Faiz inince döviz yükselir mi?
Merkez Bankası faizi iki puan indirince dövizin yükselebileceğine yönelik tahminler çoğaldı. Ancak rakamlar bunu desteklemiyor.
Merkez Bankası bugüne kadar göstermediği bir cesaretle faiz oranını iki puan birden indirdi. Dünyada ve Türkiye'de ekonomilerin hızla yokuş aşağıya gittiği, durgunluğun ve işsizliğin hızla tırmandığı, enflasyonun hızla gerilediği, gelişmiş ekonomilerde faizin sıfıra indiği bir ortamda faizlerin indirilmesinin şaşılacak ya da tartışılacak bir yanı bulunmuyor.Yıllardır yüksek faiz şemsiyesi altında TL varlıklara yatırım yapan hem TL'nin değer kazanmasından hem faizden yüksek getiri elde eden yabancı yatırımcılar için rahat kazanç tablosu değişiyor ve bu nedenle onlardan tepki gelmesi doğal. Aslında bazı yabancı kurumlar faiz indirimlerini doğal karşılayıp daha da sürmesini beklerken bazı kurumlar ise indirimlerin ardından TL'nin değer kaybedeceğini öngördü, kur tahminlerini yükseltti.
Faizler indiği için dolar yükselir mi? Doğrudan böyle bir sonuca varmak mümkün değil ancak faiz seviyesinin düşmesi spekülasyon için marj yaratıyor. Faizler yüksek olduğu zaman dalgalı kur sistemi içinde TL aşırı değerlendi. Dolayısıyla global piyasalarda kaosun büyümesi durumunda kurların aşırı yükselmesi mümkün. Ancak spekülasyon fırsatı bulduğu zaman para kazanma fırsatını kaçırmayan yabancı finans kurumlarının TL'yi düşürmeleri eskisi kadar kolay olmayacak. Bunun nedenlerini şöyle sırlayabiliriz:
1. Türk Hazinesi, Merkez Bankası ve maliyesi, eskisine göre çok daha güçlü bir yapıya sahip. Kamu net borç stoku her türlü değerlendirme ve karşılaştırmaya göre sağlıklı seviyeye inmiş durumda. Yüzde 1,5 civarında gerçekleşen bütçe açığı makul. Merkez Bankası'nın net döviz fazlası son bir yılda 5 milyar dolar daha arttı ve 35 milyar dolara yükseldi. Ayrıca Hazine'nin hesabında sürekli 10 milyar dolar mevduat bulunuyor. Bu da Merkez Bankası'nın, döviz varlıkları açısından ciddi bir tahribat yaratmadan 30 - 35 milyar dolar satılabileceği anlamına geliyor. Bu tutar neredeyse Türkiye'nin bir yıllık döviz açığına eşit.
2. Buna karşın başta ABD ve İngiltere ekonomileri olmak üzere gelişmiş ekonomilerin hem mali sistemleri hem de bütçeleri çökme yolunda. ABD bu yıl 1,2 trilyon dolar yani GSYİH'nın yüzde 8,5'i kadar bir bütçe açığı planlıyor. Buna, yeni başkan Barack Obama'nın 825 milyar dolarlık teşvik planından ve daha başka desteklerden kaynaklanacak rakamlar dahil değil. ABD ve İngiliz mali sistemi, hükümetlerden aldıkları yüz milyarlarca dolar destekle ayakta duruyor. ABD'nin bugün en büyük bankası olan Bank of America ve önceki büyüğü Citigroup'un geçen hafta düştüğü durum mali sektörün geldiği içler acısı durumu yansıtıyor. Bu nedenle mali sistemi biraz daha sağlıklı görülen (ancak gerçek durumun ne olduğu tam da bilinmeyen) Japonya'nın para birimi, diğerlerine göre değer kazanıyor. Özetle yatırımcılar için TL'den çıkıp geçecekleri çok cazip seçenekler yok.
3. Yurtdışında yerleşik yatırımcıların elindeki iç borçlanma senetlerinin tutarı 29 milyar TL'ye inmiş durumda. Toplam içindeki payları ise yüzde 25'e geriledi. Üstelik Türk bankacılık sektörü, durgunluk nedeniyle kredi musluklarını kıstığı için bilançosunda biriken kaynağı hazine tahvillerine aktararak çıkan yabancının yerini rahatlıkla alıyor. Yabancıların Hazine'nin iç borçlanması üzerinde bir ağırlıkları yok.
