Murat Arın: İmzaya kadar fırtına, sonrası tufan
Küresel piyasalar tatil dönemlerini bir kenara koyarsak son dönemdeki en sakin haftalarından birini geride bıraktı. Dalgalanmalar azalırken, borsalar yükseliş trendi yakalamaya çalıştı. Döviz kurlarında ise düşüş eğilimi devam etti. S&P'nin Fransa'nın kredi notunu indirdiği haberiyle piyasalar haftayı satışlarla tamamladı. Küresel piyasalar için en temel sorun Avrupa ve bu durum en azından birkaç ay daha değişmeyecek gözüküyor, kısa vadede Avrupa'nın önüne geçecek ekonomi kaynaklı bir sorun bulunmuyor. ABD ekonomisi, hafif de olsa canlılık işaretleri veriyor ve şirket karlılıklarının yüksek beklenmesi nedeniyle Wall Street iyimser bir havada. Cuma günü JP Morgan'ın kârının düşük kalması, ABD banka hisselerinde bir satış dalgası getirdi ama olumlu beklentiler, ancak yeni başlayan bilanço dönemi ilerledikçe değişebilir. Türkiye'nin yanı sıra Çin, Hindistan, ve Brezilya gibi yükselen ekonomiler, 2008 krizi sonrasında ekonomilerinde oluşan yapısal sorunları aşmaya çalışıyor. Bu durumda küresel piyasaların seyrini Avrupa'dan gelen haberler belirliyor.
ECB desteği ayakta tutuyor
Avrupa'da mali sistem, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) desteğiyle ayakta duruyor. Bankalara üç yıl süreyle verilen yarım trilyon euro likidite sayesinde İtalya ve İspanya geçen hafta ihaleler yoluyla borçlanabildi, hatta iki ülkenin faizleri hem ihalelerde hem ihaleler sonrası piyasada ciddi biçimde geriledi. Geçen hafta gündemin arka planında işlenen konu ise Yunanistan'ın, borçlarını yapılandırmak için bankalarla ve fonlarla yaptığı pazarlıklardı. Yunanistan, yaz aylarından bu yana süren görüşmelerde borçlarının yarısını silme konusunda bankalarla anlaşabilmiş değil. Kalan borcun uzun vadeye yayılması ve faizin de düşürülmesi nedeniyle tahvilleri elinde tutan banka ve diğer yatırımcıların kaybının yüzde 75'e kadar ulaşacağı hesaplanıyor. Taraflar arasında anlaşma sağlanmasını engelleyen ise hedge fonlar. Avrupa bankaları Yunan tahvillerini faize bakmaksızın satıp çıkarken, riskli yatırımların oyuncuları olan hedge fonlar, Yunanistan'ın AB'den yardım almayı sürdüreceği beklentisiyle ülkenin kısa vadeli bonolarını satın almış durumda; fonlar vadeye kadar bekleyip yüksek kâr yakalamaya çalışıyor. Hedge fonlar görüşmelerde, kendi çıkarları doğrultusunda ayak direyince, Yunanistan'ın gönüllü bir borç yapılandırmasına gidip AB ve IMF'ten yeni yardım alması da tehlikeye giriyor. Yunanistan'ın 20 Mart'taki tahvil itfasını ödeyememesi ve temerrüde düşmesi ciddi bir olasılık olarak piyasaların önünde duruyor. Euro Bölgesi ülkelerinin, 8 Aralık'ta anlaşılan mali entegrasyon konusunu mart sonuna kadar kabul etmeleri gerekiyordu. Ancak hafta içinde Almanya Başbakanı Angela Merkel, ülkeleri şubat sonuna kadar yeni düzenlemeleri onaylamaya çağırdı. Perşembe günkü toplantının ardından ECB Başkanı Mario Draghi süreyi ocak sonuna kadar çekmeye çalıştı. Bu acelenin haklı bir gerekçesi var: Avrupa bankalarını, iki ay daha yoğun bakım odasında tutarak yaşatmak mümkün olmayabilir, her an yaşanabilecek bir gelişme, mali sisteminin saatler içinde çökmesine yol açabilir. Bu karamsar tablonun içinde bir "ışık" var, o da piyasaların ülkeler imzaları tamamlayıncaya kadar iyi gitmesi gereği. Piyasalarda karmaşa artarsa bir ya da birkaç ülke euro'dan çıkmak isteyebilir ya da zorunda kalabilir. Bu durumda Euro Bölgesi birkaç gün içinde tamamen dağılacaktır. Avrupa'da büyük bir ekonomik çöküş yaşanacak olmasının ötesinde "Almanya'nın kontrol ettiği Avrupa" projesi de suya düşecektir. Bu nedenle mali entegrasyon konusu tamamlanıncaya kadar piyasalarda büyük bir düşüş olmayacağını tahmin ediyorum. ECB'nin görevi o zamana kadar euro'yu tek parça halinde tutabilmek için her türlü desteği vermek. İmzalar atıldıktan sonra Avrupa'daki 5 trilyon euro zararın kimin tarafından ödeneceği konusu gündeme gelecek ve görünen o ki fatura bankalara çıkacak. Fransa'nın kredi notunun S&P tarafından indirilmesi ise Avrupa'nın borç sorunlarının aşılamayacağını bir kez daha gösterdi.







del.icio.us
Digg
Facebook
Google
Myspace
Yorumunuzu Ekleyin