street'i ipten aldı. Kasım ayındaki dip seviyelerine ulaşmak üzere olan endeksler son bir saatte bu haberle toparlanmayı başarabildi.

Haftanın en önemli gelişmesi hem ABD'de hem Avrupa'da birçok bankanın kamulaştırmaya doğru adım adım gittiğinin ortaya çıkması oldu. Barack Obama'nın başkanlık görevini devralmasıyla bir “kötü banka” kurulması fikri ortaya atılmış ve bankaların hükümet eliyle kurtulacağı beklentisi borsalarda bir coşku yaratmıştı. Ancak birkaç hafta süren tartışmaların ardından ABD Hazine Bakanı Tim Geithner hiç de beklentileri karşılamayacak bir plan ortaya çıkardı. Buna göre kamu ve özel sermaye ortak bir fon kuracak ve bankalardaki kötü tahvilleri devralacak. Wall Street'in buna tepkisi çok sert oldu ve planın açıklanmasıyla endeksler yüzde 4'ün üzerinde geriledi. Çünkü bu plan, bankaları biraz daha köşeye sıkıştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacak. Bankaların kötü varlıklarının temizlenmesi için 1,5 ila 4 trilyon dolar gerekeceğine dair tahminler yapılıyor ve bunu ABD hükümetinin devralması batmış bankaları kolay yoldan kurtarmak demek olacaktı. İşin içine özel sektörü sokmak ise kötü varlıkları için daha düşük fiyat verilmesi anlamına geliyor. Özel sektör varlıkları yüksek fiyattan devralmaya yanaşmayacaktır. Üstelik 500 milyar dolar, en fazla 1 trilyon dolarlık bir alım yapılacak. Bu da bankaların bilançolarındaki geri kalan varlıkları da yeniden değerlemesine ve zararların daha da büyüyerek iflasın eşiğine gelmelerine neden olacak. Kötü varlıkları satın alma çabasının, Bush yönetiminde olduğu gibi, bir kez daha terk edileceği şimdiden gözüküyor. Bunun sonucunda hükümet artık rahatlıkla “bankaları kamulaştırmaktan başka çarem kalmadı” diyebilir.

Özetle ABD hükümeti bir belirsizlik daha yarattı ama sonuca giden süreci kısalttı. Avrupa Komisyonu'nun Avrupa bankalarındaki zararların gizlendiğine yönelik raporu benzer bir sürecin Avrupa'da da yaşanabileceğini gösteriyor. Obama yönetiminin aldığı önlemler her ne kadar piyasalarda olumlu bir hava yaratamasa da planlı ve sorunların üstesinden gelinebileceğini gösteriyor. Önümüzdeki birkaç ay kayıp zaten. Kararlı politikaların sürmesi birkaç ay sonra dipten yükselişi sağlayabilir.

Kamulaştır Gitsin!
ABD kapitalizmi aylardır büyük bir çelişki içinde yaşıyor: Mali sektörün zor durumdaki büyük kurumlarını kurtaralım mı batıralım mı? Kurtarmak “bırakınız geçsinler” ilkesine aykırı ancak bunun karşısına da “batmak için çok büyük olmak” kavramı çıkıyor. Lehman Brothers için “bırakınız batsın” ilkesi uygulandı ancak bu, çöküşü hızlandırdı: AIG, Wachovia ve Washington Mutual iki hafta içinde iflas etti. Şimdi de en büyükler için bu tartışma sürüyor.

Bankaların kamulaştırılmasını savunanlar arasında önde gelen ekonomistler Joseph Stiglitz, Nouriel Roubini ve Dean Baker yer alıyor. Ünlü spekülatör George Soros da bunu ilk dile getirenler arasında. Nobel ödüllü Stiglitz'e göre ABD hükümetinin bankalara akıttığı yüz milyarlarca dolar hiçbir işe yaramadı. Bankalar iflas etmiş durumda ve kamulaştırma, tek çözüm.

Krizi en iyi öngören ve felaket habercisi olarak adlandırılan Nouriel Roubini ise ABD bankalarının 1,8 trilyon dolar daha sermaye desteğine ihtiyacı olacağını ve bunun ABD Hazine Bakanı Tim Geithner'in önerdiği mali istikrar planıyla sağlanamayacağını savunuyor. Bankaların zarar etmeye devam edeceklerini belirten Roubini, bugün bu karar alınmasa bile altı ila 12 ay içinde ABD hükümetinin bu noktaya geleceğini belirtiyor ve en büyük bankalar için hemen kamulaştırmaya gidilerek zaman kaybedilmemesini öneriyor.

Dean Baker ve George Soros da kötü varlıkları satın almanın bir çözüm olmadığı görüşünde ve işin kamulaştırmayla sonuçlanacağını belirtiyor. ABD Başkanı Barack Obama ise kamulaştırmaya karşı gözüküyor. Hafta içinde ABC televizyonuna verdiği bir röportajda özel sektörün ABD'nin çimentosu olduğunu belirterek bankaların özel sektörün elinde kalmasının doğru olduğunu söyledi. (www.finanstrend.com)

Kredi Notu Esnek Ülkeler
Kredi derecelendirme kuruluşlarının şirket tahvilleri için bol keseden dağıttığı notlar bu krizin başlangıcında önemli tartışma konularından biriydi. En yüksek (AAA) notların, üç ay içinde beş altı basamak birden düşürüldüğüne tanık olduk. MBIA ve Ambac gibi tahvil sigortalayan şirketler, birkaç ay içinde silindi gitti. Şimdi yeni tartışma konusu, ABD hazine tahvilleri. ABD'nin mali sektöre verdiği destek, açılan teşvik paketleri, büyüyen borç stoku, tahvillerin kredi iflas sigorta primlerinin (CDS) görülmedik seviyelere yükselmesine neden oldu. Ancak kredi derecelendirme kuruluşları, ABD'nin en yüksek notunu koruyor.

Ortaya atılan soru şu: Daha az riskli tahviller varsa ABD hazine tahvili risksiz yatırım olarak ele alınabilir mi? Şimdi iki farklı değerlendirme yapılıyor: İlki AAA notuna sahip olmak artık sıfır risk anlamına gelmiyor. İkincisi ise AAA notuna sahip olanlar arasında ABD tahvilleri en güvenli olanlar değil.

Buna göre hazine tahvilleri için yazılı olmayan üç farklı AAA derecesi var. En zayıf olan, “aşağı yön için kırılgan” olarak sınıflandırılan ülkeler İspanya ve İrlanda. En güçlü olan, “aşağı yöne dirençli” olarak sınıflandırılan ülkeler ise Almanya, Fransa, İsviçre, Avusturya, Avustralya, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç, Singapur ve Yeni Zelanda. Bir de ortadakiler var: ‘Kırılgan’ ülkelerden güçlü ancak ‘dirençli’ ülkelerden zayıf. Bu sınıfta iki ‘esnek’ ülke var: ABD ve İngiltere. Kredi notunu sulandırmak da böyle bir şey olsa gerek.

(Murat ARIN – 15.02.09)

Subscribe to comments feed Yorumlar (0 Yorum Eklendi):

Yorumunuzu Ekleyin comment

Lütfen resimde gördüğünüz kodu giriniz:

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan İŞ'TE İNSAN Gazete veya isteinsan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bu haber için oy ver
0