4. Ödemeler dengesi tablosu, cari açığın daraldığını, şirket borçlanmalarında ise azalma olduğunu gösteriyor. Bu azalmanın önemli bölümü yabancı çıkışı ve banka kredilerden kaynaklandı. İşin en ilginç yanı ise iki ayda kaynağı belirsiz 10 milyar doların gelmesi oldu. Böyle bir kriz döneminde sistemden para çıkışı beklenirken aksine Net Hata ve Noksan kaleminde 9,8 milyar dolar artış oldu.
5. Yanda reel kur endeksi grafiği görülüyor. Ekonomideki dönüşüm reel kur endeksinin denge noktasını yükseltti ve endeks bu son dönemdeki denge noktasına yaklaşmak üzere.
6. Merkez Bankası faizi yüzde 13'e indirdi ama bu yıl için enflasyon beklentisi yüzde 6'ya indiği için beklenen reel faiz hala 7-8 düzeyinde. Bu da çok cazip bir faiz. Hala faiz indirimi için yer var.
Bütün bu unsurlar bir araya geldiği zaman TL'nin bugünkü seviyelere göre çok fazla değer kaybedip öyle kalması mantıklı değil. Önümüzdeki aylarda global piyasalarda sert dalgalanma beklentim değişmedi dolayısıyla geçici sıçramalar olacak ancak orta vadede TL, bugünküne yakın seviyeleri merkez alabilir. Bu konuya Forbes dergisinin Şubat sayısında devam edeceğim..
ABD'de depresyon olasılığı yüzde 52
Bu istatistiksel bir öngörü değil; ABD'de bir İnternet sitesi üzerinde yapılan bahislerin sonucunda ortaya çıkan oran. ABD ekonomisinin, 2008'in son çeyreğinde yaklaşık yüzde 5 küçülmesi bekleniyor. Bu yılın ilk çeyreği için de beklentiler daha iyi değil. Ancak başta krizin gelişimini bilmesiyle ünlenen Nouriel Roubini dahil bazı ekonomistler, durgunluğun 2010'a kadar sürmesini bekliyor.
Enflasyonun da eksiye geçmesiyle depresyon kaygıları artıyor. Bahisler bu olasılığı Aralık ayında yüzde 20'nin altında gösteriyordu ancak üst üste açıklanan ekonomik veriler, şirketlerin ileriye dönük ortaya koyduğu olumsuz tablo, durumun değişmesine neden oldu.
Piyasalarda beklentilerin kötüleşmesi, borsalarda satış getirirken bahislerde depresyon bekleyenlerin oranı yüzde 55'e kadar yükseldi. Aynı siteye göre Dow Jones Sanayi Endeksi'nin yıl sonunda 7 bin 500 puanın altında olmasını bekleyenlerin oranı ise yüzde 75. Endeks son iki aydır 8 - 9 bin puan arasında gidip geliyor.
Kredi piyasasında canlanma işareti var ama zayıf
ABD'de ocak ayının ilk haftasında, 41 milyar dolarlık şirket tahvili ihracı gerçekleştirildi. Bu, son sekiz ayın en yüksek rakamı oldu. Bunun birkaç nedeni var. Londra'da dolar için bankalararası faiz (libor) yüzde 1,5'in altına indi.
Fed'in 300 milyar doların üzerinde şirket tahvili satın alması, kilitlenen piyasanın biraz açılmasını sağladı. Fed'in mortgage tahvilleri satın almasıyla birlikte faiz yüzde 5'in altına geriledi.
Çöp tahvillerin, ABD Hazinesi tahvillerine göre faiz farkı aralık ayındaki 22 puan seviyesinden 18 puana indi. Bütün bunlar, piyasanın olumlu yönde gelişimini gösteren haberler. Ancak kredi piyasasındaki kilitlenmenin çözüldüğünü söylemek için erken.
Örneğin LyondellBasell'in 26 milyar dolarlık tahville iflas etmesi ve bu riskin 2 milyar dolarlık kısmının Citigroup'ta olması, geçen hafta banka hisselerinden kaçışı tetikleyen unsurlardan biri oldu. Nortel Networks'ün iflası da olumsuz gelişmeler listesine eklendi.
Durgunluk ve büyüyen bütçe açıkları nedeniyle kriz, daha fazla sayıda ülkenin tahvillerine sıçramaya başladı. Kredi derecelendirme şirketi S&P, üst üste Yunanistan, İspanya, İrlanda ve Portekiz'in görünümlerini negatife çekti ve bir not indirimine hazırlandığının işaretini verdi. Bu, hemen tahvil ve CDS fiyatlarına yansıdı. Bir yerden diğerine sıçrayan sıkıntılar, kredi piyasalarındaki sıkışıklığın düşen faizlere rağmen süreceğini gösteriyor.
(Murat ARIN - 18.01.09)







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin